Haber Detayı

Atatürk’ün, annesi Zübeyde Hanım’ın mezarı başında yaptığı konuşma (27 Ocak 1923)
Cumhuriyet'in egesi cumhuriyet.com.tr
14/01/2026 09:26 (4 saat önce)

Atatürk’ün, annesi Zübeyde Hanım’ın mezarı başında yaptığı konuşma (27 Ocak 1923)

KONUK YAZAR | Atatürk Araştırmacısı Ahmet Gürel, Cumhuriyet Ege için yazdı...

“Zavallı annem, bir zamanlar kurtuluşu bütün Ulus için ülkü olmuş İzmir’in kutsal topraklarına vücudunu emanet etmiş bulunuyor.

Ölüm yaradılışın en doğal bir yasasıdır.

Böyledir ama yine de üzüntü verici belirtileri vardır.

Burada yatan annem, zevkin, zorbalığın, bütün ulusu uçuruma götüren kanunsuz bir idarenin kurbanlarından biridir.

Annemi kaybetmekten çok üzgünüm.

Abdülhamit devrindeydi, 1905 tarihinde askeri okuldan henüz kurmay yüzbaşı olarak çıkmıştım.

Hayata ilk adımımı atıyordum.

Fakat bu adım, hayata değil, zindana rastladı!

Gerçekten beni bir gün aldılar ve baskı yönetiminin zindanlarına koydular.

Annem bundan, ancak hapishaneden çıktıktan sonra haberdar olabildi.

Ve derhal beni görmeye koştu.

İstanbul’a geldi.

Fakat orada kendisi ile ancak üç beş gün görüşebildim.

Çünkü tekrar baskı yönetiminin hafiyeleri, casusları, cellâtları ikametgâhımızı sarmış ve beni alıp götürmüşlerdi.

Annem ağlayarak arkamdan beni takip ediyordu.

Beni sürgün yerime götürecek olan vapura bindirilirken, benimle görüşmesi yasaklanmış olan annem, gözyaşları ile Sirkeci rıhtımında acı ve kederler içinde terk edilmiş bulunuyordu.

Zindanda geçirdiğim senelerde annemin hayatı, ıstırap ve gözyaşları içinde geçmiştir.

Başka bir nokta daha: Ateş kes zamanında Anadolu’ya geçtiğim zaman, annemi hasta bir halde İstanbul’da terk etmek zorunda kalmıştım.

Annemin yanına bıraktığım bir adamım vardı.

Bu adamı Erzurum’dan İstanbul’a gönderdiğim zaman, annem bu adamın yalnız olarak geldiğinden haberdar olduğu an benim hakkımda halife ve padişah tarafından verilmiş olan idam kararının yerine getirildiğini zannetmiş ve bu yanlış kanı nedeniyle felç olmuştu.

Ondan sonra bütün mücadele yıllarını sıkıntı ve acı içinde geçirmişti.

Padişah ve hükümetinin ve bütün düşmanların sürekli baskısı ve işkencesi altında kalmıştı.

Evi çeşitli sebep ve bahanelerle basılır, aranır, kendisi rahatsız edilirdi.

Annem üç, beş senenin gece ve gündüzlerini gözyaşları içinde geçirdi.

Bu gözyaşları ona gözlerini kaybettirdi.

Sonuç olarak annem manen yaşıyordu.

Annemin ölümünden şüphesiz ki çok üzgünüm.

Ama benim bu acımı yok eden bir avuntum var.

Vatanı yoksulluğa sürükleyen idarenin artık bir daha geri gelmeyecek gibi yokluğun mezarına götürülmüş olduğunu görerek ölmüş olmasıdır.

Annem şimdi bu toprağın altında; ama bu toprağın üstünde, ulusal egemenlik dünyanın sonuna kadar sürüp gidecektir.

Annemin ruhuna yüklenmiş olduğum vicdan yeminini tekrar edeyim: Annemin mezarı önünde ve Tanrı’nın yüce katında söz verip and içiyorum ki, ulusumun bu kadar kan dökerek elde ettiği egemenliğin korunması ve savunulması için, gerekirse annemin yanına gitmekte gecikmeyeceğim, ulus egemenliği uğrunda canım vermek, benim için vicdan borcu olsun, namus borcu olsun.” O, ana, “Selanik’ten Doğan Güneş: Atatürk”ü bize kazandırdın.

Sonsuza kadar ışıklar içinde yat.

Ahmet Gürel.

İlgili Sitenin Haberleri