Haber Detayı

Zeynel Emre: 2026'nın Erken Seçim Yılı Olduğunu İfade Ediyoruz
Güncel haberler.com
05/01/2026 18:26 (4 gün önce)

Zeynel Emre: 2026'nın Erken Seçim Yılı Olduğunu İfade Ediyoruz

CHP Sözcüsü Zeynel Emre, "Bizim Türkiye olarak ihtiyacımız olan yeni bir masal değil, yeni bir hikaye. Türkiye'nin yeni bir hikaye, yeni bir yetkiye, yeni yetkililere ihtiyacı var. Bizim ihtiyacımız olan makyajlı rakamlar değil, gerçekler. Bu kadar ağır bir geçim krizinin ortasında bu kadar büyük bir güven bunalımının içerisinde bu ülkeyi yönetmeye devam etmek istiyorsanız 2026'da sandığı getirip halkın karşısına çıkmanız ve güven oyu almanız gerekir. Çünkü bizim vatandaşlarımız bu durumda yaşamayı hak etmiyor. Bu nedenle diyoruz ki geçim yoksa seçim var. O nedenle 2026'nın bir erken seçim yılı olduğunu ifade ediyoruz" dedi.

(ANKARA) - CHP Sözcüsü Zeynel Emre, "Bizim Türkiye olarak ihtiyacımız olan yeni bir masal değil, yeni bir hikaye.

Türkiye'nin yeni bir hikaye, yeni bir yetkiye, yeni yetkililere ihtiyacı var.

Bizim ihtiyacımız olan makyajlı rakamlar değil, gerçekler.

Bu kadar ağır bir geçim krizinin ortasında bu kadar büyük bir güven bunalımının içerisinde bu ülkeyi yönetmeye devam etmek istiyorsanız 2026'da sandığı getirip halkın karşısına çıkmanız ve güven oyu almanız gerekir.

Çünkü bizim vatandaşlarımız bu durumda yaşamayı hak etmiyor.

Bu nedenle diyoruz ki geçim yoksa seçim var.

O nedenle 2026'nın bir erken seçim yılı olduğunu ifade ediyoruz" dedi.CHP MYK, Genel Başkan Özgür Özel başkanlığında parti genel merkezinde toplandı.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Zeynel Emre, MYK'nın ardından basın açıklaması yaptı.

Emre şöyle konuştu: "Konuşmama başlamadan önce bir insani bir duruma işaret etmek istiyorum.

Vicdani açıdan bakıldığında hakikaten artık bir insanlık dramına dönen şehir plancısı Tayfun Kahraman'ın durumu.

Biliyorsunuz Tayfun Karaman'la ilgili Gezi davasından ötürü verilen mahkumiyet kararına istinaden Anayasa Mahkemesi tarafından bir ihlal kararı verildi. ve Tayfun Kahraman'ın hukuken dışarıda olması gereken biri.

Bu durum bizim bir ricamız, bir beklentimiz değil.

Ülkede herkese uymakla yükümlü olduğu çok açık bir anayasa hükmünün hatırlatılmasından ibaret.

Kendisi tabii aynı zamanda MS hastası. 2 Ocak tarihinde Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne kaldırıldı. bir MS atağı geçirdi.

Çeşitli hayati riskleri mevcut. ve biz bir an evvel Tayfun Kahraman'la ilgili olması gerekeni mahkeme kararının uygulanmasını ve kızı Vera'ya kavuşmasını temenni ediyorum."Yöneticiler halkın karşısına çıktığında gerçekten hesap vermesi lazım"Biliyorsunuz yıl sonlarında birçok ülkede adettendir devlet başkanları, başbakanlar ulusa sesleniş konuşmaları yaparlar. ve bir örneği size aktarmak istiyorum.

Danimarka'da, Danimarka Başbakanı her yıl yaptığı gibi ulusa sesleniş konuşması yaptı. ve orada çok açık bir şekilde bir devlet başkanının bir seçilenin bir başbakanın halktan yetkiyi alan halka söz veren, refahla ilgili geçimle ilgili, gençlikle ilgili söz veren birinin yapması gerektiği şekilde öz eleştiride bulundu.

Dedi ki 'Bütün sorumluluğu üstüme alıyorum.

Yapılan yanlışlardan ben sorumluyum.

Gençler daha iyi bir yıl geçirebilirdi yarı zamanlı çalışmak zorunda kaldılar.

