Haber Detayı

İyi Parti Grup Toplantısı... Dervişoğlu: "Sdg'nin Ypg; Ypg'nin de PKK Olduğuna mı Şaşırdınız?"
Güncel haberler.com
07/01/2026 12:50 (1 gün önce)

İyi Parti Grup Toplantısı... Dervişoğlu: "Sdg'nin Ypg; Ypg'nin de PKK Olduğuna mı Şaşırdınız?"

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, "Çözüm sürecinin tam anlamıyla bir tıkanma yaşadığını, sürecin mimarlarının ise Suriye’de aradıklarını bulamadıkları için adeta nedamet getirdiklerini ve direksiyonlarını da köprüden önceki son çıkışa doğru kırdıklarını görüyoruz. Sürecin ilk gününden itibaren ayan beyan ortada olan, PKK’nın hiç inkar etmediği ve geri adım atmadığı talepler hepimizin malumuydu. PKK, hiçbir zaman Suriye’de silah bırakacağını söylemedi, DEM Parti hiçbir zaman federasyon ve ikili hukuk talebinden vazgeçmedi. Şimdi de şaşırmışlar gibi, beyanat veriyorlar. Aylardır aynı kaptan su içiyor, birbirinizin sözlerinin altına imza atıyorsunuz. Neye şaşırdınız? SDG’nin YPG; YPG’nin de PKK olduğuna mı şaşırdınız" dedi.

(TBMM) - İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, "Çözüm sürecinin tam anlamıyla bir tıkanma yaşadığını, sürecin mimarlarının ise Suriye'de aradıklarını bulamadıkları için adeta nedamet getirdiklerini ve direksiyonlarını da köprüden önceki son çıkışa doğru kırdıklarını görüyoruz.

Sürecin ilk gününden itibaren ayan beyan ortada olan, PKK'nın hiç inkar etmediği ve geri adım atmadığı talepler hepimizin malumuydu.

PKK, hiçbir zaman Suriye'de silah bırakacağını söylemedi, DEM Parti hiçbir zaman federasyon ve ikili hukuk talebinden vazgeçmedi.

Şimdi de şaşırmışlar gibi, beyanat veriyorlar.

Aylardır aynı kaptan su içiyor, birbirinizin sözlerinin altına imza atıyorsunuz.

Neye şaşırdınız?

SDG'nin YPG; YPG'nin de PKK olduğuna mı şaşırdınız" dedi.İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin grup toplantısında gündeme dair açıklamalarda bulundu.

Dervişoğlu, şunları kaydetti: "Sefalet, sebep değil, sonuçtur.

İktidarlarının sonucudur.

Diyorlar ki, 'Ekonomi dengeleniyor'.

Biz de diyoruz ki: Ekonomi, dengelenmiyor, milletimiz tüketiliyor.

Rakamlar sıralıyor, grafikler gösteriyor, makyajlı istatistiklerle yalan söylüyorlar ama o rakamlar ne mutfağa giriyor.

Ne pazardaki yangını söndürüyor.

Ne de ay sonunu getiremeyen milyonların derdine derman oluyor.

İktidarın sahte baharı, emekçinin gerçeği karşısında buz kesiyor.

Bu iktidar, enflasyonun belini kırmıyor, kıramıyor.

Belini kırdıkları şey; geçinemeyen babanın umudu, hayal kuramayan gencin geleceğidir. "Sadece rozet takmasın vatandaşın kendisine gönderdiği karneye de bir baksın"2025 yılı milletimiz için bir 'sabır testi' değil, bir hayatta kalma savaşı olmuştur.

Porsiyonlar küçüldü.

Borç borçla çevrildi.

Barınma krizi patladı.

Şirket iflasları, icralar, hacizler arttı.

Ekmeğini; emeği, namusu ve şerefiyle kazananlar nefes alamaz hale geldi.

Ve şimdi 2026'ya girdik.

Kurdukları yalan düzeninde ilk değişenlere bakın. 1 Ocak'ın ilk dakikalarında da hiç vakit kaybetmediler; vergiler arttı.

Harçlar cezalar katlandı.

Asgari ücrette ise ellerini korkak alıştırdılar.

Yapa yapa 22 bin 75 lira yaptılar.

Bu asgari ücretle, iki pazar, bir market ancak yapılır.

Belki bir depoda benzin alınır.

Açlık sınırı, 30 bin lirayı aşmışken, asgari ücreti, 28 bin lira olarak belirlemek, vatandaşı açlığa mahkum etmektir.

