Haber Detayı

ABD Ulusal Güvenlik Strateji Belgelerindeki masal dünyası -II-
Halil özsaraç aydinlik.com.tr
12/01/2026 00:00 (2 saat önce)

ABD Ulusal Güvenlik Strateji Belgelerindeki masal dünyası -II-

ABD Ulusal Güvenlik Strateji Belgelerindeki masal dünyası -II-

“Gerçek” ile “blöf”ü birlikte sunması sayesinde kendisini bir “silah”a dönüştürmüş olan ABD ulusal güvenlik strateji belgelerini geçen hafta incelemeye başlamıştık. 2010 ABD Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’nde Obama, ABD’nin İsrail’in güvenliğini sağlarken Filistin halkının kendi başına yaşayabilir bir devlet kurma yönündeki meşru özlemlerini karşılayan iki devletli bir çözümü benimsediğini yazıp imzalamıştır.

Yani, Filistin’i 2026’da bile tanımayacak olan ABD, 2002 ve 2006’da Filistinlileri boş yere umutlandırmış olan “stratejik aldatmaları”nı, yani yalanlarını 2010’da da utanmazca tekrarlamıştır. 2010 ABD Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’nde, dünya kamuoyunun yanı sıra ABD iç kamuoyunu da yanıltmaya çalışan bazı “stratejik aldatmalar” bile mevcuttur.

Örneğin, 2010 belgesinde, ABD’nin, 2020’ye kadar, üniversite mezunlarının nüfusa oranı bakımından yeniden dünya lideri olacağı yazılıdır.

Anlayacağınız, ulaşılamayacak bir hedef ile ABD kamuoyu oyalanmak istenmiş idi.

Nitekim, bırakın 2020’yi 2025’te bile ABD’deki üniversite mezunlarının nüfusa oranı, İrlanda, Litvanya, Lüksemburg, Rusya Federasyonu, İsviçre, İngiltere ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin gerisinde kalmıştır. 2010 ABD Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’nde yazılmış olan bir diğer iddialı “stratejik aldatma” ise, ABD’nin ihracatını 2014’e kadar %100 artırmış olma hedefi idi.

Obama, feci uçmuştu.

Çünkü, bırakın 2014’ü 2024’te bile ABD, 2010’daki ihracat rakamının 2 katına çıkamadı, artış yalnızca %61,5’te kaldı.

Aslında bu artış bile, aynı dönemde %54,4 olan dünya ihracat artış ortalaması civarında bir değer olabilmişti.

Yani, geçen 14 yıllık süreçte, ABD ihracatında özlemi çekilen bir başarı hikâyesi yaşanmamıştı. 2010 ABD Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’nde Obama, “Türkiye ile geniş bir yelpazede ortak hedefler konusunda iş birliğimizi sürdüreceğiz.” yazarak Türkiye’yi önem veriyormuşçasına özel bir vurgu yapmıştır.

Daha öncekilerden farklı olarak Türkiye’den ismen, hem de pohpohlayarak bahsedilmesinin nedeni, elbette ki bir yıl sonra faaliyete geçirilecek olan Kürecik Radarı’nın hatırınaydı.

Obama’nın pohpohladığı bir devlet daha vardı.

O da, Nijerya idi. 2010 ABD Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’nde, Nijerya’yı güçlü bir siyasi ve ekonomik istikrara kavuşturma sözü veriliyordu. 2010’dan 2024’e dünya ekonomilerinin toplam gayri safi hasılaları 66,81 triyon dolardan 110,98 trilyon dolara artarken, yani tüm dünya, gelirlerini %66 artırırken; aynı dönemde, petrol ülkesi Nijerya’nın gayri safi milli hasılası, 367 milyar dolardan 252,26 milyar dolara düştü, yani %31 oranında geriledi.

Alın size ABD istikrarı.

Belli ki, Nijerya ABD Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’nin bir “stratejik aldatma” belgesi olduğunu anlayamayıp ABD’nin ipiyle kuyuya inme hatasına düşmüş… 2010 Belgesi ile ABD, Afrika’ya güvenlik, büyüme ve insan sermayesini geliştirme; Darfur’da (Sudan) barış ve onuru da vadetmişti. 2026 Afrika’sına, özellikle Sudan’a ve Darfur’a bakmanızı, sonra da ABD’nin ulusal güvenlik strateji belgelerinin ne kadar ciddiye alınabileceğini düşünmenizi istiyorum.

Yine Obama’nın imzalamış olduğu 2015 Ulusal Güvenlik Stratejik Belgesi’ne göre ABD; - 1990-2010 arasında dünyadaki aşırı yoksulluk sorununun yarısını çözdüğüne, aynı dönemde 800 milyon insanı yoksulluktan kurtardığına, - 1990-2012 arasında dünyadaki çocuk ölümlerini %50 oranında azalttığına, - 2000 yılına değin düşük gelirli 29 ülkeyi orta gelirli statüye taşıdığına, - Mali krizlere rağmen, Sahra altı Afrika ülkelerinin son 10 yılda ABD sayesinde ortalama olarak %5’lik büyümeyi başardığına inanmaktadır.

