Haber Detayı

Avrupalı küreselciler Trump’ın haydutluğuna ortak oldu
Ali rıza taşdelen aydinlik.com.tr
13/01/2026 15:41 (4 saat önce)

Avrupalı küreselciler Trump’ın haydutluğuna ortak oldu

Avrupalı küreselciler Trump’ın haydutluğuna ortak oldu

Yeni yıl ABD emperyalizminin haydutluğu ile başladı. 3 Ocak sabahı erken saatlerde, Amerikan özel kuvvetleri Venezuela’nın başkenti Caracas'ı bombalayarak Başkan Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i kaçırdı.

BM Güvenlik Konseyi acil toplantı yapmadı.

Çin ve Rusya, Venezuela'nın egemenliğinin açık bir ihlali olduğunu kınarken, birçok Latin Amerika ülkesi “derin endişelerini” dile getirdi.

İktidara geldiğinden bu yana Trump, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kendilerinin oluşturduğu uluslararası düzeni ve bu düzenin kurumlarını tanımadığını zaten daha önce defalarca açıklamış ve bu doğrultuda hareket etmişti.

Artık “uluslararası hukuk” yok, güçlünün veya kendini güçlü sananların hukuksuzluğu var.

Batının daha doğrusu ABD’nin esir aldığı bir Birleşmiş Milletler var.

Böylece “Kurallara dayalı” uluslararası düzen son perdesini indirdi.İçinde bulunduğu yenilginin korkusunu yaşayan ABD’nin yüzünde artık “demokrasi”, “insan hakları” maskesi de yok.

Doğrudan eşkıyalığı ve haydutluğu var.

Trump eşkıyasının Venezuela saldırısı ile 2026 yılı, uzun bir süredir konuşulan Atlantik cephesinin yenilgisi ve Batı’nın bölünmesi sürecinin hızlanacağı, “Amerikan Yüzyılı” veya “Pax Americana” denen ABD hakimiyetinin çöktüğü ve bu düzeni ayakta tutan “dolar imparatorluğu” nun da sonunun geldiğini teyit etti.

DÜNYANIN EN BÜYÜK PETROL REZERVLERİNE SAHİP Venezuela tatlı su, altın, mineraller ve nadir toprak elementlerinin yanı sıra, tek başına dünya petrol rezervlerinin %17'sine sahip.

Yani dünyanın en büyük rezervleri. 303 milyar varil kanıtlanmış rezerv (Suudi Arabistan'dan fazla).

Maduro, ABD emperyalizminin yaptırımlarını aşmak için petrol satışlarını avro, Çin yuanı ve Rus rublesi cinsinden yapmaya başladı.

Çin ile doğrudan ikili anlaşmalar yaptı.

Ödemeler SWIFT sistemi dışında yapılmaya başlandı.

Aynı şekilde Rusya ve İran ile yakın ortaklıklar kurdu.

Ödemelerde dolar dışlanmıştı.

BRICS’e katılma talebinde bulundu.

Devasa rezervleriyle Venezuela, büyük çapta doların ortadan kaldırılmasının öncüsü olabilirdi.

Zaten Rusya, İran ve Suudi Arabistan bu yola girmiş ve “Petro Dolar” büyük bir darbe almıştı.Bloomberg'e göre Venezuela petrolünün %80’ini ithal eden Çin, enerji ve altyapı alanlarında Venezuela için “önemli bir kredi veren” haline geldi. 2015 yılına kadar Pekin, Çin devlet bankaları aracılığıyla petrol ile teminatlandırılmış 60 milyar dolardan fazla kredi verdi.

HALKI, ORDUSU VE İKTİDARIYLA DİMDİK AYAKTA Trump gözünü Venezuela petrolüne dikmişti.

Basın toplantısında “Exxon Mobil ve Chevron gibi büyük şirketlerimiz milyarlarca dolar yatırım yapacak...

Bu çürümüş endüstri bizim yönetimimizde çok para kazanacak” diyordu.

Daha da ileri giderek “Venezuela’yı biz yöneteceğiz” diyecek kadar hayal görüyordu.Artık ABD’nin böyle bir gücü yoktu; evet Başkan Maduro’yu esir almıştı ama Venezuela’da hedefine ulaşamadı.

Venezuela halkıyla, ordusuyla ve iktidarıyla hızlı bir şekilde toparlandı.