Bu açlık, sürünme sertifikasıdır, açlık karnesidir.

Bizden sonra duyuyorum ki sayın Cumhurbaşkanı da bir grup toplantısı yapacakmış.

Sadece rozet takmasın vatandaşın kendisine gönderdiği karneye de bir baksın istiyorum.

O rozet konularına önümüzdeki haftalarda gireceğiz.

Neyin nasıl olduğunu, hangi merkezlerden nasıl, neyin planlandığını hem sizlerle hem de kamuoyuyla paylaşacağım."Emeklilerimizin yaptıkları her eylemde İYİ Parti olarak yanlarında olacağız"Büyükşehirlerde kiraların 20 bin liradan başladığı bir ülkede bu parayla kim karnını nasıl doyuracak?

Recep Tayyip Erdoğan bize bir anlatsın.

Kim çocuğuna ayakkabı alabilecek?

Kim hayata nasıl tutunabilecek?

Peki ya emeklilerimiz?

İşin adını koyalım; ikinci baharları emeklilerimiz açısından kapkara birkışa döndü.

Enflasyon oranındaki artışla, en düşük emekli aylığı, 19 bin lira oldu.

Gelin, bir hayatta kalma matematiği yapalım: Ankara'da ortalama kira, 20 bin lira.

İstanbul'da ortalama kira, 25 bin lira.

En düşük emekli aylığı, 19 bin lira.

Soruyorum: emeklilerimiz otel köşelerinde ya da terminal banklarında mı yaşayacak? 25–30 yıl çalışmış, prim ödemiş, alın teri dökmüş insanlara, reva gördüğünüz hayat, bu mudur?

Açlığa ve sefalete mahkum ettiğiniz tüm emeklilerimizin yaptıkları her eylemde İYİ Parti olarak yanlarında olacağız."Sefelate mahkum ettiğiniz bu millet size ceza vereceği günü bekliyor"İktidara sesleniyorum: Siz, emekliyi sadece açlığa mahküm etmediniz.

Siz, emekliyi kendi ülkesinde istenmeyen insan haline getirdiniz.

Türkiye'de en düşük emekli maaşı alanların sayısı, 5 buçuk milyon civarında. 11 milyon 500 bin kişi de asgari ücretle çalışıyor.

Bu ne demek?

Cumhur koalisyonu, bu asgari ücretle ve bu emekli aylığıyla, aileleriyle birlikte, 30 milyona yakın vatandaşımızı sefalete mahkum etti, demek.

Bu seviye, Türkiye'de açlık da değil, 'yokluk sınırıdır'.

Buradan o sıcak koltuklarında oturanlara sesleniyorum: Siz hiç, pazarın dağılma saatinde, artık toplayan o teyzenin yüzüne baktınız mı?

Siz hiç, ev sahibi aramasın diye, telefonunu açmayan o amcanın, çaresizliğine şahit oldunuz mu'Siz pazar yerlerinde insanlarımızın çaresizliğini, gördünüz mü?

Sefelate mahkum ettiğiniz bu millet size ceza vereceği günü bekliyor.

Bunu hatırlatıyorum. "Türkiye'de Yunanistan'ın nüfusu kadar işsiz var"Türkiye'nin önündeki en büyük sorunlardan biri, barınma krizidir.

Bu iktidar, orta sınıfı yok etmiştir.

Orta direk çökmüştür.

Bu bir ekonomik tercih değil, bir toplumsal tasfiyedir.

Bir zamanlar ev, araba hayali kuran öğretmenim, memurum, işçim; bugün başını sokacak bir çatı bulabildiği için şükreder hale gelmiştir.

Bugün, gençlerimiz değil evlenmeyi sadece eve benzeyen bir evin içine başımı sokabilir miyim, onu düşünüyor.

İktidar, 'İşsizliği tek haneye indirdik' yalanıyla övünürken, Türkiye'de geniş tanımlı işsiz sayısı, 12 milyonu aşmıştır.

Bu, Yunanistan nüfusu kadar 'İşsizler ordumuz' var demektir."Ekonomik büyümeden söz eden bu iktidarın ar damarı çatlamıştır demektir"Her üç kişiden biri, ya işsizdir ya iş aramaktan vazgeçmiştir ya da güvencesiz, karın tokluğuna çalışmaktadır.

Üniversite bitirmiş mühendis, kuryedir.

