Haber Detayı

Trump vuruyor, Musk meşrulaştırıyor
Dünya# dunya.com
10/01/2026 00:00 (11 saat önce)

Trump vuruyor, Musk meşrulaştırıyor

ABD’nin Venezuela’ya yönelik tek taraflı güç gösterisi, askeri ve diplomatik boyutlarıyla günlerdir tartışılıyor. Oysa bu hamlenin gözden kaçan, fakat en az o kadar kritik bir başka yönü daha var: Artık bu tür devlet politikaları yalnızca Pentagon koridorlarında ya da Beyaz Saray brifinglerinde şekillenmiyor.

Rekabet Hukuku Danışmanı Recep GündüzTeknoloji imparatorluklarının sahipleri, yani teknofeodaller, doğrudan devlet politikalarına sirayet ediyor; kamuoyunu şekillendiriyor, meşruiyet üretiyor ve hatta ideolojik zemin hazırlıyor.

Bunun en görünür örneği ise hiç kuşkusuz Elon Musk.

Musk’ın Donald Trump ile ilişkisi, teknofeodalizm ile siyasetin aşkının miladı sayılabilir.2024 seçim sürecinde Trump’ın en büyük finansal ve dijital destekçilerinden biri olan Musk, sonrasında Trump yönetiminde kendisine devasa bir alan açmayı başardı.

Haziran ayında Musk’ın “Epstein dosyalarında Trump da var” minvalindeki paylaşımları, iki dev ego arasındaki ilişkinin koptuğu izlenimini yaratmıştı.

Ne var ki siyaset ile teknoloji arasındaki bağlar artık kişisel küskünlüklerden daha dayanıklı.Venezuela operasyonunun hemen ardından Musk’ın Trump ailesiyle aynı masada yemek yemesi ve “2026 muhteşem bir yıl olacak” mesajı vermesi, buzların eridiğini değil; teknolojik altyapı ile siyasi gücün çıkarlarının hizalandığını gösteriyor.Trump’ın “yozlaşmış medya” olarak nitelendirdiği ve fiilen gözden çıkardığı geleneksel basın karşısında Musk’ın rolü hayati.

Bir zamanlar Trump’ı platformundan uzaklaştıran Twitter, Musk’ın satın alması ve X’e dönüşmesiyle Trump’ın politik ajandasının yeniden dolaşıma sokulduğu, destekçilerinin sesini bulduğu bir ana damar haline geldi.

ABD’nin askeri gücü ile bu yeni dijital kamuoyu inşa kapasitesi yan yana geldiğinde, karşısında durabilecek aktör sayısı hızla azalıyor.BM yerine X konuşuyorMusk bu sürecin pasif bir destekçisi değil; bizzat aktörü.

X’i aktif biçimde kullanarak belirli bir politik ajandanın yerleşmesine katkı sağlıyor.

Örneğin ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun Venezuela operasyonuna ilişkin “BM’nin ne dediğini umursamıyorum” sözlerini içeren bir videoyu, Birleşmiş Milletler’i “üçüncü dünya diktatörlerini insan hakları konseyine dolduran ve beyazları koltuklarından eden çürümüş bir yapı” olarak tanımlayan bir yorumla birlikte yeniden dolaşıma sokması tesadüf değil.Bu, uluslararası kurumları gayrimeşru ilan eden sert bir ideolojik çerçevenin teknoloji eliyle yayılması anlamına geliyor.

Bir başka paylaşımında Musk, Trump’ın Venezuela eylemlerine entelektüel zemin hazırlama işlevi görüyor.

Ayn Rand’ın 1966 tarihli The Roots of War makalesinden bir kesit paylaşarak, 1960’lardaki savaş karşıtı muhalefet ile günümüz eleştirmenleri arasında paralellik kuruyor.

