Haber Detayı
Narnia Günlükleri'nde yemeğin gizli politikası
Kıtlık, lüks tatlar ve bağımlılık yaratan yiyecekler… C.S. Lewis’in Narnia’sı, bugün gıda krizini konuşurken yeniden okunmayı hak eden bir mutfak alegorisi sunuyor.
C.S.
Lewis’in en bilinen eseri The Lion, the Witch and the Wardrobe yayımlandığında Britanya halen 2.
Dünya Savaşı’nın gölgesindeydi.
Bu savaşın yoksunluk ve arzu temaları, beslenme ve yiyecek metaforlarıyla iç içe geçerek Narnia dünyasında hem karakterlerin dönüşümünü hem de insan doğasının derin tarihini anlatır.Edmund Pevensie’nin Beyaz Cadı ile ilk karşılaşmasından hemen önceki sahne, Lewis’in gastronomi üzerinden kurduğu sembolik anlatının en güçlü örneklerinden biridir: Cadı, Edmund’a lokum sunar — Lewis’in okurlarına hem gerçek bir tatlıyı hem de bir ahlaki tuzağı tattıran simgesel bir obje.
Bu sahnede bahsedilen Türk lokumu (Turkish Delight), sadece egzotik bir tatlı olarak hikayede yer almaz; sürükleyici çekiciliği ile Edmund’un içsel çatışmasını ve -sonunda- ihanete sürüklenmesini temsil eder.Bu sembol, fantastik bir “ikram” gibi görünse de metnin içinde bir paradokstur: Tatlı, Edmund’un basit bir tatlı isteğinin ötesinde bir bağımlılık yaratır ve onun kardeşlerine zarar vermesine yol açar.
Bu bağlamda lokum Anthony Burgess’in deyimiyle “bir lokma zehir” gibi işler; Edmund’un karakterini ele geçirmesi, yalnızca bir çocuk arzusu değil, aynı zamanda yozlaşmış bir tercih olarak okunabilir.Bu simgesel sahnenin etkileyiciliğini artıran bir başka gerçeklik ise dönemin tarihidir. 2.
Dünya Savaşı yıllarında Britanya’da şeker rasyonlaması vardı ve tatlılara erişim kısıtlıydı; savaşın sonlarına kadar şeker kıtlığı devam etti.
Böyle bir dönemde, egzotik ve tatlı bir şekerlemenin çocuk okurlar için cazibesi yalnızca lezzetle değil aynı zamanda nadir bulunan bir lüksle de ilişkilidir.Bu nedenle Lewis’in tercih ettiği Türk lokumu, hem gerçek dünyadaki kıtlığı hem de Narnia’daki büyülü açlığı aynı anda yansıtır.Narnia’da yemek motifleri bununla sınırlı kalmaz.
Lucy’nin Mr.
Tumnus’un evinde yediği çay, yumurta, sardalya ve bal gibi sade yiyecekler, çocuklara sıcak bir karşılamayı ve güveni temsil eder.
Bu tür “iyi yemek”, paylaşımı ve dayanışmayı çağrıştırır; çünkü Beavers’ın evindeki akşam yemeğinde de görüleceği gibi sağlıklı ve doğal besinler etrafında toplanmak, karakterler arasında güven ve aidiyet duygusunu güçlendirir.
Bu karşıtlık, Cadı’nın lokumunun bağımlılık ve ihanetle birlikte getirdiği yalnızlıkla çarpıcı bir biçimde tezat oluşturur.Metaforik düzeyde yemek, Lewis’in daha geniş teolojik ve ahlaki vizyonunun da ayrılmaz bir parçasıdır.
Birçok eleştirmen, Narnia’daki yemek motifini insan ruhunun ihtiyaçları ve arzu nesneleri arasındaki ilişkiyi göstermek için kullanılan bir araç olarak değerlendirir.
Sadece fiziksel açlık değil, “ruhsal açlık” da metin boyunca önemli bir yer tutar.
Bu anlamda ‘iyi yemek’ ile ‘kötü yemek’ ayrımı, sadece fiziksel değil, ahlaki ve ruhsal bir ayrımı da temsil eder.
Lewis, bu ayrımı yaparken yemeğin sadece bedeni değil, karakterlerin özünü besleme biçimini de sorgular.Narnia Günlükleri'nde yemekler bazen de masalsı ve spiritüel bir boyuta taşınır.
Mesela The Voyage of the Dawn Treader’da anlatılan ziyafetler veya aslan Aslan’ın sofraları, basit fiziksel ihtiyaçtan öte bir anlam kazanır ve cennetsel bir ziyafete gönderme yapar — yemeğin kutsal bir mekan, paylaşımın ise bir kurtuluş ritüeli gibi algılandığı anlar bu seride belirgindir.Narnia Günlükleri'ndeki yiyecek betimlemeleri okuyucuya hem tarihsel hem de kültürel bağlamda derin mesajlar bırakır.
Lokumun cazibesi savaşın kıtlığıyla bağlantılı iken, Beavers’ın evindeki yemeğin sıcaklığı, birlikte mücadele etmenin kutsallığını çağrıştırır.Odatv.com