Haber Detayı
Olacak şey değildi…
Bağımsız bir ülkenin devlet başkanının bir başka ülkede yargılanmak üzere, bir gece yarısı hanımı ile beraber yatağından alınarak kaçırılması, olacak şey değil, ama oldu. Bunun teknoloji yanında medeniyetin de artık zirvesini bulduğumuz rivayet edilen 21. Yüzyılın ilk çeyreğinin sonunda yaşanması, durumu…
Bağımsız bir ülkenin devlet başkanının bir başka ülkede yargılanmak üzere, bir gece yarısı hanımı ile beraber yatağından alınarak kaçırılması, olacak şey değil, ama oldu.
Bunun teknoloji yanında medeniyetin de artık zirvesini bulduğumuz rivayet edilen 21.
Yüzyılın ilk çeyreğinin sonunda yaşanması, durumu daha da vahim hale getiriyor.
Ancak, Dünya'da zaten orman kanunlarının geçerli olduğunu bildiğimiz için, şaşkınlığımız, ölçülü.
Korsanlığın mimarı ABD Başkanı Trump'ın Venezuela'nın seçilmiş devlet başkanı Nicolas Maduro'ya yönelik suçlamaları, suyun başındaki kurt ve yemeye niyetlendiği kuzu hikayesini hatırlatıyor.
Venezuela Devlet Başkanına yönelik suçlamaların hemen hepsi, anlamsız.
Maduro'nun ABD'ye uyuşturucu soktuğu iddiası süper gücün sınırlarını gereği gibi koruyamadığının itirafı, mesela.
Asıl düşündürücü olan ise normalde çok iyi korunuyor olması gereken ve askeri bir birlikte konakladığı bilinen Nicolas Maduro'nun, ABD güçleri tarafından kolaylıkla kaçırılabilmesi.
Bu, bireysel ihanetin de ötesinde bir durum olduğuna işaret ediyor.
Bir başka önemli nokta, Venezuelalıların Maduro'nun kaçırıldığının anlaşılması sonrası ilgisiz olduklarını düşündüren davranışları.
Bu da ülkenin yönetimini devraldığı 2013'ten itibaren selefi Chavez'in, şartların zorluğuna rağmen sağladığı ekonomik rahatlığı sürdüremediği bilinen Maduro'nun, iç cepheyi büyük çapta ihmal ettiğini düşündürüyor.
Tarihi boyunca ciddi sıkıntılar çekildiği bilinen Venezuela halkının, dik durduğu gibi ekonomik rahatlamayı da sağlayan Hugo Chavez'in 1998 ile 2013 arasındaki yönetiminden oldukça memnun oldukları biliniyordu.
Maduro döneminde, 15 bin dolarlık kişi başı milli gelirin 3 bin dolara inmesinin ciddi bir memnuniyetsizlik doğurduğu, milyonlarca Venezuela vatandaşının ABD ve başka ülkelere gitmek zorunda kaldığı biliniyor...
ABD'nin ve ülkedeki Batıcıların da hedefinde olan Hugo Chavez 2002'de Venezuela Ordusundaki Amerika yanlıları tarafından kaçırıldığında, halkı sokaklara dökerek Chavez'in koltuğuna dönmesini sağlayanlardan birisi de Nicolas Maduro idi.
Trump'ın, ABD'ye 'gel ülkemizi işgal et' diyen ve katliamcı İsrail'e övgüler düzerek Nobel alan 'muhalif' Machado hakkında, 'liderlik yapması çok zor ülke içinde ne desteği var ne de saygı görüyor' demesi, dikkat çekici.
Yönetiminde ABD'nin ve içerideki uzantılarının husumetiyle zor şartlarla karşı karşıya kalan Nicolas Maduro'nun, Venezuela halkını harekete geçirerek tekrar ülke yönetime dönmesini sağlamaya çabalayacak halefleri olup olmadığı, meçhul.
Olup bitenlerden bizim çıkaracağımız derslerin ilki, artık çivisi çıkan dünyada hiçbir şeye şaşırmamak gerektiği. 'Hazır ol cenge, ister isen sulh u salah' sözünün gereğini yerine getirmek ve bu arada iç cepheyi mutlaka sağlam tutmak için elden geleni yapmak da ikincisi...