Maduro’nun yerine Başkan Yardımcısı Delcy Rodriguez geçici Başkan olarak atandı.

Rodriguez yaptığı açıklamada “Bu saldırının tek bir amacı vardı: Venezuela'da rejim değişikliği yaparak enerji, maden ve doğal kaynaklarımızı ele geçirmek…Venezuela'daki ulusal iktidarın tüm siyasi aktörleri bugün bir araya gelmiştir.

Ancak ülkenin sokaklarında da halk, Cumhurbaşkanı'nın daha önce yaptığı çağrıya yanıt olarak harekete geçti… Mirasımız gereği, bugün şafak vakti vahşice saldırıya uğrayan ulusal bağımsızlığımızı, egemenliğimizi ve toprak bütünlüğümüzü korumak kutsal bir görevimizdir… Venezuela'yı savunmaya hazırız.

Ulusal kalkınmaya hizmet etmesi gereken doğal kaynaklarımızı savunmaya hazırız.

Bugün, Venezuela halkı hidrokarbonlarının ve enerji kaynaklarının stratejik öneminin tam olarak farkındadır… Ve şundan emin olun: Venezüella halkı, bilge, sabırlı, stratejik sabırla donatılmış bir halk olarak, barışı, huzuru ve vatanı savunmanın yolunu bulacaktır” dedi.

AVRUPALI KÜRESELCİLER TRUMP’I DEĞİL MADURO’YU HEDEF ALDILAR Avrupa’nın küreselci liderleri ABD Başkanı Trump’ın Venezuela’ya saldırısı ve Maduro’nun kaçırılmasına sevindiler ve Trump’ın haydutluğuna ortak oldular.

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, İngiltere Başbakanı Starmer ve Almanya Başbakanı Merz gibi küreselci liderler, “Maduro’nun meşru bir başbakan olmadığı, gerçek bir diktatör olduğu, seçimleri çaldığı ve ülkesinde insan haklarını çiğnediği”söylemiyle ağız birliği yaptılar.Ama, genel olarak Avrupa’da bir şaşkınlık ve kararsızlık vardı.

Ukrayna savaşında Trump’ı yanlarına çekmek için onu doğrudan hedef almayarak kızdırmama çizgisi izlediler.

ABD’nin adını vermeden bazıları bu saldırının “Uluslararası hukuka aykırı” olduğunu açıkladı.

Avrupa Birliği (AB) yöneticileri; Avrupa komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Dışişleri Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas ve Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa, Maduro’nun “meşru başbakan olmadığını” ifade ederek, ABD’nin adını anmadan “gerginliği azaltma” ve “uluslararası hukuka saygı” çağırısında bulundular.

FRANSA’DAN ÇELİŞKİLİ AÇIKLAMALAR Saldırının gerçekleştiği ve Maduro’nun kaçırıldığı sabah Avrupa’dan ilk açıklama Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noel Barrot’dan geldi.

Söz konusu askeri operasyonun “uluslararası hukukun temelini oluşturan güç kullanmama ilkesine aykırı” olduğunu ve bu bağlamda “Fransa'nın, hiçbir kalıcı siyasi çözümün dışarıdan dayatılamayacağını ve egemen halkların kendi geleceklerini tek başlarına belirleyeceğini” belirtti.Bu şaşırtıcı açıklamadan birkaç saat sonra Cumhurbaşkanı Macron Bakanını hizaya getirerek X’de yaptığı paylaşımda, Maduro'nun yakalanmasını alkışladı.

Geçen yıl Maduro’nun karşısındaki Atlantikçi aday Gonzalez'in Maduro’nun yerine gelmesini talep etti.

Trump Avrupalı liderlerden sadece Macron’un mesajını yeniden paylaştı.

Macron X’te “Venezüella halkı bugün Nicolas Maduro'nun diktatörlüğünden kurtuldu ve bundan sadece sevinç duyabilir” diye yazdı.

Ve “2024'te seçilen Başkan Edmundo Gonzalez’in bu geçişi bir an önce gerçekleştirebilmesini diliyoruz” dedi.

ALMANYA VE İNGİLTEREDEN KAÇAK YANIT İSPANYA’DAN KINAMA Almanya Şansölyesi Friedrich Merz “Amerikan müdahalesinin hukuki niteliği karmaşıktır.

Bu konuyu ayrıntılı olarak inceliyoruz.” açıklamasında bulundu.

İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Maduro'nun ”gayri meşru“ rejiminin sona ermesinden ”memnuniyetini" dile getirdi ve "Birleşik Krallık hiçbir şekilde bu olaya dahil olmadı” dedi.

İspanya Başbakanı Pedro Sanchez X'te yaptığı paylaşımda, “İspanya Maduro rejimini tanımadı.

Ancak uluslararası hukuku ihlal eden ve bölgeyi belirsizlik ve militarizme sürükleyen bir müdahaleyi de tanımayacak” diye yazdı.

AVRUPA’NIN MİLLİYETÇİLERİ İYİ BİR SINAV VERMEDİ Diğer taraftan, Trump’a yakınlıklarıyla bilinen Milliyetçi parti ve hükümet başkanları da kimisi Trump’ı destekledi kimisi “uluslararası hukuka karşı” değerlendirmesinde bulundu.

Ama en dikkat çeken Macaristan Başbakanı Viktor Orban ve İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin Trump’a destek çıkması oldu.Orban, ABD'nin Venezuela petrol sektörünü ele geçirme isteğinin “petrol fiyatlarının düşmesine neden olabileceğini” söyledi.

Meloni, operasyonu, “uyuşturucu kaçakçılığı gibi hibrit saldırılara karşı meşru bir savunma müdahalesi” olarak değerlendirdi.Fransa Ulusal Birlik Lideri Marine Le Pen, X’te, Maduro için “Komünist, oligarşik ve otoriter olan bu rejim, çok uzun yıllar boyunca halkı üzerinde bir baskı kurarak milyonlarca Venezuelalıyı sefalete sürükledi” dedi.

Ancak, ABD'nin Venezuela'da gerçekleştirdiği rejim değişikliğine karşı çıkarak, “Egemenliğin dokunulmaz ve kutsal olduğunu” belirterek, “bugün Venezuela için, herhangi bir devlet için bu ilkeyi terk etmek, yarın kendi köleliğimizi kabul etmek anlamına gelir” diye yazdı.AfD’nin Bundestag'daki grup başkan yardımcısı Markus Frohnmaier, X'te yayınladığı bir mesajda, “diğer devletlerin egemenliğine yönelik bir saldırı” olarak nitelendirdi ABD, AB VE İSRAİL KOLKOLA İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar’ın açıklamalarıyla Avrupalı küreselcilerin Venezuela ve Maduro’ya bakışları örtüşüyordu: İsrailli Bakan “Bu tarihi anda İsrail, Maduro'nun yasadışı zulmü altında acı çeken özgürlük sevdalısı Venezuela halkının yanında yer almaktadır” diyerek şöyle devam etti: “İsrail, uyuşturucu kaçakçılığı ve terör ağını yöneten diktatörün devrilmesini memnuniyetle karşılar ve ülkede demokrasinin geri dönmesini ve iki devlet arasında dostane ilişkilerin yeniden kurulmasını umut eder.” İKİYÜZLÜ AVRUPA Avrupa’nın küreselcileri Hitler’in çizmelerini giyen ve Biden’laşan Trump’ı alkışladılar.

Çürüyen, ikiyüzlü Batı “uygarlığının” gerçek yüzünü bir kez daha gösterdi.

Söz konusu Rusya olduğunda farklı bir maske takındılar.

Ülkesini NATO saldırısından korumak için kışkırttıkları Ukrayna’ya özel bir operasyonla giren ve Donbass halkını Kiev’in zulmünden kurtaran Rusya’ya hep bir ağızdan “işgalci Rusya”, “Uluslararası hukuk ayaklar altına alındı”, “Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne saygı” diye haykırmışlardı.Venezuela'ya yönelik saldırıların ardından Trump, Grönland'ı tehdit etti ve birkaç hafta sonra bu konuyu tekrar gündeme getireceğini söyledi.

Avrupalıların paçası tutuşmuş durumda. “Danimarka ve Grönland ile ilgili konularda karar verme yetkisi yalnızca Danimarka ve Grönland'a aittir” diyerek feryat ettiler.

Korkuları büyük.

Bu durum NATO’nun dağılmasına kadar gider.

Peki Venezuela’da Trump’a teslim olan ve destekleyen Avrupa’nın bu küreselcileri Grönland için Trump’a direnebilir mi?

