Haber Detayı

İngilizlere Geçit Vermeyen Kaşkay Türkleri
Ali kafkasyalı internethaber.com
12/05/2026 07:00 (8 saat önce)

İngilizlere Geçit Vermeyen Kaşkay Türkleri

Tarih bazen büyük devletlerin yazdığı kitaplarda değil, dağların yamacında at koşturan, obasında özgürlüğünü koruyan milletlerin hafızasında saklıdır.

İşte Kaşkay Türklerinin Birinci Dünya Savaşı yıllarında İngiliz emperyalizmine karşı verdiği mücadele de böylesine unutulmuş ama gururla hatırlanması gereken bir destandır.

Birinci Dünya Savaşı yalnızca Avrupa cephelerinde değil, Orta Doğu’nun sıcak çöllerinde, Basra Körfezi kıyılarında ve İran yaylalarında da yaşanıyordu.

İngilizler, Hindistan yolunun güvenliğini sağlamak, petrol bölgelerini kontrol altına almak ve İran’ı nüfuz sahalarına katmak amacıyla güneye doğru ilerlerken karşılarında beklemedikleri bir güç buldular: Kaşkay Türkleri.

Kaşkaylar, Zagros Dağları’nın uçsuz bucaksız platolarına (Şimdiki Fars eyaletinin geniş sahalarına) hâkim, göçebe hayatın sertliğinde yoğrulmuş, bağımsızlıklarına düşkün bir Türk topluluğuydu.

Dilleri Türkçeydi, kültürleri Türk’tü, karakterleri ise hürriyet üzerine kuruluydu.

Onlar için toprak yalnızca yaşanacak bir yer değil; namus, tarih ve kimlikti.

İngiliz Generali Sir Percy Sykes, İran Tarihi adlı eserinde Kaşkaylardan söz ederken adeta hayranlığını gizleyemez. “Karşılaştığımız en mühim meselelerden biri Kaşkayîlerdi” der.

Devamında onların Türk olduklarını, Türkçe konuştuklarını, Fars eyaletinin büyük kısmını kontrol ettiklerini ve gerektiğinde 25 bin silahlı savaşçı çıkarabilecek kudrette olduklarını belirtir.

Bir düşmanın kaleminden dökülen bu ifadeler, Kaşkayların ne denli büyük bir kuvvet olduğunu göstermeye yeter.

Ancak İngilizler yalnızca silahla savaşmazdı; onların en büyük silahı çoğu zaman entrika olmuştur.

Cephede yenemediklerini masa başında parçalamaya çalıştılar.

Kaşkayların efsanevi lideri Savletü’d-Devle’ye karşı öz kardeşi İhtişam’ı desteklediler.

İran’daki kukla yönetimle iş birliği yaparak Kaşkay direnişini içeriden çökertmeye yöneldiler.

Neticede Savletü’d-Devle hapsedildi, oğulları sürgüne gönderildi ve Kaşkayların direnişi büyük yara aldı.

Fakat İngilizler bir gerçeği değiştiremediler: Kaşkaylar teslim olmadı.

Çünkü Kaşkay direnişi sadece bir askerî mücadele değildi; o, Türk’ün istiklâl karakterinin İran coğrafyasındaki tezahürüydü.

Anadolu’da Çanakkale’de İngilizlere geçit vermeyen Mehmetçik neyse, Fars dağlarında Kaşkay süvarisi de oydu.

Bugün Türk tarihini konuşurken çoğu zaman Anadolu merkezli düşünürüz.

Oysa Türk dünyasının her köşesinde benzer kahramanlık hikâyeleri vardır.

Kaşkay Türklerinin İngiliz işgaline karşı gösterdiği direniş de bu büyük hafızanın unutulmuş sayfalarından biridir.

Bu sayfaları yeniden açmak, yalnızca tarihî bir görev değil; aynı zamanda vefa borcudur.

Çünkü Kaşkaylar bize şunu hatırlatıyor: Bir milletin gücü yalnız ordusunda değil, hürriyetine olan inancındadır.

Ve Kaşkay Türkleri, Birinci Dünya Savaşı’nın en çetin günlerinde bütün dünyaya şu mesajı vermiştir: “Bu topraklardan geçebilirsiniz; ama bizi teslim alamazsınız.” Bugün Basra Körfezi’nin rüzgârı, Fars yaylalarının sessizliği ve Zagros dağlarının yamaçları hâlâ o direnişin yankısını taşımaktadır: İngilizlere geçit vermeyen Kaşkay Türklerinin yankısını…   Kaşkaylar Kimdir?

Türk dünyasının bazı kolları vardır ki, ana yurtlarından binlerce kilometre uzakta olsalar bile dillerini, törelerini, kimliklerini ve mücadele ruhlarını asırlar boyunca korumayı başarmışlardır.

İşte Kaşkay Türkleri, bu büyük Türk hafızasının en dikkat çekici topluluklarından biridir.