İlginç ama, 2015 Belgesi’nde, ABD’nin 2030’a kadar dünyadan aşırı yoksulluğu sileceği de yazılıdır. 2030’a 4 yıl kala, 2015’ten bu yana ABD’nin aşırı yoksul ülkeleri yalandan desteklemesini geçtim, aşırı yoksullaşmaya sebep olduğu ülke sayısı bile o kadar fazla ki… Öncekilerin benzeri şekilde 2015 Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’nde de ABD, “Filistin’in varlığını güvence altına alan iki devletli bir çözüm yoluyla Filistin-İsrail çatışmasını sona erdireceğini” yazarak kendini yine Pinokyo durumuna düşürdü.

Gelelim Trump’ın “Tekrar Büyük Amerika (Make America Great Again-MAGA)” sloganına ilk defa yer veren ve teamüllerin dışına çıkarak önceki ABD yönetimlerinin tüm politikalarını yerden yere vuran 2017 Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’ne… Trump, bu belgeyi, “ABD Ordusu’nun yeni silahlar geliştiremediği”, “yeni tehditlere ve teknolojilere ayak uyduramadığı”, “savunma harcamalarına verimsizliğin hâkim olduğu” şikâyetlerini yazarak, yani önceki yönetimleri başarısız göstererek 2020’deki başkanlık seçimleri için propaganda malzemesine dönüştürmeyi tercih etmişti.

Aslında Trump, “Çin ve Rusya’nın askerî yeteneklerini geliştirme hızı karşısında ABD’nin geride kalmış olması” konusunda fazla da haksız sayılmazdı. 2017 ABD Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’nde Trump, önceki dönemlerde küçültülen ABD Silahlı Kuvvetleri’nin modernize edilirken sayısal olarak da büyütüleceğini ilan etti.

Ayrıca Trump, son 20 yılda Amerikan imalat sektörünün zayıflamış olmasından, bu durumun da Amerikalı üreticilerin ulusal gereksinimleri karşılama yeteneğini azaltmasından ve ABD ordusunu dışa bağımlı duruma düşürmüş olmasından şikâyet etmekteydi.

Trump 2017’de imzaladığı bu belgede, ABD’nin sahip olduğu nükleer silah fırlatma platformlarından bir kısmının yaşlanmış olmasını, nükleer silah altyapısının önemli bir kısmının ise II.

Dünya Savaşı’nın hemen sonrası döneme dayanıyor olmasını eleştirmiş; ABD’nin rakiplerinin ise yepyeni nükleer silahlar ile donatılmış olduğundan yakınmıştı. 2017’de Trump, ABD’nin önümüzdeki on yıllar içinde nükleer cephaneliklerine ve altyapısına önemli yatırımlar yapacağını ifade etmiş oldu.

Özetle, ABD’nin askerî ve nükleer silah yeteneklerini artıracağını ilan eden Trump, aslında ABD’nin 2017’den itibaren daha saldırgan bir rotaya girmenin hazırlığında olduğunu anlatmak istemiş oluyordu.

Öyle ki, aynı belgede “ABD’nin Hint-Pasifik, Avrupa ve Ortadoğu’da çıkar dengesini bozabilecek değişimleri önlemek için tüm iradesini ortaya koyacağı” da yazılıdır.

Yani, Trump’ın bazı sızlanmalarına rağmen, 2017 sonrası ABD’sinin de, bildiğimiz emperyalist karakterini devam ettirme kararlığında olduğu anlaşılmaktadır… Trump imzalı 2017 ABD Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’ne göre “İsrail ile Filistinliler arasındaki çatışmalar, iddiaların aksine Ortadoğu’nun en büyük meselesi değil” imiş; “İsrail’in Ortadoğu’daki sorunlara herhangi bir müdahalesi de olmuyor”muş; “bölgedeki barışı ve refahı, İsrail değil, cihatçı örgütler ve İran tehdit ediyor” imiş… Anlayacağınız, 2017’nin ABD ulusal güvenlik strateji belgesi, öncekiler gibi dünyanın algılarına ayar vermekten daha çok; 2020’de yapılacak ABD Başkanlık seçimlerinde Yahudi Lobisi’nin oylarını almak için üretilmiş bir doküman olma özelliğindedir.

Bu nedenle, öncekiler “kötü” referans iken, 2017’de imzalanmış olan bu belge “kötünün kötüsü” bir referans özelliğindedir.

Şu ana kadar incelediğimiz ABD ulusal güvenlik strateji belgeleri, “inandırıcılık” bakımından sınıfı geçmeyi başaramadılar.

Haftaya da 2022’de Biden’ın ve 2025’te Trump’ın imzaladığı ABD Ulusal Güvenlik Strateji Belgeleri’nin inandırıcılık analizlerini yapacağız.

Özellikle 2025’te Trump’ın imzaladığı son ABD ulusal güvenlik strateji belgesinin son derece sıradışı olduğunu şimdiden söylemeliyim…

İlgili Sitenin Haberleri