Haber Detayı

Küba krizindede 'Türkiye' detayı... Dünyanın yarısını peşin istiyor
Kayahan uygur odatv.com
11/01/2026 07:49 (15 saat önce)

Küba krizindede 'Türkiye' detayı... Dünyanın yarısını peşin istiyor

Kayahan Uygur yazdı...

Trump’ın ikinci kez iktidara gelişiyle dünyada neoliberal küreselci dönemin kesin olarak bittiği epeyce yazılıp çizildi.

Ancak herhalde eski ölçüt ve değerlendirmeler tam olarak bir kenara bırakılamadığı için yeni dönemde uluslararası ilişkilerin çok farklı olacağı pek anlaşılamadı.

G7’nin yönettiği ve ülkelerin merkezinde Dünya Ticaret Örgütü bulunan bir yapı içinde ortak değerleri paylaştığı bir dünya ile ulus devletlerin ön plana çıktığı ve en güçlü ülkenin “önce Amerika” dediği bir ortam elbette farklı olacaktı.

Bu yazıda Trump’ın birçoğumuzun hazmedemediği davranışlarının asıl motivasyonunu ele alacak ve Türkiye’yi yakından ilgilendiren Küba konusuna değineceğim.TRUMP PERVASIZCA İLAN ETMİŞTİŞimdi birçokları Trump’ın küstahlıklarına haklı olarak “haydutluk” demekteler ama ABD’nin bunları yapacağını daha önce ilan etmemiş olduğunu kimse söyleyemez.

Donald Trump’ın seçim kampanyasındaki vaatleri bugünkü uygulamalarıyla tamamen aynı çizgideydi. “Make America Great Again”, MAGA yani Amerika’yı Yeniden Büyük Yap sloganı Trump’ın bugünkü uygulamalarından başka bir anlam taşımıyor.

Haydutluğa gelince o da kapitalizmde sömürgeci konumdaki devletlerin bazen “demokrasi ya da medeniyet götürme” bahanesi altında gizledikleri ama sürekli daha da şiddetlendirerek devam ettikleri bir siyaset tarzıdır.Trump’ın Venezuela’dan lider kaçırma operasyonunun “demokrasi götürme” ile uzaktan yakından ilgisi bulunmamaktadır.

Trump’ın kendisi de bunu iddia etmezken ortada sanki böyle bir tartışma varmış gibi davranmak olsa olsa gölge boksudur.

Trump’ın zaten tek hedefi Maduro’nun ülkesi değildir.

Grönland ve onun bağlı olduğu AB ülkesi Danimarka, Kanada, Panama, Güney komşusu Meksika da hedefleri arasındadır.

Bu ülkelere diktatörlük denemez, hatta Danimarka ile Kanada uluslararası örgütlerin sıralamalarında ABD’den daha demokratik ülkelerdir.Dikkat edilirse Trump’ın ABD’nin şu veya bu şekilde tam egemenliği altına almak istediği bu toprakların tamamı Batı yarım küresindedir.

Trump, 1823 yılından kalma Monroe doktrinini uygulamaya koyarak dünyanın bu kısmında tek egemen olmak istediğini açıkça söylüyor.

Oda TV’de 7 Aralık’ta yayınlanan “Avrupa'ya 'uygarlığın batıyor' ihtarı...

Dünyayı şaşkına çeviren ABD belgesi» başlıklı yazımda ABD’nin yeni Ulusal Strateji Belgesi’nin geniş bir özetini yapmış ve ”Batı yarım küresi” konusunu da anlatmıştım.

Geçen haftaki yazımda da Hitler’in pek bilinmeyen ikinci kitabında etraflı bir şekilde anlattığı Lebensraum (yaşam alanı) jeopolitik kavramına değinmiştim.

Trump’ın tüm Batı Yarım küresini ABD’ye ayırma hevesi bu yaşam alanı anlayışıyla doğrudan ilgilidir.VENEZUELA VE GRÖNLAND’I BİRLEŞTİREN ORTAK NOKTATrump, Çin ile ABD arasında gittikçe kızışan emperyalist rekabette kendisine Kuzey ve Güney Amerika ile yanındaki adalar ve Grönland’ı bir asgari temel ve kendine yeterlilik alanı olarak görüyor.

Oradan da önce Arktik bölgesine sıçrayacağını da gizlemiyor.ABD liderinin bu kadar büyük bir coğrafyada mutlak egemenliği hedeflemesi ABD’yi Çin-Rusya ittifakı olasılığına karşı güvenceye kavuşturmak amacıyla bağlantılı.