Hugo Chavez’in mirası: Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti Yeni bir Dünya kuruluyordu; Batı’nın saldırgan, işgalci, sömürgeci, ülke kaynaklarını ele geçiren emperyalist, kapitalist “uygarlığı”nın yerine, karşılıklı barış içinde yaşamayı savunan, ülkelerin toprak bütünlüğüne saygı gösteren, iç işlerine müdahale etmeyen, paylaşımcı yeni bir uygarlık.

Bu uygarlık Çin, Rusya, Hindistan, İran ve Türkiye gibi ülkelerinin başını çektiği Asya’da doğuyordu.

Batının çürümüş ve çökmekte olan Atlantik kampına karşı Avrasya kampı.

Ve Avrasya’nın kanatları emperyalizme ve sömürgeciliğe direnen, dünyanın mazlum ülkelerinin bulunduğu Afrika ve Latin Amerika.İşte Venezuela bu “Yeni Dünya” da yer almaya karar vermiş ülkelerden biri.

Tarihinde sömürgeciliğe karşı direnen Simon Bolivar’ın mirasına sahip çıkan ve ülkesine Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti adını veren anti emperyalist bir ülke.

LATİN AMERİKA’DA ABD HAKİMİYETİNİN SONU 2000’li yıllar, 186 yıldır ABD’nin kanlı darbeler ve zorba yönetimlerle denetim altında tuttuğu Latin Amerika ülkelerinin kendi kaderlerini ellerine almaya başladığı yıllar oldu.

Aralık 1998’de Hugo Chavez’in Venezuella Devlet Başkanlığına seçilmesiyle başlayan süreç, bir çok komşu ülkede iktidarların değişmesiyle, ABD’nin ünlü “Domino Teorisi” gerçekleşmiş, Latin Amerika’daki ABD hakimiyeti çökmeye başlamıştı.

MONROE RUHU DEĞİL, BOLİVAR RUHU 2009 yılında, 5.

Amerika zirvesi sonrasında Hugo Chavez, “Zirveye Monroe ruhu değil, Bolivar ruhu hâkimdi” açıklamasında bulunmuştu.

Adını 1823’de dönemin ABD Başkanı James Monroe’den alan “Monroe Doktrini”, Latin Amerika’nın ABD tarafından sömürgeleştirilmesinin başlangıcıydı.

Monroe, “Amerika Amerikalılarındır” sloganıyla aslında, “Amerika ABD’nindir” diyordu.

Chavez’in kast ettiği, artık bu süreç tersine döndüğüdür.

Amerika Kıtasının güneyinde artık Latin Amerika’nın Kemalizm’i olan Bolivarcı rüzgâr esiyordu.

HALKÇI DEVRİMCİ PROGRAM Bolivarcı iktidar Hugo Chavez ile IMF politikalarının yoksullaştırdığı ve açlık sınırına getirdiği halkın refah düzeyini yükseltmek, eğitim ve sağlık hizmeti için kolları sıvadılar.

Topraksız köylüye toprak dağıtarak onları özgürleştirmede önemli adımlar attılar.

Dış politikada bağımsızlıkçı politikalar geliştirerek eşitlik ve karşılıklı yarar temelinde Çin, Rusya, Hindistan, İran ve Afrika ülkeleriyle siyasi, ekonomik ve askeri işbirliği geliştirdiler.

Bu milli devrimci süreç, ABD emperyalizminin komplo, kuşatma ve iç yıkıcılık örgütleme saldırıları altında ilerledi. 11–14 Nisan 2002’de Chavez’e karşı yapılan CIA darbesi ile sayısız suikast girişimleri hep boşa çıkarıldı.Bölge, ABD’nin “Küreselleşme” adına başlattığı neoliberal saldırının bir laboratuvarı olmuştu.

Halkların özgürlüğü ve refahı, Devletlerin bağımsızlığı açısından bir yıkıma neden olan bu vahşi saldırı, aynı zamanda büyük kitle mücadelelerinin ortaya çıkmasına neden oldu.

ABD işbirlikçisi hükümetlerin uyguladığı neoliberal politikalar çöktü.

Chavez’in ölümünden (ya da öldürülmesinden) sonra iktidara gelen Nicolas Maduro işte böyle bir mirası devraldı ve Chavez’in çizgisini sürdürüyordu.

İlgili Sitenin Haberleri