Haber Detayı

Psikolojik gerilimden dönerciye... Beyoğlu'nda hakikisini bulmak zor
Salih seçkin sevinç odatv.com
11/01/2026 07:10 (15 saat önce)

Psikolojik gerilimden dönerciye... Beyoğlu'nda hakikisini bulmak zor

Salih Seçkin Sevinç yazdı....

Geçtiğimiz hafta The Housemaid’in Türkiye’deki ön gösterimindeydim.Film, daha ilk sahnelerden itibaren iddialı bir yerden giriyor: narsisizm, ilişkide iktidar, psikoz ve kapalı kapılar ardındaki görünmez şiddet.Zengin, düzenli, “muteber” görünen bir ailenin içinde, yavaş yavaş bir çürüme açığa çıkıyor.

Ev bir yuva değil, bir hapishane gibi.

Adam kontrol manyağı.

Kadınlar bastırılmış.

Her şey fazla düzgün, fazla steril, fazla sessiz.İlk yarı, gerçekten iyi kurulmuş bir psikolojik gerilim.Ama sonra film kendi cesaretinden korkuyor.GERİLİMDEN MESAJA: FİLMİN KOPTUĞU YERThe Housemaid, ikinci yarısıyla birlikte ton değiştiriyor.

Psikozun derinleşmesi gerekirken, anlatı giderek basitleşiyor.

Karakterler yaşamaktan çok “temsil etmeye” başlıyor.Erkek artık sadece bir adam değil; bir “narsist vaka”.

Kadınlar artık karakter değil; birer “mağdur prototipi”.Film burada sinemayı bırakıp vaaza geçiyor.Oysa psikolojik gerilim dediğiniz şey, izleyiciyi belirsizlikte tutar.

Burada ise izleyiciye ne düşüneceği anlatılıyor.

Bu da hikâyenin iç gerilimini öldürüyor.Ve tam bu noktada film, feminist bir Tarantino fantezisine dönüşüyor: kanlı, aşırı, intikamcı.

Kill Bill estetiğiyle karışık bir “erkek cezalandırma” şöleni…Sorun feminist olması değil.Sorun, sinemayı sloganla ikame etmesi.BEYOĞLU'NDA HAKİKİ DÖNER BULMAK DA ZOR, NEYSEKİ BULDUMBu arada sinema salonundan çıkıp İstiklal’e adım attığınızda insan başka bir gerçekle karşılaşıyor: Beyoğlu'nda iyi döner bulmak zor.Bir zamanlar Bereket Döner koca teker döner takar, basının ve turistlerin ilgisini çekerdi.

Benim için Beyoğlu’ndaki en eski sığınak ise hâlâ Atıf Yılmaz Caddesi’ndeki Bursa Kebapçısı’dır.

Onun dışında genellikle büfeler dışında döner yemem.Ama bu son gidişimde Büyük Parmakkapı Sokak’ta Ankara Döneri tabelası gözüme takıldı ve girdim.Mekân yeni açılmış.

İlk defa Beyoğlu’nda kelimenin tam anlamıyla bir döner salonu gördüm.Ankara döneri iddiası var ama asıl güzelliği şu: Bayramoğlu, Tatar Salim gibi gerçek İstanbul döner lokantaları ile yarışabilecek bir düzeni var.Çorbası var.

Soğan piyazı, salatası, patatesi var.

Ve en önemlisi: lavaşlar tandırdan sıcak çıkıyor.Beyoğlu nihayet hakiki bir dönerciye kavuşmuş.Dönerin yaprak kesimi iyi, et lezzetli.

Bürokratik bir fast-food değil; gerçek bir lokanta döneri.Adres: Katip Mustafa Çelebi, Büyük Parmakkapı Sk.

No:12, 34437 Beyoğlu Tel: 0532 247 65 58Yolunuz Beyoğlu’na düşerse artık “iyi et döneri nerede yenir” diye düşünmenize gerek yok.FİLME DÖNELİM: NARSİSİZM DERİNLİK DEĞİL, ETİKETThe Housemaid’in en büyük sorunu şu: Narsisizmi bir psikolojik gerçeklik olarak değil, bir etiket olarak kullanıyor.Erkek karakter o kadar “kötü” çizilmiş ki, insanlıktan çıkıyor.

Oysa gerçek narsistler tam da bu yüzden tehlikelidir: sevimli, ikna edici, gri alanlarda dolaşırlar.Film bu gri alanlardan kaçıyor.

Siyah–beyaz bir ahlaki tablo çiziyor.Bu da seyirciyi rahatsız etmek yerine rahatlatıyor.CİNSELLİK HER ŞEYİ PARLATIYORBir de elbette filmin bilinçli kullandığı bir koz var: cinsellik.Sydney Sweeney’nin sevişme sahneleri, iki güzel kadın ve yakışıklı bir erkek etrafında kurulan sürekli bir tensel gerilim…Bu seyir zevki yaratıyor, evet.

Ama aynı zamanda hikâyedeki boşlukları örtüyor.Gerilim düşünce kamera bedene dönüyor.The Housemaid çok daha karanlık, çok daha rahatsız edici bir film olabilirmiş.

Ama sonunda şuna dönüşüyor:Psikolojik derinlik yerine mesaj, Gerilim yerine intikam, Sinema yerine tez.Ortaya eğlencelik ama dağınık bir psiko-gerilim komedisi çıkıyor.Belki de yazar için bu bir film değil, bir hesaplaşmaydı.Ama ben sinemada, hesaplaşmadan çok, rahatsız edilmeyi tercih ederim.Odatv.com

İlgili Sitenin Haberleri