Trump, elbette Çin’e karşı Rusya’yı yanına çekmeye çalışıyor, fakat bu çabasında başarılı olamazsa karşısında çok büyük bir Avrasya coğrafyasına hükmeden ve birbirlerini tamamlayan iki devlet bulacağını biliyor ve bu onun için en kötü senaryo.Trump, Venezuela, Grönland ve diğer ülkelerdeki müdahaleci emellerini haklı çıkarmak için çeşitli nedenler öne sürdü.

Ancak hepsini birleştiren bir ortak nokta var: Bu ülkeler, yapay zekâ ve savunma teknolojileri için, dolayısıyla da gelecekteki küresel hakimiyet için hayati önem taşıyan birçok kritik minerali barındırıyor.Venezüella liderini kaçırdıktan sadece iki gün sonra, Trump yönetimi yetkilileri ve finans analistleri bu ülkenin muazzam maden zenginliklerini tartışmaya başladılar.

Yetkililer, Venezuela'nın devasa petrol rezervlerinin yanı sıra, ülkenin nadir toprak elementlerinin çıkarılmasının finansal istikrarına katkıda bulunabileceğini ve ABD'nin yarı iletken endüstrisinin ihtiyaç duyduğu bu değerli kaynaklar üzerinde Çin'in küresel hakimiyetine karşı koymasına yardımcı olabileceğini savunuyorlar.ABD Ticaret Bakanı Howard Lutnick, pazar akşamı Air Force One'da Başkan Trump ile birlikteyken gazetecilere. "demir, mineraller, tüm temel mineraller var" diyordu, "Ne yazık ki zengin madencilik gelenekleri kaybolmuş".

Lutnick, Trump'ın "bu sorunu çözeceğini ve Venezüellalılar için yeniden kuracağını" söylüyordu.

Ama tabii bu en başta Venezuela'daki Amerikan şirketlerine fayda sağlayacak.

Pazartesi günü, finansal analistler bu ülkedeki potansiyel madencilik yatırımlarından söz etmeye başlamışlardı bile.Venezuela ve Grönland’ın ortak yanı elektronik ürünlerde ve ileri teknolojideki bataryalarda kullanılan kritik minerallere sahip olmaları.

Grönland, ileri teknoloji AI çiplerinde kullanılan galyum, germanyum, indiyum, tantal ve silikon yataklarına sahip.

Ayrıca Venezuela'da bulunmayan bir başka değerli maden olan paladyum da orada var.Grönland'a kıyasla Venezuela, akıllı telefonlarda, dizüstü bilgisayarlarda ve elektrikli araçlarda kullanılan bir metal olan koltanın daha büyük miktarlarına sahip.Venezuela ve Grönland ayrıca, fisil uranyum 233'e dönüştürülebilen ve nükleer yakıt olarak kullanılabilen bir metal olan toryuma sahipler.

Ayrıca, bu iki ülke, yapay zekaya adanmış devasa veri merkezlerine güç ve temiz enerji sağlayabilecek lityum, kobalt ve nikel gibi mineraller açısından da zenginler.ABD'nin Venezuela ve diğer ülkelerdeki kritik minerallere erişim konusundaki ilgisi, silahlanma alanındaki hakimiyet kadar, ABD'nin ekonomik büyümesini ve borsa piyasasını da kapsamakta.Ancak ABD’nin nadir toprak elementleri tedarikinin büyük bir kısmı şimdilik Çin'e bağımlı, çünkü Pekin dünya arzının yaklaşık %90'ına erişime sahip.

Oda TV’de 18 Mayıs 2025’de çıkan “Küresel kavganın odak noktası nadir elementler neden bu kadar önemli” başlıklı yazım bu konuyu Türk medyasında erken bir tarihte ele almıştı.ABD’NİN EGEMENLİK GEREKÇESİ OLARAK ASKERİ GÜCÜNÜ VURGULUYORTrump'ın Grönland'ı ele geçirme konusundaki açıklamaları, Maduro operasyonu ve Venezuela'nın petrol sahaları ve diğer doğal kaynaklarının geliştirilmesine olan açık ilgisi, ABD'nin yasadışı ve emperyalist bir güç olarak hareket ettiği yönündeki haklı eleştirilere yol açtı.