Atanamayan öğretmen, markette raf dizmektedir.

Beş milyon evladımız, 'ev genci' olarak hayata küsmüş, küstürülmüştür.

Bu gerçekler ortadayken, her fırsatta ekonomik büyümeden söz eden Bu iktidarın ar damarı çatlamıştır demektir.

Türkiye 2026'da da yüzde 4 buçuk büyüyecekmiş.

Bu nasıl bir büyüme ki, işçinin ekmeğine, katkısı olmuyor, gencin cebine, harçlık koymuyor.

Emeklinin, pazar filesini doldurmuyor.

İstihdam olmadan, rakamlar büyürse ortada, zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapan bir sömürü düzeni vardır demektir.

Siz büyüme dedikçe, 'barınma krizi' büyüyor.

Siz rakamlarla oynadıkça, 'açlık sınırı' yükseliyor.

Siz 'hedefler tutuyor' dedikçe, uçurumlar derinleşiyor.

Siz, sadece aldığınız bedduaları büyütüyorsunuz.

Mesele, sadece ekonomi değildir.

Ekonomi de sadece rakam değildir, ahlaktır.

Siz, bu ülkenin ahlaki omurgasını kırdınız.

Yaz boza çevirdiğiniz vergi sisteminizle kırdınız.

Bu ülkede, insanlar artık kazanırken değil, yaşarken vergilendiriliyor.

Nefes almak, ısınmak, barınmak, beslenmek sizin iktidarınızda cezaya dönüşmüştür.

Dolaylı vergilerle, harçlarla, cezalarla, zamlarla millet hayata küsmüştür.

Bu düzen böyle devam ederse daha çok kepenk kapanacak, daha çok şirket iflas edecek, daha çok aile dağılacaktır. "Ekonomiyle ahlakı, adaletle güvenliği, umutla geleceği birbirinden kopardınız"Hep söylüyoruz, bu bir ahlaksızlık enflasyonudur.

Suç ve güvensizlik enflasyonudur.

Bir yanda terör örgütlerinin karanlığı, diğer yanda çeteleşme, mafya özentisi, suç romantizmi derken, gençler, bu dehlizlere giriyor.

Onlara pusulayı da siz veriyorsunuz.

Siz veriyorsunuz.

Sözlerimin başında dedim ya suçu yaratıyorlar.

Eli temiz ekmeğe ulaşamayanlar, eline silah almayı, marifet biliyor.

Gençler neden bu yollara sürükleniyor, biliyor musunuz?

Çünkü onlara, yaşamak için bir sebep bırakmadınız.

Ekonomiyle ahlakı, adaletle güvenliği, umutla geleceği birbirinden kopardınız.

Polis operasyonlarıyla sonuçları temizleyebilirsiniz.

Ama sebepleri ortadan kaldırmadığınız sürece bu ülke, yeni acılar yaşamaya devam eder. "Türk milleti, muz cumhuriyeti gibi, devlet başkanını işgalciye teslim edecek kadar düşmez"Türk milleti, muz cumhuriyeti gibi, devlet başkanını işgalciye teslim edecek kadar düşmez ama bu ülkenin sokakları, o muz cumhuriyetlerine döndürülmek istenecektir.

Tek mesulü de bugün iş başında bulunan iktidar olacaktır.

Çözüm sürecinin tam anlamıyla bir tıkanma yaşadığını, sürecin mimarlarının ise Suriye'de aradıklarını bulamadıkları için adeta nedamet getirdiklerini ve direksiyonlarını da köprüden önceki son çıkışa doğru kırdıklarını görüyoruz.

Sürecin ilk gününden itibaren ayan beyan ortada olan, PKK'nın hiç inkar etmediği ve geri adım atmadığı talepler hepimizin malumuydu.

PKK, hiçbir zaman Suriye'de silah bırakacağını söylemedi, DEM Parti hiçbir zaman federasyon ve ikili hukuk talebinden vazgeçmedi.

Şimdi de şaşırmışlar gibi, beyanat veriyorlar. "Sizin muhattabınız ABD ve İsrail"Aylardır aynı kaptan su içiyor, birbirinizin sözlerinin altına imza atıyorsunuz.

Neye şaşırdınız?

SDG'nin YPG; YPG'nin de PKK olduğuna mı şaşırdınız? 11 sene boyunca, ABD ve İsrail tarafından, emrine ordu yetiştirilen Mazlum Abdi'nin, pek de mazlum olmadığına mı şaşırdınız?

