Haber Detayı

ABD ulusal güvenlik stratejisi: Petrol ve ekonomik sac ayakları
Dünya# dunya.com
10/01/2026 00:00 (11 saat önce)

ABD ulusal güvenlik stratejisi: Petrol ve ekonomik sac ayakları

Kasım ayında yayımlanan ABD 2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi bugünlerde yaşananların habercisi niteliğindeydi. Venezuela operasyonu sonrası ete kemiğe iyice bürünen yeni dönem paradigmasının devamı niteliğinde adımları, 2026 itibarıyla göreceğiz gibi. Her ne kadar güvelik stratejisi de olsa, doların hakimiyeti en kritik konu olduğundan ekonomi ve ticaret stratejinin temel belirleyicisi konumunda.

Yönetim Danışmanı Barış SazakABD ve kurumlarının belki de en önemli özelliği hiç­bir şeyi gizli saklı yapma­ması.

Planlar ve senaryolar ilgili kurumlar veya düşünce kuruluş­ları aracılığıyla zamanı değişken­lik gösterse de önden bir şekilde paylaşılıyor ya da öncü sinyalle­ri veriliyor.Geçtiğimiz hafta Ve­nezuela’da yaşananlar yeterince yazılıp çizildi.

Konuyu geçtiğimiz Kasım ayında yayımlanan “ABD 2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi” kapsamında ele alırsak bundan sonrası için de öncü sinyalleri tes­pit edebiliriz.Belgenin kısa bir kelime fre­kans ölçümünü yaptım. “Güven­lik, ekonomi, dayanıklılık ve re­kabet” kelimeleri belgenin çekir­değini oluşturuyor.

Ekonomi açık biçimde ulusal güvenlik aracı ola­rak çerçevelenirken, ticaret, ya­tırım ve finans belgenin içerdi­ği stratejinin ana unsuru olarak ele alınmış.

Coğrafi olarak Çin en çok vurgu yapılan ülke olurken, kelime bazında takipçileri sıray­la Hint-Pasifik, Avrupa, Batı Ya­rımküre ve Rusya olmuş.

Beyaz Saray, Rusya’yı tehdit olarak ta­nımlarken, konuyu daha çok AB ile irtibatlandırmış.

Ana odak Çin ile ticari ve dijital rekabet daha ön planda.

Türkiye yalnızca bir defa, İsrail-Filistin meselesinin çözü­münde katkı verecek olası aktör olarak geçmekte.Güç kullanımı ve dolarBelge aslında II.Trump döne­mi “America First” yaklaşımı ve hamlelerinin şu ana kadarki özeti niteliğinde.

Soğuk Savaş sonrası "küreselci" yaklaşımı, Amerikan gücünü ve kaynaklarını gereksiz yere tüketmekle eleştirmekte.

Ye­ni strateji, dış politikayı çekirdek ulusal çıkarların korunmasına in­dirgerken, stratejik amaçlarıyla kullanılacak araçlar arasında elle tutulur bir bağ kurmakta.

Bu bağ da “gücü” temel caydırıcı bir unsur olarak merkezine almış.

Sene başı itibarıyla olanları gördükten son­ra bunun lafta kalmayacağını da idrak etmiş olduk.ABD'nin egemenliğinin, güven­liğinin, sınırlarının kontrolünün ve ekonomik refahının korunması öncelik.

Bu bağlamda Batı Yarım­küre ilişkileri, Güney’den gelecek olası göçün kontrolü, Asya tara­fında cari fazla verdirecek ticaret rotaları ve deniz yolları, Orta Do­ğu'da alternatif güç odaklarının baskılanması vurgulanmış.

Kuv­vetle muhtemeldir ki ABD gücün tüm türevlerini hem kendi yakın coğrafyasında hem de Orta Doğu­da başta İran odağında, fazlasıyla kullanma niyetinde.Stratejiye göre ekonomik güç, askeri caydırıcılığın ve jeopoli­tik etkinin ön koşulu.

Büyüme, sa­nayi kapasitesi, finansal derinlik ve teknoloji üretimi; “refah” değil stratejik kapasite olarak ele alını­yor.

Güçlü ekonomi, güçlü dola­rın ve finansal sistemin ön koşulu.

Böylelikle ABD’nin küresel etkisi muhafaza edilecek.Trump Hükümeti, küresel tica­rette serbestlikten “stratejik seçi­ciliğe” tarifeler ve yerel teknoloji/ imalat yatırımlarının aracılığı ile geçişi başlatmıştı.