Tabii emperyalizm Trump ile başlamış değil, bugün belirtilerinin daha açık, net ve pervasızca görülmesi küresel bir devlet, küresel yönetim ve hukuk sistemi kurma iddiasındaki neoliberal dönemin kapanmasından kaynaklanıyor.Trump ise bu eleştirilere karşı ABD'nin müdahalesini Venezuela için bir kazan-kazan durumu olarak sunuyor.

Amerika’nın el sürülmemiş madenleri çıkaracağı, petrolü pazarlayacağı ve ABD şirketleri yanında Venezuela’nın da bugüne kadar görmediği bir zenginliğe ulaşacağı iddiasında bulunuyor.

Ancak yine de asıl amacının Batı yarım küresinde ve dünyada egemenlik sağlamak olduğunu kendisi de net bir şekilde vurguluyor.Trump'ın bir danışmanı Axios'a "Venezuela'yı istikrara kavuşturmanın en iyi yolu ekonomik kalkınmadır" dedi.

Elbette bu savunma ABD operasyonunun Venezuela’nın ulusal egemenliğini ihlal ettiği gerçeğini ortadan kaldırmıyor.

Öte yandan Trump’ın ve Dışişleri Bakanı Rubio’nun son günlerde hemen her gün görüştükleri Venezuela’nın Geçici başkanı Delcy Rodriguez’in ABD hükümetiyle uyumlu olduğu ve onun isteği üzerine çok sayıda muhalefet mensubunu ve siyasal tutukluyu serbest bıraktığı bildiriliyor.Beyaz Saray yetkilileri "ABD hükümeti, ulusal güvenliği güçlendirmek için stratejik olarak önemli maden kaynaklarını aktif olarak aramak ve altyapıyı geliştirmek için stratejik bir aşamada bulunuyor." demekteler.Durumu daha net bir bakış açısından ele alırsak ABD ve Çin arasındaki asıl rekabet yapay zekâ “AI” devriminde liderliği kimin ele geçireceği konusunda gibi görünüyor.

AI konusundaki yarış, hem nadir toprak elementlerine gereksinim duyurmakta hem de harcanacak enerji dolayısıyla petrole.

Bu bakımdan bugünkü jeopolitik hamlelere Aİ hamlesi diyebiliriz.ABD, bugün için dünyadaki tüm askeri harcamaların yüzde 37’sini yapan bir ülke.

En yakın rakibi Çin’in 3 katından fazla.

ABD’nin yılda 1 trilyon dolarlık askeri harcaması var.

Trump, geçtiğimiz hafta bu rakamı 1 buçuk trilyona çıkarmaktan söz etti.

Maalesef, askeri gücün uluslararası hukuktan çok daha önemli olduğu bir dünyada yaşıyoruz ve tüm dünyada devletlerin tümüne sözünü geçirebilecek bir kurum olmadıkça bu durumun değişeceği de yok.Yapay zekâ (AI), askeri teknoloji alanında giderek artan ve stratejik bir rol oynayarak operasyonları, karar verme süreçlerini ve savaş yeteneklerini dönüştürüyor. 2026 yılında, birçok orduda günlük bir araç haline gelen yapay zekâ, karar verme hızını artırıyor, ölçümleri netleştiriyor ve kaynakları optimize ediyor.

Yapay zekâ, askeri teknolojide bir "oyun değiştirici" ve onu ustaca kullananlara belirleyici bir üstünlük sağlıyor.

ABD bunu en iyi bilenler arasında olduğu bugünkü askeri üstünlüğünü kaptırmamak için büyük yatırımlar yapmakla kalmıyor, tüm ülkelerin tepkisini çeken müdahalelerde bulunuyor, politik pozisyonlar alıyor.KÜBA SORUNU TÜRKİYE’Yİ NEDEN ÇOK YAKINDAN İLGİLENDİRİYOR?ABD’nin Batı yarım küresinin tartışmasız hâkimi konumunda ısrar etmesi ve bunu sadece resmî belgelerde değil her fırsatta hatırlatması Trump ve Dışişleri Bakanı Rubio’nun geçen hafta Küba hakkında söyledikleri tehditvari sözlerden dolayı Türkiye için de yeni bir anlam kazandı.