Bu kadar kör müydünüz?

Muhatabınızı İmralı zannettiniz.

Sizin muhattabınız ABD ve İsrail.

Bizim üzüntümüzde Türkiye'nin bu hale getirilmesidir.

Kendi geleceğimizin başkasına emanet edilmesidir.

Bütün bunlar ortadayken, süreci netleştirmek ve somut kırmızı çizgiler çizmek yerine, Öcalan muhatap alındı ve mecliste kurulan komisyon, İmralı'ya, Öcalan'ın ayağına götürüldü.

Hem halka altı boş bir umut pompalandı hem de örgüte ve onun eli kanlı liderine, meşruiyet sağlandı ve cesaret verildi.

Geldiğimiz noktada milletimizin, Öcalan'ı merkezine oturtan, Cumhuriyetin nitelikleri ile birlikte milli kimliğimizi tartışmaya açan bu sürece olan tavrı, kamuoyu yoklamalarına yansımış görünüyor."Cumhuriyete yüz çevirmiş bir milliyetçiliği, milliyetçilikten utanan bir Cumhuriyetçiliği reddediyoruz"Milletin tokatını ensesinde hissedenler ise girdikleri bu bataklıktan çıkmanın yollarını döşüyor.

Sanki, PKK'nın Suriye'de silah bırakmayacağının haberini, yeni öğrenmiş gibi bir tutum alıyor, güya tepki veriyorlar.

İYİ Parti olarak, sürecin ilk gününden itibaren bu sürecin ne demokrasimize bir katkı yapacağına ne Kürtlerin hayat koşullarını iyileştireceğine ne de PKK'nın hain emellerinden vazgeçeceğine hiç inanmadık.

Bunları da tane tane izah etmeye çalıştık.

Ülkeyi saran çözümcü atmosferin baskısı altına bırakılsak da isnat, iftira ve hakaretlere maruz kalsak da çözülmedik, dağılmadık, dengemizi kaybetmedik. ve hepsinden önemlisi, milli duyguların istismar edilmesine imkan tanımadık.

Faydacı ve fırsatçı davranarak oy avcılığı yapmadık.

Vatandaşı, ortak kimliğini korumak için, milli bir sipere davet ettik.

Çıpamızı, cumhuriyetin temel niteliklerine attık ve makul argümanlarla, sürece mesafemizi koyduk.

Tutumumuzun kaynağı, Türk devletinin tarihsel vasfından başka bir şey değildi.

Bugün 'merkez siyaset' derken tarif ettiğimiz şey de budur.

Merkez, kendi kurucu felsefesini, millet ve devlet anlayışını muhafaza ve müdafaa etmek değilse nedir?

Başkaları gibi, havaya bakıp ıslık mı çalacaktık?

Yapmadık, yapamazdık, yapamayız.

Çünkü biz, İYİ Parti'yiz.

Cumhuriyete yüz çevirmiş bir milliyetçiliği, milliyetçilikten utanan bir Cumhuriyetçiliği reddediyoruz.

Çünkü biz, Türk milletinin merkezi ve ta kendisiyiz. "Devletini zayıflatanlar, bir süre sonra devletlerini pazarlık konusu haline getirirler"Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin, sözde münfesih bir terör örgütüne ve onun münzevi kostümü giydirilmiş, eli kanlı başına karşı verilmiş, hiçbir sözü, vaadi ve borcu olamaz.

Parlamentonun, demokratikleşme reformlarını yapmak ve hukuk devleti ilkesinin yeniden tahkim etmek için muhatabı ne bir terör örgütü ne de onun ulaklığını yapan bir siyasi parti olmamalıdır.

Demokrasi ve hukuk, bu milletin kendi hayrı için gereklidir.

Ve muhatabı da yine doğrudan doğruya Türk milletidir.

Aksi takdirde, bu adımlar bir sonraki seçim için yapılan siyasi pazarlıklar için terör örgütü uzantılarını şımartmaktan başka bir işe yaramayacaktır.

Seçimden önce iktidar gücü için verilenler, seçimden sonra iktidar gücü sayesinde geri alınır.

Geriye ise meşruluk kazanmış bir terör örgütünden ve o aradığı meşruiyeti bir türlü bulamayan, despot iktidardan başka bir şey kalmaz.

Devletini zayıflatanlar, bir süre sonra devletlerini pazarlık konusu haline getirirler.

Yaşadığımız olaylar, bunun ispatıdır.

