Haber Detayı

Hangi hak hangi insan… (10 Aralık 2025 İnsan Hakları Günü’ne notlar)
Doğan akdeniz aydinlik.com.tr
15/12/2025 00:00 (4 hafta önce)

Hangi hak hangi insan… (10 Aralık 2025 İnsan Hakları Günü’ne notlar)

Hangi hak hangi insan… (10 Aralık 2025 İnsan Hakları Günü’ne notlar)

10 Aralık, insan haklarının evrensel kabul gördüğü gün olarak takvimlere yazılı. 1948’de ilan edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (UDHR-Universal Declaration of Human Rights), kâğıt üzerinde tüm insanlığı eşitleyen bir metin olarak hâlâ yürürlükte.

Ancak, 2025 dünyasında bu metnin karşılığı, tören salonlarından çok mezarlıklarda, mülteci kamplarında ve enkaz altlarında aranıyor.

Çünkü bugün insan hakları, evrensel bir hukuk olmaktan ziyade; güç ilişkilerinin süzgecinden geçen seçici bir söyleme dönüşmüş durumda.

SAVAŞIN YENİ HEDEFİ SİVİLLER 2025 yılı, savaşın yalnızca cephelerde değil; şehir merkezlerinde, hastane koridorlarında, okul bahçelerinde ve haber odalarında can aldığı bir yıl olarak kayda geçti.

Gazze’de, Sudan’da, Ukrayna-Rusya hattında ve dünyanın başka pek çok noktasında “sivil” kavramı fiilen anlamını yitirdi.

Bombalar açısından bakıldığında herkes potansiyel hedef; uluslararası hukuk ise çoğu zaman izleyici konumunda kaldı.

GAZZE: YAŞAM HAKKININ ASKIYA ALINDIĞI COĞRAFYA Gazze’de yaşananlar, insan haklarının nasıl askıya alınabildiğini gösteren en çıplak örneklerden biri oldu.

Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi’nin (OCHA-Office for the Coordination of Humanitarian Affairs) yayımladığı raporlar, 2025 boyunca sivil kayıpların sistematik biçimde arttığını ortaya koydu.

On binlerce insan yaşamını yitirirken, yüz binlercesi yaralandı veya sakat kaldı.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO-World Health Organization), sağlık sisteminin çökme noktasına geldiğini defalarca duyurdu.

Hastaneler vuruldu, ambulanslar hedef alındı, doktorlar ve hemşireler öldürüldü.

Yaşam hakkı, jeopolitik çıkarların altında ezildi.

SUDAN: KAMERALARIN GÖRMEDİĞİ FELAKET Sudan’da ise daha sessiz ama en az Gazze kadar yıkıcı bir felaket yaşandı.

Kameraların çevrilmediği, manşetlerin taşımadığı bir insani çöküş… Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne (UNHCR-United Nations High Commissioner for Refugees) göre 2025 itibarıyla yaklaşık 12 milyon insan yerinden edildi.

Köyler boşaldı, şehirler kuşatıldı, açlık silah haline geldi.

Dünya Gıda Programı (WFP-World Food Programme), fon yetersizliği nedeniyle gıda yardımlarını azaltmak zorunda kaldığını açıkladı.

İnsan hakları burada, bir kamyonun depo kapağına; bir bütçe kaleminin iptaline takıldı.

Ukrayna-Rusya savaşı ise 2025’te farklı bir eşiğe geçti.

Uzun menzilli silahlar, cephe hattını anlamsızlaştırdı; savaş, hem Ukrayna şehirlerine hem de Rusya’nın sınır ve iç bölgelerine yayıldı.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin (OHCHR-Office of the High Commissioner for Human Rights) verileri, yılın ilk on bir ayında Ukrayna’da binlerce sivilin öldüğünü ve on binlercesinin yaralandığını ortaya koydu.

Aynı dönemde Belgorod, Kursk ve Bryansk gibi Rus bölgelerinde de siviller yaşamını yitirdi, altyapı ciddi biçimde tahrip edildi.

On binlerce asker her iki tarafta da hayatını kaybetti ya da sakat kaldı.

Buna rağmen uluslararası kamuoyunda acılar eşit yankı bulmadı; “makbul mağdur” ile “görmezden gelinen insan” arasındaki çizgi daha da kalınlaştı.

HAKİKATİN ÖLÜMÜ: GAZETECİLER Savaşın bir başka kurbanı ise hakikatin kendisi oldu.

Gazeteciler… Sadece haber yapmadılar; tanıklık ettiler.

Bu yüzden hedef alındılar.

Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ-Committee to Protect Journalists), 2025’te öldürülen gazeteci sayısının yüzü aştığını açıkladı.

Kamera sustuğunda gerçek de susturuldu.

İfade özgürlüğü, bildirgelerde kaldıkça; sahada bedelini gazeteciler ödedi.

Ama 2025’in insan hakları bilançosu yalnızca bombalarla yazılmadı.

Sömürü, savaşın barış zamanlı yüzü olarak işlemeye devam etti.

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO-International Labour Organization), zorla çalıştırmanın milyonlarca insanı kapsadığını ve bunun yüz milyarlarca dolarlık yasa dışı bir ekonomi yarattığını raporladı.

Savaş ve işgal, insanı yalnızca yerinden etmiyor; onu pazarlık gücü olmayan, korunmasız bir emek nesnesine dönüştürüyor.

Haklar, ucuz emek piyasasında sessizce eriyor.

Kadınlar, çocuklar ve yaşlılar bu düzenin en kırılgan halkası oldu.

Gazze’de çocuklar enkaz altında; Sudan’da açlıkla; Ukrayna ve Rusya’da soğuk ve göçle mücadele etti.