Bugün İran’ın güneyinde, Fars eyaletinde; Zagros Dağları’nın eteklerinde, Şiraz’dan Firuzabad’a, Kazerun’dan Buşehr’e kadar uzanan geniş coğrafyada yaşayan Kaşkaylar, yalnız bir aşiret topluluğu değil; tarihî hafızası, siyasî tecrübesi ve kültürel direnci olan büyük bir Türk yurdudur.

Aslında Kaşkay yurdu denilen bölge, yalnızca bugünkü coğrafî bir alanı değil, aynı zamanda Türk tarihinin İran’daki canlı hafızasını ifade eder.

Kaşkaylar, yüzyıllardır yaylak ile kışlak arasında yaşayan bir konar-göçer medeniyetin temsilcisidir.

Yazın Zagros’un serin yaylalarına çıkar, kışın Basra Körfezi’ne yakın sıcak ovalara inerler.

Bu hareket sadece bir göç değil, bir hayat tarzıdır; tabiatla, hayvanla, aileyle ve töreyle iç içe bir yaşam biçimidir.

Bugün modern dünyanın baskısına rağmen hâlâ bu kültürü yaşatmaya çalışan Kaşkay obaları vardır.

Kaşkayların en dikkat çekici özelliklerinden biri, geleneksel idarî yapılarını bugüne kadar koruyabilmiş olmalarıdır.

Kaşkaylar, yüzyıllardır il, tayfa ve oba düzeniyle yaşayan güçlü bir Türk topluluğudur.

Bu yapı, siyasî bir teşkilatlanmadan çok toplumsal dayanışmanın ve kimlik muhafazasının temelidir.

Peki Kaşkaylar nereden gelmiştir?

Bu sorunun cevabı doğrudan Türk tarihine uzanır.

Kaşkayların kendi anlatılarına ve pek çok araştırmacının ortak kanaatine göre onların kökü Türkistan’a dayanır.

Tarihin sert rüzgârları onları önce Kafkasya’ya, ardından Safevîler döneminde İran’ın güneyine taşımıştır.

Zamanla Afşarlar, Halaçlar, Karapapaklar, Bayatlar ve başka Türk boyları da bu büyük topluluğa karışmış; böylece Kaşkay adı bir boy adından çıkarak bir Türk konfederasyonunun ortak adı hâline gelmiştir.

Bugün Kaşkay denildiğinde sadece bir aşiret değil, birçok Türk boyunun ortak kimliği anlaşılır.

Kaşkay toplumunda kadınların yeri de son derece dikkat çekicidir.

Kaşkay kadını aile içinde olduğu gibi sosyal hayatın da merkezindedir.

Ata biner, silah kullanır, çadırın idaresini yürütür, ekonomik düzeni sağlar.

Anadolu’nun Toros kadınlarını, Karadeniz’in yayla kadınlarını hatırlatan bu güçlü kadın tipi, Kaşkay toplumunun bel kemiğidir.

Dil konusunda da Kaşkaylar büyük bir direniş örneğidir.

İran’da Türkçe eğitim yasaklanmış olsa da Kaşkaylar dillerini kaybetmemiştir.

Çünkü onların üniversitesi obadır; öğretmeni nenedir, dededir; kitapları ise türküler, destanlar ve halk hikâyeleridir. “Köroğlu”, “Kerem ile Aslı”, “Ferhat ile Şirin”, “Garip ile Şahsenem” bugün hâlâ Kaşkay çadırlarında anlatılır.

Bu yüzden Kaşkay Türkçesi yalnız konuşulan bir dil değil, yaşatılan bir hafızadır.

Ama Kaşkayları sadece kültürleriyle tanımlamak eksik olur.

Onlar aynı zamanda mücadele insanıdır.

Birinci Dünya Savaşı’nda İngiliz işgaline karşı durmuşlardır.

İkinci Dünya Savaşı’nda yeniden direnmişlerdir.

Musaddık döneminde millî iradenin yanında yer almışlardır.

Pehlevî döneminin baskılarına karşı ayaklanmışlardır.

Humeynî döneminde dahi kimliklerinden vazgeçmemişlerdir.

Beş büyük isyan… Yüzlerce yıllık direniş… Ve değişmeyen tek şey: Türk kalmak iradesi.

Belki bugün dünya, Kaşkayları yeterince tanımıyor.

Ama bilinmelidir ki İran’ın güneyinde, Zagros dağlarında, yaylalarında hâlâ Türkçe konuşan, Türk gibi yaşayan, Türk gibi direnen bir millet vardır.

Adları Kaşkay’dır.

Bugün Kaşkay adı yalnız tarihte değil, modern dünyada da yaşamaktadır; Japon otomotiv markası Nissan’ın “Qashqai” modeli bunun sembolik bir örneğidir.

Onlar, Türk dünyasının güneydeki nöbetçileridir. *** Yazının devamı olan 'İngilizlere Boyun Eğmeyen Kaşkay Hanı: Savletü’d-Devle', yarın yayınlanacak.

İlgili Sitenin Haberleri