Tek adam rejimleri, güçlü değil kırılgandırlar.

Yaşadığımız hadiselerin özeti budur.

Hukuksuzluk, güvenlik üretmez.

Kutuplaşma, vatan savunması sağlamaz. "Millet, saraylarda değil adalet etrafında birleşir"Bir ülkenin, en hayati savunma sistemi, toplumsal rızaya dayalı siyasettir.

Vatandaşlık bağının güçlü olduğu, hukukun herkese eşit uygulandığı, kurumların ayakta olduğu bir düzen, her fırtınadan hasarsız çıkar.

Saraylar, milletin kenetleneceği yerler değildir.

Millet, adalet etrafında birleşir.

Bizim savunduğumuz şey açıktır: Cumhuriyet.

Hukuk devleti.

Yurttaşların eşitliği.

İnsan hakları, güçlü Meclis, güçlü kurumlar.

Çünkü ancak böyle bir Türkiye, dışarıda dayatmalara boyun eğmez.

İçeride terörle pazarlık yapmaz.

Ekonomide milleti yoksulluğa mahküm etmez.

Gençlerini umutsuzluğa terk etmez.

Ve biz, işte o Türkiye'yi ayağa kaldırmaya yeminliyiz.

Başarabiliriz, başarmalıyız ve başaracağız.

Değiştirebiliriz, değiştirmeliyiz ve değiştireceğiz!

Biz, yolsuz ve haksız düzen kalsın, yeter ki biz yönetelim diyenlere de yolsuzluktan nemalansak yeter kim yönetirse yönetsin diyenlere de yeter ki biz yönetelim her hile, her şarlatanlık mübahtır diyenlere de bir cevap olarak kurduk bu kutlu çatıyı.

Herkes müsterih olsun ve iyi bilsin ki bütün kaleler zapt edilemez. "İYİ Parti'nin yolu adalettir, işte burası o yüzden 'son kale'dir"Milletin kalesi ayakta kalır.

O 'son kale' burasıdır.

O kale, milletin ortak aklıdır, o kale Cumhuriyet'i kuran ruhtur.

İYİ Parti'nin özü, hürriyettir, eşitliktir.

İYİ Parti'nin sözü, hakkaniyettir.

İYİ Parti'nin yolu, adalettir. işte burası o yüzden 'son kale'dir.

Peki soruyorum: Bu son kaleyi kimler savunacaktır?

Kimler demokrasinin önündeki setleri kaldıracak, barajları rant için değil, bereket için kuracaktır?

Kimler, madenleri peşkeş çekenlerin peşine düşecek, kimler, o madende akıtılan alın teri için yollara düşecektir?

Kimler, vatanın her bir karış toprağından parsel parsel rant devşirmenin derdinde olacak, kimler kıyamet koparken dahi, bu vatana bir ağaç dikecektir?

Kimler, milletle arasındaki köprüleri atanların hendeğini bekleyecek, kimler yıkılan o köprüleri onarmanın yollarını arayacaktır.

Kimler bu son kaleyi, 'Türk'ün Cumhuriyet kalesini' sadece savunmakla kalmayacak, tüm sathı, vatanı müreffeh kılacaktır.

Bu vurdumduymazlık, bu savurganlık, bu halden anlamazlık, bu liyakatsizlik, bu eşitsizlik asla kaderimiz değildir."Türk milletini 4.

Olağan Kongremize davet ediyorum"Mutlu bir Türkiye mümkün.

Huzurlu bir Türkiye mümkün.

Zengin bir Türkiye mümkün.

Eşitlik mümkün.

Adalet mümkündür.

Tarihi de talihi de değiştirebiliriz. 18 Ocak günü de işte bunun için bir arada olacağız.

Türk milletini 4.

Olağan Kongremize davet ediyorum.

Kazdığımız sipere, tahkim ettiğimiz bu kaleye davet ediyorum.

Biz neden burada olduğumuzu biliyoruz.

Biz ne için buradayız, biliyoruz.

Milletle devlet arasındaki ahit için, Cumhuriyet'le hukuk arasındaki birlik için, özgürlüğün ve güvenliğin terazisini yeniden kurmak için burdayız.

Bu son kale yıkılmayacak.

Bu son kale bu vatanı kurtaracak.

Rağmenlerin değil, iyi kilerin Türkiye'sini sen, ben, biz kuracağız."(BİTTİ)

İlgili Sitenin Haberleri