Haber Detayı

Zihin Bu Belli Mi Olur? Ucu Bucağı Yok Ki...
Neşe doster gercekgundem.com
01/01/2026 06:00 (4 saat önce)

Zihin Bu Belli Mi Olur? Ucu Bucağı Yok Ki...

Yeni yılın ilk yazısında ne yazılır, ne yazmalı diye çok düşündüm. Pek çok konu başlığı önümde iken aklıma Tanyeri Haber’den sütun komşum Erkan Saltan’ın yazdığı bir yazı geldi, yazımın ilham kaynağı böylece belli oldu…

İnsan neden yazar?Bazen gerektiği için, bazen paylaşmak için, bazen kaybolmasın diye, bazen masanın üstüne, arşivlere bir şey bırakmak için, bazen dost ve arkadaş gazına gelerek yazar.

Bazen ona güvenenlerin ısrarlarına dayanamadığı için elinde olmadan yazar, bazen sessiz kalmamak için yazar, bazen pişmanlıklarından, öfkelerinden, 'keşke'lerinden, 'iyi ki’lerinden ders çıkarılsın diye yazar.

Bazen sevgisini, mutluluğunu, kırgınlığını, aklına eseni, yüreğinden geçeni, diline takılanı yazar…Bazen suskunluklarını, bazen yutkunduklarını, bazen sessiz haykırışlarını, bazen içinde kalanları yazar.

Bazen delip geçenleri, bazen oyup geçenleri, bazen kıyıp geçenleri, bazen ezip geçenleri yazar.

Bazen ufuk açmak için yazar, bazen de kalemin götürdüğü yere kadar yazar.

Sonra da 'iyi ki yazmışım' ya da 'keşke yazmasaydım' deyip yine yazar.

Bazen cahilce, bazen alimce, bazen haince yazar, bir bakar ki yazar olmuş, havalara girerek her şeyi yazar…Bazen şiirlere, yazılara, öykülere, romanlara, hatta zorlarsanız şarkılara, tablolara sığmayacak kadar ağır yükler, duygular, hayaller, umutlar, imgelerle boğuşup duruyorken 'neden yazmayayım ki' der ve yazar.

Bazen 'olabilir' der, oldu diye bakar, olacak diye beklerken olmadığını görür yine yazar…Bazen iç siyasetten dış siyasete, kültürel etkinliklerden sosyal sorumluluklara uzanan çizgide ödediklerini ve ödetilen bedelleri ifade etmek için yazar…Bazen korkularını, sevinçlerini, umutlarını, hayallerini, hissettiklerini, hayal kırıklıklarını dile getirmek için yazar…Bazen doğduğu toprakları, yürüdüğü caddeleri, koştuğu sokakları, düştüğü yokuşları, oturduğu parkları, geçtiği köprüleri, gittiği sinemaları, izlediği tiyatroları, okuduğu okulları, damak çatlatan yemekleri yazar, unutmamak ve unutturmamak için yazar…Bazen de içi karalar bağlamışken, gözü hiçbir şeyi görmezken, eli kalem tutan, yazdığı okunan, çizdiği beğenilen, yorumladığı alkışlanan kaç kişi kaldı ki diye sorarken aniden önüne çıkan ve oh dedirtecek kalemleri görür, bu da varmış der, bir süre yazmaz, yazamaz, sonra da alıntılarla, ilhamlarla yetinerek yazar…Özetle; Bugünlerde yine ve yeniden Montaigne’nin Denemeler’ini okuyorum…Günümüzde dostlukların pamuk ipliğine bağlı olduğunu, çıkarın her şeyin önünde ve üstünde tutulduğunu, buna kan bağıyla bağlı olduklarımızın da dahil olduğunu görünce; 16. yüzyıl Fransız deneme yazarının; “Sokrates söylemiş diye değil, kendi tabiatıma uyarak, üstelik aşırılığa bile kaçarak bütün insanları hemşerim sayıyorum.

