Haber Detayı
İran krizi, enerji güvenliği ve ticari etkileri
İran krizi, kısa vadede enerji ve lojistik maliyetlerini artırsa da uzun vadede bağımlılık kavramını yeniden tartışmaya açabilir. Hürmüz’de yaşanan kırılma, enerji dönüşümünü ve tedarik zinciri stratejilerini ulusal güvenlik meselesine dönüştürecektir. Türkiye dahil ithalata bağımlı ekonomiler için yükselen risk primleri yeni bir sınav anlamına gelse de kriz, küresel ticaretin ve enerji altyapısının yeniden tasarlanacağı bir dönemin habercisi olabilir.
Yönetim Danışmanı BARIŞ SAZAKABD ve İsrail'in Tahran'a yönelik askeri operasyonlarının ardından İran, Hürmüz Boğazı'nı uluslararası deniz trafiğine kapattı.
Eş zamanlı olarak BAE'nin başlıca hava lojistik merkezleri de İran'ın misilleme saldırıları sonucunda faaliyetlerini durdurdu.
Süreç nasıl seyreder bilemeyiz ancak uzadığı takdirde Dünya, 21. yüzyılın en ağır enerji ve lojistik krizlerinden biriyle karşı karşıya kalabilir.
İşin iktisadi yanını da düşünerek biraz da iyimser bir temenniyle sürecin aylar sürecek bir çatışma sarmalına dönmeyeceğini varsayıyorum.
Yine de olası riskleri incelemekte fayda var.İran operasyonun başlamasıyla II.
Trump döneminin; ABD'nin egemenliğinin, güvenliğinin, sınırlarının kontrolünün ve ekonomik refahının korunmasını önceliklendiren ana politik duruşunun yeni bir sayfası açıldı.
Geçtiğimiz aylarda yayımlanan Ulusal Güvenlik Belgesinde Batı Yarımküre ilişkileri, Güneyden gelecek olası göçün kontrolü, Asya tarafında cari fazla verdirecek ticaret rotaları ve deniz yolları, Ortadoğu'da alternatif güç odaklarının baskılanması vurgulanmıştı.
Venezuela’dan sonra ABD bu sefer İsrail ile gücün tüm türevlerini hem kendi yakın coğrafyasında hem de küresel çapta kullanmaktan çekinmediğini bir kez daha gösterdi.Hürmüz Boğazı, petrol ve dünya ekonomileriHürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde yirmisini taşıyan en kritik deniz koridoru. 2024 ortalaması günlük 20 milyon varil petrolü aşmaktaydı.
Boğaz geçtiğimiz yıl 17-18 milyon varil ortalamasıyla petrol sevkiyatına devam etti.
Ham petrolün yanı sıra büyük bölümü Katar'ın Kuzey Sahası'ndan temin edilen LNG ticaretinin de yüzde yirmisi de buradan taşınmakta.Boğazın kapanmasıyla günlük 20 milyon varillik kapasitenin aniden ortadan kalkması, küresel arzın neredeyse beşte birini frenleyecektir.
Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore başta olmak üzere Asya ekonomileri boğazdan geçen petrolün yüzde sekseninin ana müşterisi.
Alternatif transit güzergâhlarsa mevcut talebi karşılamaktan uzak.
Suudi Arabistan'ın Doğu-Batı boru hattı günlük 7 milyon varil, BAE'nin Fujairah hattı ise 1,5 milyon varil kapasitesine sahip.
İki hattın toplamı bile bölgesel ihracatın yüzde 40’ını ancak karşılıyor.Böylesine büyük bir petrol akışının sekteye uğraması elbette petrol fiyatlarını ve dolayısıyla birçok hizmetin maliyetini yükseltecektir.
Ancak ekonomilerin üzerindeki ilk etki, arz sorunundan önce risk primidir.
Risk priminin dünya ekonomisi için fiilen bir nevi vergi işlevi gördüğü söylenebilir.
Enerji maliyetleri üzerindeki risk primi taşımacılık maliyetlerini, gübre fiyatlarını, petrokimya girdilerini ve dolayısıyla enflasyon beklentilerini yukarı yönlü baskılar.Haliyle bu baskıyı en çok ithalata bağımlı olan ülkeler yaşayacaktır.
Türkiye bu durumu yakından deneyimledi. 2022'deki enerji şokunun faturası, döviz kuru baskısıyla nasıl iç içe geçebildiğini somut biçimde gösterdi.