Gıda fiyatları daha uygun olabilirdi.

Yaşam daha iyi olabilirdi.

Bunlarla ilgili sorumluluk alıyorum' dedi ve bizim hiç alışık olmadığımız bir şekilde hesap verdi.

Şimdi bunlar bize çok uzak ihtimaller gibi gelmesin.

Bunlar bir ülkede olması gereken gelişmeler. ve yöneticilerin halkın karşısına çıktığında gerçekten hesap vermesi lazım.

Biz ülkemize baktığımızda döndüğümüzde birçok alandaki olumsuzluklarda hep bahaneler üretildiğini görüyoruz.

Biz dünyadaki en yüksek gıda enflasyonuna sahibiz.

Burada kim suçlanıyor dediğinizde hükümet sorumluluk alıyor mu?

Yeri geliyor market suçlanıyor, çiftçi suçlanıyor, yeri geliyor patates, soğan örgütü diye örgütler çıkartıyorlar, yeri geliyor stokçular diyorlar. ya da bakıyorsunuz bu ülkedeki en zengin yüzde 20'lik kesim servetin yüzde 50'sine sahip ve buradaki eşitsizlikten ötürü kimsenin bir sorumluluk aldığı yok.

Çünkü bizim yaşadığımız ekonomik krizler adeta her seferinde bir doğal afet muamelesi yapılıyor. ve bu krizleri yoksulun, asgari ücretlinin, memuru sırtına yükleyerek bu krizlerden çıkma eylemi gösteriyor."Bu iktidarın kötü yönetimi yüzünden fiyatlar artıyor"Bugün maalesef ülkemizde her dört gençten biri evde oturuyor ve hiçbir ülkede olmadığı şekilde bir tanım var ev genci diye.

Çünkü bunlar ne işte çalışıyorlar, ne iş arıyorlar, ne üniversiteye gidiyorlar, ne eğitimin bir kısmında bulunuyorlar. ve hayattan adeta vazgeçmiş bir kitle var.

Dolayısıyla bütün bunlara baktığımız zaman biz okullarında arkadaşlarıyla olması gereken MESAM adı altında sömürülen çocuklardan bahsettiğimizde bunlara önlem alınması dediğimizde buralarda çocuklar ölmesin diyenlerin tutuklandığı bir Türkiye gerçeğiyle karşı karşıyayız.

Bize pazarda bakıyorsunuz, emeklinin filesi boş.

Emekli akşam saatini bekliyor.

Emekli en ucuz ve en çürük ürünleri almak için akşam vakti gidiyor.

Mutfakta tencereler küçülüyor.

Bunu görüyoruz.

Ama iktidar ne diyor?

Sabredin diyor.

Şükredin diyor. ve rekor kırıyoruz diyor.

Bütün bunlara baktığınız zaman Türkiye'nin gerçeği kırılan rekor değil.

Kırılan vatandaşın beli.

Büyüyen ekonomi değil açlık sınırı. ve zenginleşen de bu ülkede halk değil, bir avuç ayrıcalıklı.

Dolayısıyla saraydan her ne kadar başarı masalları anlatılırsa anlatılsın enflasyon düştü denilsin biz Türkiye'nin gerçeklerinin farkındayız.

Vatandaş geçinemedi ve borç içinde.

Biz burada bu gerçekleri kabul etmesini iktidarın, yönetememesinin ve bundan sonraki süreçte de Türkiye'ye bu anlayışla bir fayda getirmeyeceğinin altını çizerek her alanda 2026 için erken seçim çağrısı yapmaya devam edeceğiz.

Çünkü bu iktidarın kötü yönetimi yüzünden fiyatlar artıyor."2026 erken seçim yılı olacak"Biz Türkiye için çok net konuşuyoruz.

Diyoruz ki hayat pahalılığıyla mücadele sadece zam yapmamak da değildir.

Hayat pahalılığıyla mücadele aynı zamanda adil vergi düzeni ve hedef destekli teşviktir.

Dolayısıyla biz temel gıdada vergi yükünü azaltmadan, dar gelirliyi koruyacak, doğrudan destek mekanizmaları kurulmadan mutfaktaki yangının sönmeyeceğinin altını çizmek isteriz.

Burada aslında en temel sorunumuz bizim Türkçe olarak ne dediğimizde kendi siyasi ikbalini milletin ikbalinin üzerinde gören bir anlayışla yönetiliyor olmamız.

