Haber Detayı

Bir tabak yemekten sonra beden neden isyan ediyor
Gastroda odatv.com
02/01/2026 11:53 (1 saat önce)

Bir tabak yemekten sonra beden neden isyan ediyor

Öğle yemeğinden sonra bastıran o ağırlık hissi yalnızca ne yediğimizle ilgili değil. Asıl mesele, yemekle zaman arasındaki kadim ilişkinin modern çalışma düzeniyle bozulmuş olması.

Modern dünyada yemeği çoğu zaman yalnızca “enerji alımı” olarak konuşuyoruz.

Protein yeterli mi, karbonhidrat fazla mı, kahve kaçıncı fincan?

Oysa insanlık tarihi boyunca yemek, sadece bedeni değil günün ritmini, toplumsal zamanı ve çalışma biçimini de düzenleyen bir unsurdu.Bugün öğle yemeğinden sonra yaşanan meşhur “enerji çöküşü”, çoğu zaman bireysel bir sorun gibi ele alınıyor.

Daha hafif ye, daha çok kahve iç, kısa bir yürüyüş yap.

Oysa bu yorgunluk, tek bir tabağın değil; endüstriyel zaman anlayışının sonucu.ÖĞLE YEMEĞİ NEDEN BU KADAR SORUNLU HALE GELDİ?Tarihsel olarak öğle yemeği, birçok kültürde günün merkeziydi.

Akdeniz’de siesta, Osmanlı’da uzun öğle molaları, kırsal toplumlarda tarımsal ritme göre şekillenen yemek saatleri… Yemek sonrası yavaşlama bir “verimsizlik” değil, doğal bir denge haliydi.Sanayi devrimiyle birlikte bu denge bozuldu.

Saatle ölçülen emek, molaları kısalttı; yemek, işin arasına sıkıştırıldı.

Bugün öğle yemeği çoğu insan için bilgisayar başında yenilen bir sandviç, ayakta içilen bir kahve, “hızlı ama tok tutan” bir çözüm.Sonrasında gelen yorgunluk ise sistem tarafından “kişisel performans sorunu” olarak etiketleniyor.MAKARNA SUÇLU MU, YOKSA ZAMAN MI?Öğle yemeğinde makarna yediğimizde suçluluk duymamız tesadüf değil.

Karbonhidrat, modern beslenme anlatısında neredeyse ahlaki bir meseleye dönüştü.

Oysa mesele tek başına makarna değil; makarnayı hangi hızda, hangi bağlamda ve neyle birlikte yediğimiz.Yemeğin sindirim için bedende zorunlu ettiği yavaşlama, modern ofis hayatında tolere edilmiyor.

Beden “dinlen ve sindir” moduna geçmek isterken, sistem ondan aynı hızda üretmesini bekliyor.

Çöküş tam da bu çatışma anında yaşanıyor.KAHVE, UYARICI MI, DİSİPLİN ARACI MI?Kahve bugün sadece bir içecek değil; ritmi zorla ayakta tutmanın sembolü.

Bir fincan daha, bir toplantı daha, bir mail daha.Tarih boyunca kahve, sosyalleşmenin, sohbetin, kamusal alanın içeceğiydi.

Bugün ise çoğu zaman uykusuzluğun üstünü örten, yanlış zamanlanmış yemeklerin telafisi, sistemin dayattığı tempoya uyum sağlama aracı olarak görülüyor.Kahveyle bastırılan yorgunluk geçici; ama bedene ödetilen bedel kalıcı.Öğleden sonra yaşanan bitkinlik bir “beslenme hatası” değil, modern yaşam tasarımının yan etkisi.

Yemek saatleri biyolojik ritme değil, toplantı takvimine göre belirleniyor.

Gün ışığıyla temas azalıyor.

Hareket, gündelik hayatın içinden çekiliyor.

Yemek, paylaşım olmaktan çıkıp işlevsel yakıta dönüşüyor.

Bu koşullarda bedenden “enerjik” kalmasını beklemek gerçekçi değil.BELKİ DE HALSİZ OLMAK BİR SORUN DEĞİL, MESAJDIRBelki de öğleden sonra gelen yavaşlama, bedenin bize söylediği bir şeydir; daha yavaş, daha dengeli, daha insani bir ritim mümkün.Yemeği tekrar zamana yaymak, öğle molasını gerçek bir mola olarak düşünmek, kahveyi bastırıcı değil eşlikçi kılmak… Bunlar bireysel iyilik halinin ötesinde, gıda kültürüyle kurduğumuz ilişkinin yeniden düşünülmesi anlamına geliyor.Odatv.com

İlgili Sitenin Haberleri