Haber Detayı

Haydutluk ABD’nin çöküşünü durduramayacak
Serhat latifoğlu aydinlik.com.tr
09/01/2026 00:00 (18 saat önce)

Haydutluk ABD’nin çöküşünü durduramayacak

Haydutluk ABD’nin çöküşünü durduramayacak

ABD’nin çirkin emperyalist ve haydut yüzü bir kez daha ortaya çıktı; 3 Ocak 2026’da Venezuela’ya saldırdı ve Devlet Başkanı Nicolás Maduro ile eşi Cilia Flores’i kaçırdı.

ABD, Afganistan’a ‘terörle mücadele’, Irak’a ‘nükleer silahları tehdit’ gibi uydurma ve yalan gerekçelerle saldırmıştı.

Bu sefer gerekçe ‘narkoterör’ oldu.

ABD’nin yaptığı kaçırma eylemi ve Venezuela’ya uyguladığı ağır yaptırımlar sözde demokrasi ve insan haklarıyla gerekçelendiriliyor.

Ancak sahadaki gerçeklik, Venezuela’nın yalnızca politik açıdan değil, petrol, madenler, lojistik hatlar ve jeopolitik konum itibarıyla dünya sisteminde stratejik bir düğüm noktası olmasıdır.

Bu yüzden Venezuela üzerinden yürütülen mücadele, Washington’un “arka bahçesi”ni korumasından daha fazlasıdır.

Bu, ABD’nin ekonomik çöküşünü geciktirme, kaynak erişimini güvenceye alma ve yükselen BRICS’i frenleme stratejisinin merkezindedir.

STRATEJİK DOĞAL KAYNAKLAR Venezuela dünyanın en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerine sahiptir.

Bu rezervlerin büyük çoğunluğu ağır petroldür.

Özel rafinaj altyapısı gerektirir ve ilginçtir ki ABD Körfez kıyısındaki rafineri parkı tam da bu petrol tipini işlemek üzere inşa edilmiştir.

Venezuela’nın doğal gaz bakiyesi Latin Amerika’nın en büyüğüdür.

Bunun yanı sıra ülke; altın, boksit, nikel, koltan, nadir toprak elementleri ve demir cevheri dâhil kritik madenler üzerinde oturmaktadır.

Küresel yeni ekonominin temel girdileri arasında yer alan koltan ve nadir elementler; füze kontrol sistemlerinden İHA motorlarına, yarı iletkenlerden yeni nesil enerji depolama teknolojilerine kadar ABD savunma sanayiinin merkezindedir.

Bu nedenle Venezuela’nın doğal kaynaklarına erişim ne kadar sınırlanırsa ABD’nin jeoekonomik kırılganlığı o kadar artabilir.

ABD’nin amacı bu ihtimali ortadan kaldırmaktır.

TRUMP DÖNEMİ JEOPOLİTİĞİ: KAYNAK SAVAŞININ GENİŞ CEPHESİ Trump’ın ekonomi programı Venezuela’yı yalnızca bir hedef olarak değil, küresel yıpratma stratejisinin test alanı olarak gördü.

Tarifeler, ambargolar ve finansal abluka ABD’nin yeni jeoekonomik araçlarıdır.

Trump göreve geldiğinden beri ABD tehditlerin dozunu artırıyor.

Ancak bu tehditler eskisi gibi etki yaratmıyor.

ABD’nin resmi hedefi sözde “Amerikan işçisini korumak” olsa da fiili amaç, kaynak denetimi, tedarik zinciri kontrolü ve rakip blokları çevrelemektir.

Peki, Trump’ın başlattığı bu agresif politikalar işe yaradı mı?

Bu program: - ABD ticaret açığını kapatmadı - Tedarik zincirini ABD’ye değil Meksika, Vietnam gibi yeni ara merkezlere kaydırdı - Reel gelir kaybı yarattı CHÁVEZ DÖNEMİ: DEVLETÇİLİK VE HALKÇILIK Venezuela’da Hugo Chávez dönemi Latin Amerika sosyalizminin yeniden doğuş dalgasının simgesiydi.

Millileştirme politikalarıyla petrol gelirleri devlete aktı.

Eğitimi, sağlığı, gıdayı ve sosyal güvenliği kapsayan politikalar aracılığıyla Venezuela’da devrim niteliğinde bir halka gelir aktarım mekanizması kuruldu. - Yoksulluk yüzde 49’dan yüzde 24’e düştü - Eşitsizlik 0,50 civarından 0,39’a indi - Üniversiteye ve sağlık hizmetlerine erişim genişledi - Kamu sosyal harcamaları GSYH’nin beşte birine çıktı Bu başarılar gerçekti ancak petrol fiyatlarına bağımlıydı.

İşte bu başarıların hemen ardından ABD tüm bağımsız ekonomilere ve devletlere yaptığı gibi Venezuela’yı da ambargo ile kuşatıp yıpratma savaşını başlattı.

Çünkü millileştirmelerden en büyük darbeyi ABD şirketleri almış, büyük sömürü kaynağı bir anda ortadan kalkmıştı.

ABD’NİN 20 YILLIK YAPTIRIM SÜRECİ Venezuela’ya yönelik yaptırımların evrimi üç aşamada gerçekleşti 2005-2006: Chavez döneminde ilk askeri ve savunma sanayi yaptırımları.

Venezuela “uluslararası güvenlik iş birliğinde başarısız ülke” ilan edildi.

İlk savunma sanayi ambargoları devreye girdi.

İkinci aşama 2015’te başladı.

Venezuela ABD ulusal güvenliğine yönelik olarak tehdit ilan edildi.