Üstten bakan bu dili her tarafta görüyoruz.

Yöneten değil adeta bağışlayan bir üslubun varlığını görüyoruz.

Bizim vatandaşlarımız da insan onuruna yakışır bir hayat standardıyla yaşayabilir.

Buna imkan var.

Türkiye'nin kaynak problemi yok.

Kaynakların yönetim problemi var.

Gelişmiş demokrasilerde siyasetçi şunu bilir: Koltuk milletin emanetidir.

İşler kötü gidiyorsa o koltuktan kalkmasını bilir.

İşler kötü gidiyorsa, halkın sofrası küçülüyorsa eşitsizlik artıyorsa, gerektiği yerde der ki 'Ben çıkarım halkın karşısına derdimi anlatırım.

Halkın hakemliğine razıyım' der.

Ancak buralarda Türkiye için kıyasladığımız zaman her başlıkta kötüye giden bir Türkiye görmemize rağmen sürekli bahane üreten bir siyasi anlayışla karşı karşıyayız.

Bizim Türkiye olarak ihtiyacımız olan yeni bir masal değil, yeni bir hikaye.

Türkiye'nin yeni bir hikaye, yeni bir yetkiye, yeni yetkililere ihtiyacı var.

Bizim ihtiyacımız olan makyajlı rakamlar değil, gerçekler.

Bu kadar ağır bir geçim krizinin ortasında bu kadar büyük bir güven bunalımının içerisinde bu ülkeyi yönetmeye devam etmek istiyorsanız 2026'da sandığı getirip halkın karşısına çıkmanız ve güven oyu almanız gerekir.

Çünkü bizim vatandaşlarımız bu durumda yaşamayı hak etmiyor.

Bu nedenle diyoruz ki geçim yoksa seçim var.

O nedenle 2026'nın bir erken seçim yılı olduğunu ifade ediyoruz. "Açıklanan rakamlarla vatandaşlarımızın geçilmesine imkan yok"Bugün maalesef üzülerek şunu ifade edelim, gerek SSK ve Bağ-Kur emeklilerinin artışı ki yani yüzde 12 civarında bir artış söz konusu, gerekse de memur emeklilerinin yüzde 18 civarında bir artıştan bahsediliyor.

Bu şekilde bir artışın ilk altı ayda bir emekliye 2 bin 600 lirayı bile bulmayan bir artış söz konusu oluyor.

Şimdi ülkemizde bu halde insanlar nasıl yaşam sürebilir?

TÜİK verilerine göre ülkemizdeki konutların yaklaşık yarısı kaloriferli, yüzde 35'i hala sobalı. ve bir kısmında doğal gaz kullanılıyor, önemli bir kısımda da hala kömür ve odun yakarak insanlar ısınıyor.

Şimdi bırakın öyle cayır cayır ısınmayı hafif düzeyde bir doğal gazı çalışan bir evde dahi bin 500 yüz iki bin liradan aşağı doğal gaz faturası gelmez.

Bugün bakıyorsunuz mevcut asgari ücretliyle emekli maaşıyla vatandaşımız nasıl ısınacak, nasıl çocukların ihtiyacını giderecek, nasıl gıda malzemelerini alacak?

Bugün biz büyükşehirde aşağı yukarı 30 bin liradan aşağı kiralık yer yok.

Dolayısıyla buna fatura bedellerini ilave ettiğiniz zaman açıklanan rakamlarla vatandaşlarımızın geçilmesine imkan yok."Emre, tarımda yaşanan sorunlardan da bahsederek, "2026 yılını tarımda dayanıklılık yılı ilan edelim" dedi.

Emre şöyle devam etti: "1 Ocak günü Galata Köprüsü'nde Filistin'e destek mitingi düzenlendi.

Katılan herkese minnet duygularımızı, dayanışma duygularımızı buradan gönderelim.

Çünkü gerçekten İsrail'in zulmüne yaptıklarına karşı dünyanın sessizliği ibretlik.

Orada hayatını kaybeden kadınlar, çocuklar ve bundan sonra muhtemel ölümlerin önüne geçilmek için, kim ne yaparsa destek oluruz, burada yapılan mitingi de destekliyoruz.

Ancak CHP bu ülkenin en eski partisi, dünyanın en köklü partilerinden biri.