İnsan hakları söylemleri çocuk haklarından söz ederken, çocuklar savaşın en kolay hedefi olmaya devam etti.

Kadınlar hem savaşın hem yoksulluğun yükünü taşıdı.

Yaşlılar ise çoğu zaman geride bırakıldı. 10 Aralık 2025’e gelindiğinde tablo netti: İnsan hakları, güçlüler için bir söylem; güçsüzler için ertelenmiş bir vaatti...

Haklar, seçici uygulandığında evrenselliğini kaybeder.

İnsan, pasaportuna, yaşadığı coğrafyaya ya da hangi bombanın altında öldüğüne göre değer kazanıyorsa; orada insan haklarından değil, siyasi ahlaktan söz edilir.

Gazze’de savaş, sivil yaşam alanlarını kalıcı biçimde tahrip etti.

RAKAMLARLA İNSAN HAKLARI-2025 - Silahlı çatışmalar: 2025 itibarıyla dünyada 50’den fazla ülkede aktif silahlı çatışma yaşanıyor. (UCDP-Uppsala Çatışma Verileri Programı) - Zorla yerinden edilme: Savaş, işgal ve şiddet nedeniyle 120 milyonu aşkın insan yaşadığı yerleri terk etmek zorunda kaldı. (UNHCR-Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği, Küresel Eğilimler Raporu) - Sivil kayıplar: Çatışmalarda on binlerce sivil hayatını kaybetti; milyonlarcası yaralandı veya sakat kaldı. (UN OHCHR/OCHA-Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği/Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi) - Çocuklar: 470 milyon çocuk, aktif çatışma bölgelerinde temel yaşam, sağlık ve eğitim haklarından mahrum şekilde yaşam mücadelesi veriyor. (UNICEF-Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu) - Açlık: 280 milyondan fazla insan, çatışmaların doğrudan tetiklediği akut gıda güvensizliğiyle karşı karşıya. (WFP-Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı) - Gazeteciler: 2025’te 100’ün üzerinde gazeteci ve medya çalışanı, görevleri sırasında öldürüldü. (CPJ-Gazetecileri Koruma Komitesi) - Zorla çalıştırma: Dünya genelinde 27 milyondan fazla insan, modern kölelik ve zorla çalıştırma koşullarında yaşıyor. (ILO-Uluslararası Çalışma Örgütü) - İfade özgürlüğü: Ülkelerin %60’tan fazlası, “özgür olmayan” ya da “kısmen özgür” kategorisinde yer alıyor. (Freedom House-Özgürlükler Evi) İNSAN HAKLARININ KARANLIK AYNASI: BOSNA’DAN EPSTEİN ADASI’NA İnsan haklarının geldiği nokta, yalnızca savaş bölgelerindeki ihlallerle değil; bu ihlallerin etrafında şekillenen ahlaki çürüme alanlarıyla da okunmak zorundadır.

Bosna Savaşı sırasında Batı Avrupa’dan para vererek bölgeye gelen, sivilleri hedef alan keskin nişancı faaliyetlerine bireysel olarak katılan kişilerin varlığı, savaş suçunun yalnızca devletler eliyle değil; piyasa mantığıyla hareket eden bireyler aracılığıyla da üretildiğini göstermiştir.

İnsan öldürmenin “deneyim”, “heyecan” ya da “kişisel tatmin” alanına indirgenmesi, insan haklarının hukuki bir norm olmaktan çıkıp; güç ve para karşısında tamamen işlevsizleştiği bir eşiğe işaret eder.

Bu örnek, savaş suçunun münferit sapkınlık değil; denetimsiz bir küresel düzenin yan ürünü olduğunu ortaya koymuştur.

Aynı yapısal çürümenin daha organize ve daha dokunulmaz bir biçimi ise Epstein Adası vakasında açığa çıktı.

Küresel sermaye çevreleri, siyaset, istihbarat ve medya ağlarıyla iç içe geçmiş bu yapı; çocukların sistematik biçimde istismar edildiği, suçun ise sessizlik, ayrıcalık ve dokunulmazlık zırhıyla örtüldüğü bir düzeni temsil etti.

Burada insan hakları ihlali, savaş alanında değil; özel jetlerle ulaşılan “güvenli adalarda” gerçekleşti.

Ortaya çıkan tablo şudur: İnsan hakları, güç ilişkilerinin dışında kalanlar için bağlayıcı; güç merkezlerine dahil olanlar için ise aşılabilir bir engel haline gelmiştir.

Bosna’daki dürbünün ucundaki sivil ile Epstein Adası’ndaki çocuk arasında kurulan görünmez bağ, insan haklarının evrenselliğini değil; seçiciliğini gözler önüne sermektedir. 10 ARALIK: KUTLAMA DEĞİL YÜZLEŞME Bu yüzden asıl soru artık şudur: Hangi hak, hangi insan için geçerli?

Gazze’de ölen çocukla, Sudan’da açlıktan ölen yaşlıyla, Ukrayna’da ya da Rusya’da enkaz altında kalan sivil arasında hukukun gözünde gerçekten bir fark var mı?

Yoksa insan hakları, yalnızca kazananların yazdığı bir dipnot mu? 10 Aralık, kutlama günü değil; yüzleşme günüdür. 2025’in bilançosu bize şunu söylüyor: İnsan hakları bir günlüğüne hatırlanıp 11 ay unutulacak bir mesele değildir.

Aksi halde geriye sadece afişlerde yazan ama sahada karşılığı olmayan süslü cümleler kalır.

Ve insanlık, haklarını değil; çifte standartlarını miras bırakır.

İlgili Sitenin Haberleri