Onları, diktatörlerin halklarına karşı yaptıklarına sessiz kalmakla, yalnızca ABD’nin eylemlerini eleştirmekle itham ediyor.Mesaj net: “Benim diktatör dediğime güç kullanmam meşrudur; bunu eleştirenler devlet fetişisti, eski kafalı solculardır.” Bu yorum, Rand’ın bireyci devlet eleştirisini dahi ters yüz eden, güç kullanımını mutlaklaştıran bir okuma.Musk’ın siyasi ajandası yalnızca dış politika ile sınırlı değil; iç politika da hedefte.

Minnesota merkezli ve Somalili göçmenler etrafında şekillenen son tartışmalarda, gerek Trump’ın gerek Musk’ın takındığı, neredeyse ırkçı denebilecek ton; “Beyaz Adam’a onurunu geri verme” söylemi etrafında birleşiyor.Trump ve Musk’ın ortak diliyle, Amerika’da “Siyahların Yaşamları da Değerlidir” dönemi kapanmış, yerini örtük bir “Beyaz Adama Selam Olsun” dönemine bırakmış görünüyor.

Bunun nereye evrileceğini tahmin etmek güç değil.

Sömürü döneminin ahlaki gerekçesi olan “Beyaz Adamın Yükü” hâlâ birilerinin bilinçaltına hükmediyor.Veri, uydu ve iktidar2026 yılına girerken teknofeodalizm artık sadece ekonomik bir kategori değil; devlet egemenliğini aşındıran açık bir politik meydan okumadır.

Yanis Varoufakis’in “bulut sermayesi” kavramı bu dönüşümü berraklaştırıyor: Musk ve benzerleri artık piyasada rekabet etmiyor; piyasanın kendisini, yani platformu tasarlıyorlar.

Kendi hukuk sistemlerini (hizmet şartları), kendi rant mekanizmalarını (platform ücretleri) ve kendi dijital sınırlarını inşa ediyorlar.Columbia SIPA’nın 2025 tarihli raporları bu tabloyu doğruluyor.

Ukrayna ve Tayvan gibi kriz bölgelerinde sağlanan Starlink altyapısı, bu şirketleri fiilen jeopolitik aktörlere dönüştürdü.

Aralık 2025’te duyurulan “Tech Force” gibi girişimler, federal hükümet ile teknoloji devleri arasındaki simbiyotik ilişkiyi kurumsallaştırdı.Musk’ın Hükümet Verimliliği Departmanı’nın (DOGE) başına getirilmesiyle, devlet ilk kez bu ölçekte bir teknofeodal akla teslim edildi.

DOGE’nin federal veri altyapısına sağladığı tam erişim, kamusal verinin özel bir bulut rantına dönüştürülmesi anlamına geliyor.Aynı dönemde Starlink üzerinden kurulan iletişim ağı, Hudson Enstitüsü raporlarında “Potemkin gücü” olarak tanımlanıyor.

Devletlerin egemenliği artık toprak sınırlarından çok, Musk’ın uydularının o bölgede sinyal verip vermemesine bağlı hâle geliyor.Tarihin sonu değil, kurumların sonuBütün bu tablonun üzerinde ise X’in dönüşümü duruyor.

Varoufakis’in ifadesiyle bu, ticari bir yatırımdan çok bir “dijital kale” inşasıdır.

Kullanıcıların ücretsiz ürettiği veri, Musk’ın siyasi nüfuzuna tahvil ediliyor; serf emeği üzerinden siyasi sermaye birikimi sağlanıyor.Trump’ın ikinci dönemiyle birlikte, liberal demokrasiyi insanlığın nihai durağı olarak gören “Tarihin Sonu” anlatısı hızla komikleşiyor.

X’te Daron Acemoğlu’na ithafen yazılan “Daron Hocam koş, kurumlarını mahvediyorlar” türü paylaşımlar, acı bir tebessüm yaratıyor.

Küresel kurumların çözülmesiyle yeni bir emperyal dönem riski beliriyor.

Teknoloji devleri ve teknofeodaller bu dönüşümün tek nedeni değil belki; ama artık en güçlü hızlandırıcıları oldukları açık.

İlgili Sitenin Haberleri