Son seçim itibarıyla da bu ülkenin birinci partisi.

Aynı köprü, aynı yer, aynı amaçla biz başvuru yaptık 'Biz burada yürüyüş yapmak istiyoruz' dedik.

Bizim talebimizi reddettiler.

Peki aynı talep Bilal Erdoğan'dan gidince neden kabul oluyor?

Niye kabul oluyor demiyoruz.

Bakın buradaki ayrıma, bu eşitsizliğin nedenini sorguluyoruz.

İyi ki izin verilmiş, iyi ki yapılmış.

Ancak o köprü kimsenin babasının malı değil.

Hepimizin, tüm yurttaşların.

Dolayısıyla hani bize yasak oldu başkasına yasak olsun demiyoruz.

Ama bu ikili uygulamanın Türkiye'ye çok büyük zarar verdiğini görmek lazım."Sayın Tayyip Erdoğan'ın bu konudaki sessizliği ibretliktir"2025 yılı birçok açıdan dramlarla, savaşlarla geçtiği bir yıl oldu. 2026'nın başında da çok çarpıcı bir olayı hep birlikte gördük.

Bir ülkenin devlet başkanı, kendisi ve eşi uyuduğu esnada yataktan alınıp başka bir ülkeye götürülebiliyor.

Yani Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Amerika Birleşik Devletleri tarafından kaçırılarak götürüldü.

Buradaki müdahale dünyadan çıkan çıkmayan sesler, en çok söylenmeyenler, yapılmayanlar aslında bu dünya düzeni dediğimiz uluslararası anlaşmaların, Birleşmiş Milletler bünyesindeki anlaşmaların artık kaba güç denince göz ardı edildiği bir sürece geçildiğini ifade edelim. ve en ağır şekilde Venezuela Devlet Başkanı'nın terörist ilan edilip de bu şekilde götürülmesini, limanlara, petrol gemilerine, oradaki tesislere yönelik saldırıları kınıyoruz.

Biz nasıl Irak'taki işgali zamanında hukuksuz bulduysak, Ukrayna yapılanı hukuksuz bulduysak bizim için de bu durum aynıdır.

Elbette ki biz istiyoruz ki o ülkede yaşayanlar o ülkeyi yönetsin.

Bundan önce Maduro'nun yaptıklarını elbette tasvip etmiyoruz.

Geçmiş dönemlerde de bunu söyledik.

Yani seçimlerdeki hile iddiası, otoriterleşen eğilimler, yolsuzluk iddiası muhalefete baskılar bunlar tabii ki bizim kabul edebileceğimiz şeyler değil.

Bununla birlikte Venezuela'nın geleceğine oranın halkı karar vermesi lazım.

Yani Trump'ın 'Nasıl yöneteceğine karar vereceğim, yeni bir yönetim kadar biz yöneteceğiz' şeklindeki açıklamalar gerçekten kabul edilemez.Uluslararası kurumlar, Birleşmiş Milletler acil devreye girmesi lazım.

Oradaki operasyonların durması, sivil yaşamın korunması şart. ve bizim buradaki bakışımız tıpkı Türkiye'deki 19 Mart darbesine nasıl icazetle Trump'ın icazetiyle yapıldı ve karşı duyduysak tıpkı ülkede gerçekleşen 15 Temmuz darbesine nasıl karşı durduysak aynı şekilde dünyanın her yerinde de ilkesel olarak bütün darbelere karşı durmamız lazım.

Türkiye'nin dış politikası ilkesel bir şekilde ilerlemek durumundadır.

Rüzgara göre değişemez.

Kişisel ilişkilere göre ahbap dost ilişkilerine göre 'Dostum' kelimeleriyle ifade edilecek bir şey değildir.

Özellikle Sayın Tayyip Erdoğan'ın bu konudaki sessizliği ibretliktir.

Çünkü Maduro'nun geçmiş dönem yönetimde bulunduğu halkına zulüm ettiğinde, kötülük ettiğinde, yanlış yaptığında biz itiraz ettiğimizde sahiplenen 'Dostum Maduro' diyen Tayyip Erdoğan şu anda eşiyle birlikte uygulanan muameleye adeta gıkını çıkarmıyor.

Çünkü Trump'tan çekiniyor.

Trump'ın desteğine ihtiyacı var.

Trump'ın meşruiyetine ihtiyacı var.