Finansal yaptırımlar, varlık dondurmaları, kamu kurumlarına bireysel cezalandırmalar başladı.

Bu aşama ekonomik zorlanmanın hızlandığı dönemin başlangıcı oldu.

Üçüncü aşama Venezuela’nın petrol gelirlerini hedefleyen aşamaydı (2017-2019).

PDVSA’nın hedef alınması, devlet tahvili yasağı ve ABD petrol ambargosu.

Nihayet 2019 yılında Washington, Venezuela’nın ABD’ye petrol satmasını yasakladı.

Bu, ülkenin hayat damarını kesen darbeydi. 2020-2026 yılları arasında petrol akışı tamamen Washington’un inisiyatifine bağlandı.

Chevron gibi özel şirketlere verilen dar kapsamlı izinler, ABD’nin ülkeye artık “kırbaç ve havuç” politikasıyla müdahale ettiği anlamına geliyordu.

AMBARGONUN İNSANİ VE EKONOMİK FATURASI CEPR’in Weisbrot-Sachs raporuna göre 2017-2018 döneminde yaptırımlarla bağlantılı olarak ilaç, tıbbi ekipman, gıda ithalatındaki daralma nedeniyle 40 binden fazla “fazladan ölüm” yaşandı.

Ağır ambargo koşulları 5-7 milyon (nüfusun en az yüzde 25’i) Venezuelalının göç etmesine neden olmuştur.

Yaptırımlar Venezuela’ya yüz milyarlarca dolarlık maliyet yüklemiştir.

Venezuela’nın nominal GSYİH’sinin 83 milyar dolar olduğunu göz önüne alırsak tablonun vahameti ortaya çıkıyor. - 2017-2024 arasında en az 200 milyar dolar gelir kaybı, - Dondurulan varlıklar (başka deyişle yağmalanan): 6-7 milyar dolar, - GSYH daralması: %80’in üzerinde, Bu tablo, Venezuelalıların refahının adım adım erimesini ve Latin Amerika tarihinin en büyük toplu göçlerinden biriyle sonuçlanmasını açıklamaktadır.

OLİGOPOLLERİN AZGINLIĞI Venezuela ‘sosyalist’ bir ekonomi olarak adlandırılır.

Kâğıt üstünde stratejik sektörlerde (petrol/doğalgaz, elektrik, telekomünikasyon, bankacılık) önemli şirketlerin sahipliği devlete aittir.

Ancak GSYİH’sinin yüzde 70’inden fazlasını özel sektör üretir.

Chavez sonrasında yönetimdeki PDVSA kritik bir hata yaptı; devrim öncesi dönemin artığı ve uzantısı olan özel sektördeki oligopolleri kontrol altına almadı.

Daha sıkı bir planlama ile üretimde çeşitleme yapıp taze ve dinamik bir özel sektör tasarlamaktansa eski sistemin uzantısı olan oligopollerle inişli çıkışlı pazarlık süreçleri devreye girdi.

ABD’nin ve Batı’nın aparatları olan oligopoller bunu sonuna kadar kullanıp hem ekonomik güçlerini hem de siyasi güçlerini artırdılar.

Venezuela içinde semiren bu kesim ABD’nin yaptığı operasyonların en büyük dayanağı oldu.

PDVSA bunların üstüne girmekte tereddüt ettikçe oligopoller azgınlaştı.

Karaborsa, fahiş fiyat enflasyonu, her türlü yolsuzluk ve toplumsal çürümenin arkasında hep bu kesimler oldu.

HAYATTA KALMA PROGRAMI Maduro Hükümeti, 2019’dan sonra radikal bir dönüşüm kararı aldı.

Bu program devletçi ve halkçı politikaların kısmen terk edildiği bir “teknik hayatta kalma rejimi” idi.

Esasen oligopollere ve bir anlamda Batı’ya taviz olarak ana akım/ortodoks ekonomi politikaları izlemeye başladı.

Bunun sonucunda fiili dolarizasyon, kamu harcamalarında sert düşüş, fiyat kontrollerinin gevşetilmesi, özelleştirme benzeri uygulamalar ve parasal sıkılaşma gerçekleşti.

Bu durum halkın alım gücünün zayıflaması ve gelir dağılımında yeniden bozulmaya neden oldu.

KÜRESEL SATRANÇ TAHTASINDA VENEZUELA Sonuç olarak Venezuela, geçmişte gösterdiği kararlılığı yine gerçekleştirip bu zor günleri aşacaktır.

Chávez döneminin sosyal kazanımları, Latin Amerika’da yoksulluğu azaltmanın hatta yok etmenin mümkün olduğunu kanıtladı.

Ancak siyasi iradenin milli ve bağımsız ekonomi politikalarını sürdürmekte tereddüt etmesi ve ana akım/ortodoks politikaların tuzağına düşmesi, Venezuela’yı zayıflattı.

ABD’nin baskısı ise zaafları artırdı ve Venezuela’yı bir jeoekonomik laboratuvara dönüştürdü.

Venezuela yakın bir gelecekte Çin, Rusya ve BRICS eksenine yaklaşarak güçlü kalkınma yoluna girecektir.

Bu tercih ABD egemenliğinin çözülüşünün hızını artıracak, çok kutuplu dünyanın temellerini sağlamlaştıracaktır.

Venezuela’nın oligopollere karşı zafiyet gösterdiği süreç Türkiye için ders niteliğindedir.

Milli güvenliğin ekonomik güvenlikle el ele olduğu unutulmamalıdır.

Türkiye yeni bir ‘güvenlikçi ekonomi programıyla’ çok kutuplu dünyaya hazırlanmalıdır.

İlgili Sitenin Haberleri