Haber Detayı

Küresel Eğitim Rekabetinde Türkiye ve Türk Dünyası İçin Stratejik Bir Zorunluluk: Türk Eğitim Konsepti
Prof. dr. levent eraslan tv100.com
07/01/2026 00:02 (1 gün önce)

Küresel Eğitim Rekabetinde Türkiye ve Türk Dünyası İçin Stratejik Bir Zorunluluk: Türk Eğitim Konsepti

Bugünkü köşemi, eğitime ömrünü adamış, akademik birikimi ve sahadaki tecrübesiyle büyük saygı duyduğum Turan Balabilge Akademisi Başkanı, Doç.

Dr.

Şamil Sadık hocanın son derece kıymetli görüşlerine ayırıyorum.

Yalnızca bir akademisyen değil; eğitimi aynı zamanda stratejik, kültürel ve jeopolitik bir mesele olarak ele alan vizyoner bir bilim insanı olan Şamil Sadık Hoca’nın değerlendirmeleri, Türk dünyasının geleceği açısından üzerinde ciddiyetle düşünülmesi gereken önemli bir yol haritası sunmaktadır.

Ayrıca değerli kardeşim Mirkan Aydın ile birlikte Azerbaycan’da hayata geçirdikleri örnek okul ve özgün eğitim sistemi de, ilerleyen yazılarımda müstakil bir başlık altında ayrıntılı biçimde ele alacağım.Küreselleşme çağında eğitimin artık yalnızca okul ve üniversite duvarlarıyla sınırlı bir alan olmadığı açıkça görülmektedir.

Eğitim, günümüzde devletlerin ekonomik, kültürel ve ideolojik etki alanlarını genişletmek için kullandıkları en güçlü araçlardan birine dönüşmüştür.

Bu nedenle modern eğitim sistemlerini yalnızca pedagojik bir mesele olarak değil, aynı zamanda bir yumuşak güç ve jeopolitik etki unsuru olarak ele almak zorundayız.Dünya ölçeğinde Cambridge, International Baccalaureate (IB), Pearson ve Advanced Placement (AP) gibi sistemler yalnızca birer öğretim programı değildir.

Bunlar; merkezî müfredata sahip, uluslararası geçerliliği olan sınav ve ölçme-değerlendirme sistemleriyle desteklenen, lisanslama ve akreditasyon temelli sürdürülebilir yapılar hâline gelmiş küresel eğitim markalarıdır.

Bu modeller aracılığıyla yalnızca akademik bilgi aktarılmamakta; aynı zamanda belirli bir dil, bir değerler sistemi ve bir dünya görüşü de küresel ölçekte yaygınlaştırılmaktadır.Bu noktada kaçınılmaz bir soru ortaya çıkmaktadır: Neden hâlâ uluslararası ölçekte tanınan bir Türk Eğitim Konsepti yoktur?

Neden Türk dünyasında ortak bir müfredata, ortak bir ölçme-değerlendirme sistemine ve ortak bir diplomaya dayalı bir yapı inşa edilememiştir?Bu soru romantik bir arayıştan değil, son derece rasyonel ve stratejik bir ihtiyaçtan kaynaklanmaktadır.

Çünkü bugün eğitim tercihi; okullar, veliler ve öğrenciler açısından giderek daha fazla stratejik bir karara dönüşmektedir.

Okullar, prestijli ve hazır modellerle rekabet avantajı elde etmeyi hedeflerken; veliler çocuklarının yabancı dil öğrenmesini, yurt dışındaki üniversitelere erişimini ve küresel iş piyasasında güçlü bir konum kazanmasını öncelemektedir.Türk dünyasında ise tarihsel bir kırılma yaşanmaktadır.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından uzun yıllar etkisini sürdüren “Rus Bölümü” anlayışı ciddi biçimde zayıflamıştır.

Yeni nesillerin Rusçaya olan ilgisi azalırken, Türkçe ve İngilizce giderek güçlenmektedir.

Aynı zamanda Türk devletleri arasındaki siyasi, kültürel ve akademik yakınlaşma tarihte hiç olmadığı kadar artmıştır.Bu gelişmeler, eğitim alanında ciddi bir boşluk doğurmuştur.

Bu boşluk ya bilinçli ve stratejik bir şekilde doldurulacaktır ya da başka küresel aktörler tarafından değerlendirilecektir.

Şamil Sadık Hoca’nın da özellikle vurguladığı gibi, bu noktada inisiyatif alabilecek en güçlü ve en gerçekçi ülke Türkiye Cumhuriyetidir.

Türkiye; köklü üniversite geleneği, güçlü akademik insan kaynağı, zengin bilimsel literatürü ve ortak dil–tarih–kültür zeminiyle bu süreci yönetebilecek kapasiteye sahiptir.Bugün Azerbaycan’dan Kazakistan’a, Özbekistan’dan Kırgızistan’a, Türkmenistan’dan İran’daki Azerbaycan Türklerine kadar geniş bir coğrafyada Türkiye’ye yönelik ciddi bir eğitim ilgisi bulunmaktadır.

Her yıl on binlerce genç Türkiye’de eğitim almak için üniversitelere başvurmaktadır.

Bu tablo, yalnızca öğrenci hareketliliğini değil; aynı zamanda eğitim modeli ihracı açısından da büyük bir potansiyeli ortaya koymaktadır.Burada altı çizilmesi gereken önemli bir husus vardır: Mesele yalnızca yurt dışında Türk okulları açmak değildir.

Maarif Okulları ve diğer Türk eğitim kurumları elbette değerlidir; ancak sayı ve etki bakımından bütüncül bir dönüşüm yaratacak ölçekte değildir.

Asıl ihtiyaç; okul bazlı değil, model bazlı bir yaklaşımdır.

Yani müfredatı, ölçme-değerlendirme sistemi, akreditasyonu ve diploması olan küresel bir Türk Eğitim Konseptinin inşa edilmesidir.Bu çerçevede önerilen “Türk Bölümü” modeli; ortak Türk değerlerine dayalı, Türkiye merkezli ve standartlaştırılmış bir müfredat üzerine kurulmalıdır.

Eğitim dili esas olarak Türkçe olmalı; ancak çok dilli bir perspektifle İngilizce güçlü biçimde sisteme entegre edilmelidir.

Ortak Türk tarihi, edebiyatı ve kültürü bu modelin temel bileşenleri arasında yer almalı; mezuniyet sonunda verilecek diploma ise Türkiye tarafından akredite edilmelidir.Modelin cazibesini artıracak en önemli unsur, bu programdan mezun olan öğrencilere Türkiye üniversitelerinde sağlanacak özel kontenjanlar, burslar ve kabul–geçiş imkânları olacaktır.

Böylece Türk Eğitim Konsepti yalnızca ideolojik bir söylem değil, somut ve rasyonel bir tercih hâline gelecektir.Bugün eğitim; dilin, kültürün, ekonominin ve jeopolitiğin kesiştiği stratejik bir alandır.

Türkiye’nin tarihî, kültürel ve entelektüel potansiyelini kurumsal bir eğitim vizyonuna dönüştürmesi artık ertelenemez bir zorunluluktur.

Türk dünyası için ortak, güçlü ve rekabetçi bir eğitim modeli oluşturmak bir temenni değil; zamanı gelmiş stratejik bir zorunluluktur.

İlgili Sitenin Haberleri