Haber Detayı
Etin gramı, geleceğin bedeli mi; yeni beslenme rehberleri ne söylüyor
Yeni ABD beslenme rehberleri, yıllardır “sınırla” denilen kırmızı eti yeniden masaya koydu. Peki bilim insanları aynı fikirde mi? Üç beslenme otoritesinin görüşleri, kırmızı etin sadece sağlık açısından değil, çevre ve etik boyutlarıyla da yeniden düşünülmesi gerektiğini gösteriyor.
Kırmızı et uzun zamandır modern beslenme tartışmalarının merkezinde.
Bir yanda protein, demir ve doygunluk; diğer yanda doymuş yağ, kalp hastalıkları ve iklim krizi.
Sağlık otoriteleri yıllarca haftada üç–dört porsiyonla sınır çizdi.
Ancak geçtiğimiz hafta yayımlanan yeni ABD beslenme rehberleri, bu çizgiyi belirgin biçimde bulanıklaştırdı.Yeni rehberler, insanlara “gerçek gıda” yemeyi öneriyor; taze sebzeler, baklagiller, tam tahıllar… Ama aynı zamanda kırmızı et, tereyağı, tam yağlı süt ürünleri ve hatta sığır donyağını da kapsayan bir protein çeşitliliğine kapı aralıyor.
Bu, onlarca yıldır “yağı azalt” diyen beslenme dilinden belirgin bir kopuş.UZMANLAR AYNI TABAKTA BULUŞMUYORNew York Üniversitesi’nden halk sağlığı profesörü Marion Nestle’a göre rehberler çelişkili.
Bir yandan doymuş yağın günlük kalorinin yüzde 10’unu geçmemesi söylenirken, diğer yandan bu yağın en yoğun kaynakları normalleştiriliyor.
Nestle, kırmızı et ve tereyağının “ölçülü” tüketildiğinde sorun olmayacağını kabul ediyor ama bunun bir davet olmadığını vurguluyor: “Bu, sınırsız et yeme izni değil.”Tufts Üniversitesi’nden kardiyolog Dariush Mozaffarian ise asıl meselenin yağ değil, işlenme biçimi olduğunu söylüyor.
Onun için kırmızı et haftada en fazla bir porsiyon ile sınırlı kalmalı; sosis, salam, bacon gibi işlenmiş etler ise nadir birer istisna olmalı.
Tam yağlı süt ürünlerinde ise fermente olanlar — yoğurt, kefir, bazı peynirler — öne çıkıyor.Harvard Üniversitesi'nden Walter Willett ise en sert itirazı dile getiriyor.
Ona göre rehberler hem sağlık hem de gezegen için riskli.
Bitkisel proteinlerin — kuruyemişler, baklagiller, soya — uzun vadede daha iyi sağlık sonuçları sunduğunu vurguluyor.
Et ve süt ürünlerinin yalnızca beden üzerinde değil, toprak, su ve iklim üzerinde de ağır bir bedeli olduğunu hatırlatıyor.BESLENME ARTIK SADECE KİŞİSEL DEĞİLWillett’in ortak yazarlığını yaptığı Planetary Health Diet araştırması, 30 yılı aşkın sürede yüz binlerce insanın verisini izledi.
Sonuç net, ağırlığı bitkisel gıdalarda olan, eti ve süt ürünlerini ölçülü tüketen diyetler hem daha uzun bir yaşamla hem de daha düşük çevresel ayak iziyle ilişkili.Bu noktada soru değişiyor; "kırmızı et yiyebilir miyim?” değil, “Ne kadar, ne sıklıkla ve neyin yerine?”Et, tarihte güç, bolluk ve statüyle ilişkilendirildi.Bugünse aynı lokma; sağlık, iklim ve etik tartışmalarının tam ortasında.Sofra artık sadece bireysel bir tercih alanı değil, kolektif bir sorumluluk sahası.Odatv.com