Bu alanda da Sayın Genel Başkan'ımızın çok haklı bir şekilde ileri sürdüğü söylediği sözlere de iktidar ve çevresindekilerin çok saldırgan bir tutumla karşılık verdiğini gözlemliyoruz.

Ama bütün verdikleri cevaplar konunun özünün çok uzağında.

Bugün kimse Adalet ve Kalkınma Partisi eleştirisini ve Tayyip Erdoğan eleştirisini devlet ve Türkiye Cumhuriyeti eleştirisi olarak alıp topluma böyle sunmaya kalkmasın.

Burada bizim söylediklerimiz, Genel Başkan'ın söylediği çok açık.

Bugün yaşanan dünya açısından ibretlik bir olay ve herkesin bunu kınaması lazım.""Türkiye'nin her tarafını dolaşacağız"Emre, açıklamasının ardından soruları yanıtladı.

Emre, milletvekilleri grup toplantısının gündemine ilişkin sorulan soruya şu yanıtı verdi: "Biz dedik ki 'Dünyanın en uzun ve en yüksek katılımlı seçim kampanyasını yapacağız.' Geçtiğimiz sene 19 Mart'tan itibaren bu alanda 100'e yakın toplantı ve miting yaptık.

Dolayısıyla milyonlarca insanla buluştuk.

Bu yıl da ilk eylemi Çankırı'da 3 Ocak'ta yaptık.

Bugünden itibaren de planlamayı yapacağız.

Tabii gerek dış politika gerek ekonomi gerek Meclis'te yürüyen milli kardeşlik komisyonundaki rapor yazma süreciyle alakalı olmak üzere hem bilgilendirmeler yapılmak üzere bu toplantılar planlandı hem de bilgi alışverişi bir şekilde görüşlerinin alınması, bu alandaki politikanın oluşması açısından milletvekili grubu, parti meclisi, ondan sonra CAO'da bir toplantı gerçekleşecek.

Sonrasında cuma günü için önce Doğu ve Güneydoğu'dan gelecek 23 il başkanı ve getireceği bir kanaat önderiyle birlikte görüş alışverişi yapılacak.

Cumartesi günü de tüm il başkanlarımızla birlikte bir il başkanları toplantısı olacak.

Güvenlik politikaları, dış politika gibi birçok başlığın tartışılacağı ve ondan sonra da bütün bunları ışığında kampanyamıza başlayacağız. ve Türkiye'nin her tarafını da dolaşacağız.""Biz kutuplaşma iktidarı beklemiyoruz, kardeşlikten iktidar çıkarmak istiyoruz"Emre, "Özgür Özel'in, 'Bu ülkenin kutuplaşmaya değil kucaklaşmaya ihtiyacı var' sözleri ve CHP'li belediyelere kutuplaşmayı bitirmek için 'yaptıkları her açılışa AKP'li ve MHP'li yöneticileri davet etmesi' yönündeki çağrısı iktidarla yeni bir normalleşme dönemi olarak yorumlandı.

Siz bu konudaki eleştirileri nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusuna da şu yanıtı verdi: Geçtiğimiz yıllarda Sayın Genel Başkan'ımız yılbaşı ve bayramlarda Türk siyasi parti genel başkanlarını aramıştı.

Bu yıl da öyle.

Ancak Sayın Erdoğan'ı aramadı bu yıl.

Önceki cumhurbaşkanlarını aradı.

Çünkü biz siyasetin normal seyrinde gitmesini arzu ediyoruz.

Vatandaşlarımız bu kutuplaşmadan, kavga ortamından bunaldığını görüyoruz.

Sorunlarının tartışılmasını istiyor.

Ama bir yönüyle de Tayyip Bey'in bu kavga ve kutuplaşma ikliminden faydalanma düşüncesiyle ki geçmişte faydalandığı zamanlar oldu şüphesiz, bunda ısrar etkinliği, üslubunda, dilinde ısrar ettiğini görüyoruz.Halkın kararlarına saygı duymuyor.

Türkiye'nin bir an evvel tutuksuz yargılama zaten bu insanlar hükümlü değil, tutuksuz yargılama zaten bizim kanunlarımızda esas, çok üzücü bir süredir tutuklular.

Dosyada toplanmamış delil de kalmadı.

Davalar da açıldı.

Tutuksuz yargılama olsun.

Canlı yayınlarda verilsin herkes izlesin.