Soğuk Savaş dönemini iyi bilenlere 1960’ların başlangıcındaki U-2 krizini anımsattı.1960'daki U-2 kriziyle, U-2 casus uçaklarının kullanımıyla yakından bağlantılı olan Küba füze krizi (1962), Soğuk Savaş sırasında Türkiye ve Küba'nın karşılıklı konumları arasında mükemmel bir jeostratejik simetriyi göstermişti.Türkiye o zaman da bugünkü gibi ABD’nin yakın bir müttefiki ve NATO üyesiydi.

Amerika Birleşik Devletleri, 1959-1961 yıllarında Türkiye topraklarında (özellikle İzmir-Çiğli çevresinde) Jüpiter (PGM-19) orta menzilli balistik füzeler konuşlandırmıştı.

Bu nükleer füzeler, Moskova ve diğer Sovyet şehirlerine birkaç dakika içinde ulaşabilirdi (menzil ~2.400 km).Bugün Rusya’ya çok yakın olan Küba da o dönemde Sovyetler Birliği’nin en yakın dost ve kardeş ülkesiydi.

ABD’nin Türkiye’ye füze yerleştirmesine karşılık olarak, SSCB 1962 yılında Küba'ya, Amerika kıyılarına sadece 150 km uzaklıkta, benzer füzeler (R-12/SS-4 ve R-14/SS-5) yerleştirdi.

Bu füzeler Washington, New York ve diğer büyük Amerikan şehirlerini birkaç dakika içinde vurabilirdi.Sovyet lideri Nikita Kruşçev bunu şöyle gerekçelendiriyordu: "Siz bizim kapımıza (Türkiye'ye) füzeler yerleştirdiniz, biz de sizin kapınıza (Küba'ya) füzeler yerleştiriyoruz." Bu karşılıklılık krizin merkezinde yer alıyordu.ABD ile Rusya arasında o yıllarda iki U-2 krizi oldu. 1960 U-2 Krizi'nde bir U-2 uçağı SSCB üzerinde vurulmuştu ve bu olay insanlı casus uçuşlarını büyük ölçüde durdurmuştu.

Küba Füze Krizi'nde ise U-2 uçakları kritik öneme sahipti: 14 Ekim 1962'de bir U-2 uçağı Küba'da Sovyet orta menzilli nükleer füzelerin (SS-4) inşasını fotoğrafladı.

Bu fotoğraflar krizi tetikleyen kanıt oldu.Krizin zirvesinde (27 Ekim 1962), başka bir U-2 uçağı (pilot Rudolf Anderson) Küba üzerinde Sovyet SA-2 füzesiyle vuruldu ve pilot öldü.

Bu olay, nükleer savaşı en yakından tetikleyen gelişmeydi ve 1960 krizini hatırlatarak gerilimi artırdı.Krizin çözümü için gizli bir anlaşma yapıldı: SSCB Küba'daki füzeleri kaldırdı, ABD ise birkaç ay sonra (1963'te) Türkiye'deki Jüpiter füzelerini geri çekti.

Bu "takas" kamuoyuna açıklanmadı, ancak Türkiye doğrudan etkilendi.KÜBA-TÜRKİYE TAKAS ÜLKELERİ1960 U-2 Krizi'nin İncirlik Üssü bağlantısı, Türkiye'yi zaten ABD casusluk operasyonlarının parçası yapmıştı; Küba Krizi ise Türkiye'yi nükleer denge pazarlığının merkezine koydu.

Böylece Türkiye ve Küba birbirinin aynası konumdaydı: rakip süper güçlerin ileri üsleri olarak, 1962 krizini nükleer tarihin en tehlikeli anlarından biri haline getirdiler.Küba krizinden sonra 64 yıl boyunca eskiden Sovyetler Birliği olarak adlandırılan Rusya’nın ileri karakolu Küba’nın varlık nedeni ve garantisi ABD’nin Türkiye’deki varlığı oldu.

ABD’nin özellikle Florida Eyaletinde yoğunlaşmış ve siyasette çok güçlü olan Küba diasporası ne kadar hevesli olursa olsun ABD ile Rusya arasında ayrıntıları dünya kamuoyu tarafından bilinmeyen bir takas anlaşması yürürlükte kaldı.Sovyetler Birliği’nin en kritik zamanlarda yaptığı jestlerle Türkiye’nin ABD nüfuz bölgesinden çıkmasını istemediği söylenir.

Hatta geçmişte Sovyetler Birliği’ne yakın sol örgütlerin sırf bu nedenle 12 Eylül 1980 darbesine hayırhah bir tutum takınarak “Bonapartist darbe” tanımlamasında bulunduğu iddia edilir.