Gelişmekte olan Asya-Pasifik ülkelerinin yanında AB ekonomileri de mevsimsel talebin yüksek olduğu bu dönemde spot piyasadan, ABD veya Afrika menşeli daha pahalı ikame LNG arayışına girmek zorunda kalacaktır.Çin için alarm zilleri çalmakta.
Ülkenin petrol ithalatının yaklaşık yarısı Hürmüz üzerinden taşınıyordu.
Petrol stoklarını geçtiğimiz yıl epey doldursa da ekonomisinin 2026 performansı doğrudan etkilenebilir.
Geçtiğimiz yıl OPEC+, üretimi hızlandırarak piyasayı arz yönünde desteklemişti.
ABD yönetimi bazı petrol ihracatçısı ülkelere yönelik yaptırımlarıyla küresel arz artışını frenledi.
O yüzden bu operasyonu da geçtiğimiz Ocak ayındaki Maduro operasyonunda olduğu gibi Çin ve alternatif kanallara akacak arzın ve dolayısıyla fiyatların kontrol altına alınması olarak okuyorum.Körfez İşbirliği Konseyi (GCC) üyesi devletler açısından da tablo kritik.
Bu ülkelerin kamu maliyeleri çok büyük oranlarda petrol ve doğal gaz ihracatına dayalı.
İhracatın durması hem kamu bütçelerini hem de altyapı yatırımlarının finansmanına ciddi darbe indirecektir.
Uzun süreli bir blokajın bu prensliklerin iç politik dengelerine de tesiri olabilir.Lojistik sistem ve eski paradigmaların dönüşümüİran tarafından misilleme olarak doğrudan hedef alınan Dubai Havalimanı 2025'te 100 milyona dayanan yolcu trafiği ile bölge haricinde Asya Pasifik ve Afrika için de çok önemli bir transit lojistik üstü.
Bu aktarma noktasının kapanması yıllık 2 milyonun üzerinde transit yolcuyu etkileyecektir.Deniz lojistiğinde gemiler Körfez ve Süveyş Kanalı güzergâhından çıkarak, Ümit Burnu üzerinden seyahat etmeye başladı.
Bu değişiklik, Asya ile Avrupa arasındaki nakliye sürelerini yaklaşık 2 hafta uzatmakta.
Yakıt tüketimi ve işletme maliyetleri de buna paralel artmakta.Körfez için denizcilik sigortası primleri yüzde elli artarken, sigorta şirketleri 5 Mart 2026 itibarıyla savaş riski teminatı için iptal bildirimlerini göndermeye başladı bile.
Hava kargo tarafında ise elektronik ve ilaç gibi hassas ürünleri taşıyan hatlar, Orta Asya veya Afrika üzerinden uzun rotalara yönelmek zorunda.
Bu durum “zamanında teslimat” planlamasına dayalı küresel tedarik zincirlerine de zarar verecektir.Kriz, yapısal bazı kavramların dönüşümünün fitilini ateşleyebilir.
Bu bağlamda artık enerji dönüşümü iklim politikasının ötesinde bir sigorta olarak da düşünülmeli.
Bu tip krizler bürokratik engelleri hafifletir, izinleri hızlandırır, sübvansiyonlar sağlanır, yerel kapasite ulusal güvenlik temasıyla birlikte anılmaya başlar.
Önümüzdeki on seneye tesir edecek şekilde nükleer ve yenilenebilir enerji teknolojilerine ve yerel depolama/boru hattı altyapısına yönelik yatırımlarda kayda değer bir artış kuvvetle muhtemel.Bu yönelim, küresel enerji ticaretinin yapısını önümüzdeki dönem dönüştürebilir.
Benzer durum ticari taraf için de geçerli.
Yıllarca çok uluslu şirketler ve iş yapma biçimleri verimliliği kutsadı, yalın tedarik zincirini bir gereklilik olarak öne çıkardı.
Bu model sakin havalarda işe yaradı ancak tek bir rotanın tıkanmasının kıtalar arası fiyatları sarsabildiği dönemlerde maliyetleri fırlatıyor.
Tedbirin belirli bir maliyeti var ama kırılgan yapısallıktan çok daha ucuz olduğu kesin.
İran ve körfez ülkelerine yayılan kriz, Türkiye dahil dünya ekonomilerine hiç şüphesiz hasar verecektir.
Ama bazı kalıplaşmış temaların da yeniden tasarlanmasına da yol açacaktır.