Bir Polonyalıyı tıpkı bir Fransız gibi kucaklıyorum.

Dünya ile akrabalığımı, kendi milletimle akrabalığımın üstünde tutuyorum.

Doğduğum yerin pek o kadar düşkünü değilim.

Kendi kazandığımız dostluklar nerde, iklim ve kan dolayısıyla bağlı olduğumuz dostluklar nerde?” şeklindeki sözlerini çok anlamlı ve güncel bulunca unutanlarla ve okurlarımla paylaşmak istedim.Yetinmeyip yöneticiler için dile getirdiği; “Bizi yöneten, dünyayı ellerinde tutan kimselerin bizim kadar akıllı olması, bizim yapabileceğimiz kadarını yapması yetmez.

Bizden çok üstün değillerse, bizden çok aşağı sayılırlar, onlar çok şeyler vadettikleri için çok şeyleri yapmak zorundadırlar.” şeklindeki uyarısını Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron biliyor mu diye merak edip, keşke mevkidaşlarına bu kitabı, o sayfanın altını çizerek hediye etse diye kendisine hatırlatayım dedim…Yönetim kademesinde giderek yayılan ve taban bulan açgözlülük, sorumsuzluk, tatminsizlik, şöhret hırsı öne çıkarsa!

Sanat, kültür, ekonomik sorun, işsizlik, eğitim çıkmazı politika üretenlerin umurunda olmazsa!

Güven veren söz ve bakışlar, ayağı yere basan akıllı ve akılcı projeler işlerine gelmezse!

Nazım Hikmet’in; “Umuda kurşun işlemez!” sözünü duymamışlarsa yapacak bir şey yok der başka konulara dalar, başka sorunların altını çizeriz demek istedim…“Rüzgar olmadan kim yelken açar/ Kürek olmadan kim kürek çeker/ Kim dostundan gözyaşı dökmeden ayrılabilir/ Ben rüzgar olmadan da yelken açarım/ Ben kürek olmadan da kürek çekerim/ Ama gözyaşı dökmeden dostumdan ayrılamam.” diyen şairden alıntı yapmak istedim…Bernard Show’ın; “İnsanlar sizinle yüz yüze konuşabilecek düzeyde olmadıklarını anladıklarında arkanızdan konuşmaya başlarlar.” şeklindeki sözünü kime dediğini, niye dediğini anlamasam da çok beğendiğim için alıntı yapayım dedim…Tüm bunları okurken çaresizlik, öfke, şaşkınlık, umutsuzluk, yükselişler ve ani düşüşler gibi iniş çıkışların bazen insana yürek bavulunu çoktan toplattırdığını, işin sadece çantayı sırtlamaya kaldığını hatırlatmak istedim…Hele de günümüzün dijital dünyasında iletişim değil de iletişim teknikleri dünyasında konuşma yokken, empati yokken, göz buluşması yokken, sohbet yokken varsa yoksa cep telefonu laptop, bilgisayar, sosyal medyada dolaşmak varken ve bu dijital dünya yüzde 70’lik bir dilimin hayatına egemenken; bu durum duygusal paylaşımlara değer veren bizim kuşağa göre değilmiş demek istedim…2026 yılının ilk yazısında müjdeli haberlerle noktayı koyalım…CB diyor ki; “2026 zirveler yılı olacak.

Türkiye’yi 23 yıl içinde nereden alıp nereye getirdiğimizi halkımıza tek tek anlatacağız.” Yardımcısı Cevdet Yılmaz diyor ki; “Ulusal gelir 18 bin dolara yaklaştı.

Dünyanın 11. büyük ekonomisi olma yolundayız.”Merak buyurulmasın!

Bu durumda çalışabilir durumda olan ve fakat iş bulmaktan umudunu kesen 2.5 milyon yurttaşa, işsizler ordusuna da iş bulunacak demektir.

Daha ne olsun, daha ne isteriz, batı kıskanmayı sürdürsün, biz mutlu ve mesuduz…

İlgili Sitenin Haberleri