Yani halkın hakemliğine burada ihtiyacımız var şüphesiz.

Ama Türkiye'de kendi gündemine siyaset de normal gündemine doğru evrilsin.

Yani biz şunu istiyoruz gerçek anlamda bugün siyaset bu kadar kutuplaştırılmasın.

Milliyetçi Hareket Partisi seçmenleriyle Adalet ve Kalkınma Partisi seçmenleri CHP seçmenleri birbirine yakın kol kola olsun.

Çünkü biz kutuplaşma iktidarı beklemiyoruz biz kardeşlikten iktidar çıkarmak istiyoruz.

Bütün kalbimizle de samimiyetimizle de bunu söylüyoruz.

ÖGenel Başkan'ımız daha önce bazı adımlar attı.

Ama bu adımların Tayyip Erdoğan'da izlediği yolda bir şey yok.

Dolayısıyla biz bu normali ülkenin olması gereken normalini seçmenlerin yakalamasını ve bütün seçmenlerle bu duyguyu yakalama ihtiyacını hissediyoruz.

Türkiye'de biz sertleşen hayatı yumuşatmak için gelmek istiyoruz.

Biz istiyoruz ki toplum sakinleşsin ve yoksulluğu azaltmak için çabalayalım.

Gençlerimizi, çocuklarımızı geleceğe hazırlamak için çabalayalım.

Çünkü Türkiye'nin ihtiyacı olan bunlar.""Bizim şeffaf ve tutarlı dış politikaya ihtiyacımız var"Emre, ABD'nin saldırısı öncesi Venezuela Devlet Başkanı Maduro'ya Türkiye'ye gitmesinin teklif edildiğinin sorulması üzerine "Biz Trump'a ve Trump yönetimine sürekli taviz veren, onun isteklerini karşılayan Tayyip Erdoğan iktidarda kalsın ve Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarda kalsın diye her yerde sınırı aşan, mültecilerde nüfusa göre dünya rekoru kıran bir ülke olmak istemiyoruz.

Bizim şeffaf ve tutarlı dış politikaya ihtiyacımız var.

En başta da bir devlet başkanına yönelik bu muamelenin kınanması lazım.

Kim olursa olsun hangi ülkenin devlet başkanı olursa olsun bu muameleyi şüphesiz hak etmiyor" yanıtını verdi.

Emre, Yunanistan'dan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı hedef alan sosyal medya paylaşımlarının sorulması üzerine de şöyle yanıt verdi: "Türkiye güçlü bir devlet geleneği olan bir ülke.

Yani Türkiye'de bırakın devlet başkanı, cumhurbaşkanını hani Ankara'da herhangi bir yurttaşı böyle helikopterle gidip alacak bir güç yok.

Dünyada yeryüzünde öyle bir güç yok.

Yani böyle bir şey imkanı yok o nedenle.

Şüphesiz ki o paylaşımları da hem saçma sapan hem de hadsiz bulduğumuzu ifade edelim.

Türk ve Yunan halklarının dostluğuna inanan insanlarız.

Yani bu komşuluk ilişkisiyle, dostlukları geliştirme taraftarıyız.

Yunan hükümetinin de bu paralelde ilerlemesi lazım.

Ama son aylardaki son yıllardaki gelişmeler gerek adalar silahsız olması gereken adaların silahlanmasına yönelik işler gerekse de işte Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Yunanistan ve İsrail'in Türkiye karşıtı bir şekilde orada iş birliğine gidiyor olması orada yapılan açıklamalar açıkçası bunlar çok rahat edici ve yanlış bulduğumuz açıklamalar olduğunu da ifade edelim bu vesileyle.

Türkiye bu ve benzeri bazen paylaşımlar, açıklamalar vesaire oluyor bunlara Türkiye'nin bütünüyle tavrının benzer olacağını düşünüyorum.

Olması gereken bu.

Biz kendi adımıza Genel Başkan'ımız 15 Temmuz darbe girişiminde Meclis'te yaptığı konuşma neyse demokrasiye inanç neyse bugün kurumsal olarak da bütün CHP ailesi olarak aynı noktadayız.

O noktadan da ayrılmayız.

Çünkü bizim gerek dünya görüşümüz gerek Türkiye'ye ilişkin hayallerimiz bunu gerektiriyor.

Hayat görüşümüz bunu gerektiriyor."

İlgili Sitenin Haberleri