Beyaz Saray’ın stratejisi, doların rezerv para sta­tüsünü ABD gücünün en kritik ay­nı zamanda da en kırılgan unsur­larından biri olarak tanımlıyor.

Bu bağlamda aşırı yaptırım kullanı­mı veya müttefikleri bile zorlayı­cı tarifeler, orta ve uzun vadede al­ternatif ödeme sistemlerini ve fi­nansal blokların tesis edilmesini teşvik edebilir.

Şu an eldeki veri­ler doların küresel hakimiyetinin sürdüğünü teyit etse de ABD’nin bu bağlamdaki endişeleri belgede yer etmiş.Maduro, Çin ve petrol piyasasıABD’nin Maduro operasyonu farklı boyutlarıyla ele alındı.

Hatta Venezuela’nın sahip olduğu petrol dışındaki diğer değerli metal re­zervlerinden, Maduro’nun ulus­lararası para transferlerine kadar detaylı analizler okudum.

Hangisi doğrudur bilemeyiz.

Konuyu, Ulu­sal Güvenlik Stratejisini baz ala­rak daha çok iktisadi açıdan Çin tehdidine karşı, ABD’nin üretim dinamikleri kapsamında da petrol fiyatlarının kontrolü bağlamında değerlendirmek istedim.Kısaca geçtiğimiz yılın özetine bakacak olursak; yıl, Ocak ayında Brent petrolünün 82 dolara tır­manmasıyla başladı.

Ancak bu zir­ve kısa sürdü.

Takip eden birkaç ayda fiyatlar, Trump yönetiminin tarifeleri ve OPEC+'nın üretim artış kararının etkisiyle 60 dola­ra kadar geriledi.

Haziran ayında İsrail-İran arasında tırmanan ça­tışmalar, fiyatları yeniden 80 do­lar civarına fırlatsa da bu etki ka­lıcı olmadı.

Yılın ikinci yarısında düşüş devam etti ve Aralık ayında Brent, 59 dolarla son dört yılın en düşük seviyesini gördü.Bu dalgalı seyrin arkasında iki temel faktör var.

İlki OPEC+, üre­timi hızlandırarak toplamda gün­de 2,9 milyon varillik kota artışıyla piyasayı arz tarafında destekledi.

Diğer taraftan ABD yönetimi bazı petrol ihracatçısı ülkelere yönelik yaptırımlarıyla küresel arz artışı­nı frenledi.

O yüzden bu operasyo­nu da Venezuela’dan Çin ve alter­natif kanallara akacak arzın ve do­layısıyla fiyatların kontrol altına alınması olarak okuyorum.Üretim artışının fiyatları tama­men düşürmemesinin iki temel sebebi var.

İlki Çin, düşen fiyatla­rı fırsat bilerek kamu petrol stok­larını rekor düzeyde artırdı ve bü­yük miktarda petrolü piyasadan çekmiş oldu.

Diğeri yaptırıma tabi petrolün off-shore stoklanması.İran, Venezuela ve diğer yaptırım­lı ülkelerden çıkan petrol, açık de­nizlerdeki tankerlerde depolana­rak fiilen piyasa dışına çıkarıldı.

Maduro operasyonunu doğrudan ilgilendiren kısmı biraz bu olabi­lir.

Piyasa, OPEC+'nın 2026'da da üretimi artıracağı beklentisiyle, gerçekleşmesi öngörülen devasa arz bolluğunun fiyatlara etkileri­ni beklerken “caydırıcı güçle” kar­şılaştı diyebiliriz.

Yazının başın­da da belirttiğim üzere, yakında caydırıcılığın farklı türevleri bu denklemde ABD’nin kontrolü dı­şındaki arz sağlayıcı ülkelere uy­gulanabilir.ABD Enerji Bilgi İdaresi (EIA) tahminlerine göre, ABD ham pet­rol üretiminin 2026’da önceki se­neye yakınsayan miktarda olması bekleniyor.

Son yıllarda ABD’nin ham petrol ihracatı küresel petrol ticaretinin önemli bir parçası ha­line geldi; Avrupa ve Asya pazar­ları toplam ihracatta önemli pay alıyor.

Mevcut politika eğilimle­ri, ihracattan ziyade iç sanayiyi ve enerji bağımsızlığını korumanın daha ağır basabileceğini gösterse de küresel çapta kullanacağı cay­dırıcı gücün etkilerini petrol fi­yatları ve ticari bağlamda daha net hissedeceğiz gibi.

İlgili Sitenin Haberleri