Aynı şekilde ABD de Küba’ya Sovyetler Birliği ve sosyalist kamp dağıldıktan sonra da ilişmemiştir.

ABD’de Küba konusu hep tartışmalı olmuş hatta Kennedy suikastı bile bu konuyla ilişkilendirilmiştir.64 yıl sonra bugün ABD’nin Maduro operasyonunda Başkanlık Sarayı’nda görev alan çok sayıda Kübalı subayın ölmesinden sonra ve bir taraftan da Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun rejim muhalifi sığınmacı bir Kübalı ailenin çocuğu olması nedeniyle Küba’nın ABD’nin hemen dibindeki varlığı yeniden tartışma konusu oldu.BATI YARIM KÜRESİ EGEMENLİĞİ KÜBASIZ OLMAZGerçi bu gelişmelere de gerek yoktu aslında, Batı Yarım küresinde tam bir egemenlik isteyen Trump yönetiminin ABD ile her açıdan benzeşen yakın müttefiki Kanada’ya bile tahammülü yokken Küba konusunu da diline dolayacağı belliydi.Trump, 4 Ocak akşamı Air Force One uçağında ve çeşitli röportajlarda, Küba'nın Venezuela'dan gelen petrol ve ekonomik destek olmadan "çökmeye hazır" göründüğünü söyledi.

ABD'nin askeri müdahalesine gerek olmadığını, çünkü Küba rejiminin zaten ekonomik olarak çöktüğünü ve Venezuela'nın desteği kesilince ayakta kalamayacağını belirtti.

Ancak daha sonraki röportajlarda , Küba'ya yönelik baskının devam edeceğini ima etti ve “sert adımlar” olabileceğini de söyledi.Bu açıklamalar, Venezuela operasyonundan hemen sonra yapıldı.

Küba, Maduro rejiminin en yakın müttefiklerinden biriydi (petrol karşılığı doktor ve istihbarat desteği veriyordu).

Dışişleri Bakanı Marco Rubio Küba hükümetini uyararak: “Havana'daki yetkililer endişelenmeli” dedi.

Küba tarafı ise durumun ayrımında; hükümet ulusal yas ilan etti (operasyonda 32 Kübalı öldüğü iddia ediliyor) ve Trump'ın sözlerini tehdit olarak gördüğü anlaşıldı.Bu gelişmeler, Soğuk Savaş sonrası en agresif ABD Latin Amerika politikalarından biri olarak yorumlanıyor.

Küba'da ekonomik kriz zaten derinleşmişken, bu açıklamalar rejim değişikliği spekülasyonlarını artırıyor.Peki ama Küba’nın ABD’nin burnunun dibindeki Rusya etki alanı statüsü değişirse Rusya da Türkiye’nin konumunu tartışmaya açmaz mı?

Son dönemde Rusya ile ABD arasındaki dengenin değişmiş olması bu teze karşı tez olarak ileri sürülebilir.

Ama ekonomide değilse de askerî açıdan ve özellikle nükleer planda Rusya hâlâ güçlüdür.

Ayrıca ABD’nin kendisine yaklaşıp bazı tavizler vererek onu Çin’den koparmaya çalıştığını iyi bilen Rusya bu avantajlarını Küba-Türkiye değiş tokuşunda pekâlâ kullanabilir.Bu anımsamayı bu kadarla bırakıp şimdilik konunun ayrıntılarına girmeyeyim, ancak ABD’nin Batı Yarım küresinin tam hâkimi olma politikası ister istemez diğer yarım kürede safra atmasını getirebilir.

Bu safralardan biri Küba’nın paralel ülkesi Türkiye olabilir mi?

Elbette, ülkemiz gücü, tarihi ve her yönüyle çok farklı olduğundan Küba ile asla kıyaslanmaz.

Ama Trump’ın öngörülemez siyasal tutumunu da unutmamak gerekir.Hele İran’daki teokratik oligarşinin temelinden sarsıldığı, Ortadoğu’da daha önce hiç yaşanmamış Fransız Devrimi benzeri olayların görüldüğü ve Suriye’de yeni bir iç savaşa ramak kalmış bir ortamda oldukça kritik bir konu Batı yarım küresinde ABD’nin egemenliğinin karşılığı olarak hangi tavizlerin verileceğidir.

Türkiye ABD’ye ne kadar güvenebilir?Odatv.com

İlgili Sitenin Haberleri