Haber Detayı
9 bin aile incelendi: Çocuklarda depresyon ve kaygı riskinde yeni bulgu
Norveç’te 9 binden fazla anne-baba-çocuk üçlüsünden elde edilen verilerle yapılan araştırma, çocuklarda kaygı ve depresyon eğiliminin yalnızca çocuğun kendi genetik yatkınlığıyla değil, anne ve babanın genetik özellikleriyle de ilişkili olabileceğini ortaya koydu.
Depresyon ve kaygı dahil birçok yaygın ruh sağlığı sorunu, kişinin sorunlarını içe yöneltme, duygularını bastırma ve çevresiyle paylaşmama eğilimiyle ilişkilendiriliyor.
Önceki çalışmalar, bu eğilimin çoğu zaman çocukluk ve ergenlik döneminde ortaya çıktığını gösteriyor.Oslo Üniversitesi ve Norveç Halk Sağlığı Enstitüsü araştırmacıları, çocukların sorunları içselleştirme eğilimine yatkınlığının genetik temellerini incelemek için Norveç’te ailelerden toplanan verileri analiz etti.Nature Mental Health dergisinde yayımlanan bulgular, bu yatkınlığın hem çocukların kendi genlerinden hem de anne ve babalarının genetik özelliklerinden etkilendiğini gösterdi.9 BİNDEN FAZLA AİLE İNCELENDİAraştırmada Norveç’te yaşayan 9 bin 314 anne-baba-çocuk üçlüsüne ait genetik ve ruh sağlığı verileri değerlendirildi.Çocukların depresyon ve kaygı belirtileri iki farklı gelişim döneminde incelendi.
İlk değerlendirme çocuklar 8 yaşındayken, ikinci değerlendirme ise 14 yaşındayken yapıldı.Çocuklar 8 yaşındayken belirtiler çoğunlukla anneleri tarafından bildirildi. 14 yaşındaki değerlendirmelerde ise ergenlerin kendi bildirimleri esas alındı.GENETİK RİSK TEK BAŞINA AÇIKLAYICI DEĞİLAraştırmacılar, ruh sağlığı bozukluklarına yatkınlığı anlamak için çoklu genetik risk puanlarından yararlandı.Bu puanlar, bir kişinin belirli bir özelliğe ya da bozukluğa genetik yatkınlığını gösteren sayısal tahminler olarak kullanılıyor.Çalışmada çocukların, annelerin ve babaların iyi oluş, depresyon, ADHD, sigara kullanımı, yalnızlık ve bilişsel beceriler dahil 15 farklı özellikle ilişkili genetik puanları hesaplandı.MAKİNE ÖĞRENMESİYLE ANALİZ EDİLDİAraştırmacılar, çok sayıda örtüşen genetik etkiyi aynı anda değerlendirmek için “elastic net regression” adı verilen bir makine öğrenmesi yöntemi kullandı.Bu yöntemle çocukların yalnızca kendi genetik profillerini, yalnızca ebeveynlerin genetik profillerini, aile üyeleri arasındaki etkileşimleri ve tüm faktörleri birlikte değerlendiren dört farklı model karşılaştırıldı.Sonuçlara göre çocuklarda kaygı ve depresyon eğilimi en doğru şekilde, hem çocuğun kendi genetik profili hem de ebeveynlerin genetik profili birlikte ele alındığında öngörülebildi.EBEVEYN GENLERİ DOLAYLI ETKİ GÖSTEREBİLİRAraştırmacılara göre ebeveynlerin genetik özellikleri, çocukları yalnızca kalıtım yoluyla değil, dolaylı biçimde de etkileyebilir.Anne ve babanın genetik yatkınlıkları; ebeveynlik tarzı, aile ortamı ve çocuğun büyüdüğü ev koşulları üzerinde etkili olabilir.Çalışmanın ilk yazarı Razieh Chegeni, riskin birden fazla yoldan işleyebileceğini belirterek, çocukların doğrudan miras aldığı genlerin yanı sıra ebeveynlerin genetik olarak şekillenen özelliklerinin de aile iklimi ve bakım ortamı üzerinden etkili olabileceğini ifade etti.ERGENLİKTE ÇOCUĞUN KENDİ GENETİK YATKINLIĞI ÖNE ÇIKIYORAraştırmada, bu etkilerin çocukluk ve ergenlik döneminde değiştiği de belirlendi.Genel olarak öngörü doğruluğunun 14 yaşta 8 yaşa göre daha güçlü olduğu görüldü.Özellikle depresyon açısından, ebeveynlerin genetik faktörlerinin çocukluk döneminde görece daha önemli olduğu, ergenlikte ise çocuğun kendi genetik yatkınlığının daha belirgin hale geldiği saptandı.ANNE VE BABA ETKİLERİ FARKLI OLABİLİRAraştırmada, çocukların sorunları içselleştirme eğilimine katkı sağlayan genetik etkilerin anneler ve babalar arasında farklılık gösterebildiği de görüldü.Bulgulara göre babalarda iyi oluşla ilişkili genetik özellikler, annelerde ise sigara kullanımı ve bilişsel becerilerle bağlantılı genetik özellikler çocukların içselleştirme sorunlarıyla ilişkili bulundu.Araştırmacılar, bu sonucun kuşaklar arası ruh sağlığı riskine daha geniş bir açıdan bakılması gerektiğini gösterdiğini belirtti.“SADECE ANNE BABANIN DEPRESYON RİSKİNE BAKMAK YETMEZ”Chegeni, çalışmanın kuşaklar arası ruh sağlığı riskine ilişkin dar bakış açısını sorguladığını söyledi.Araştırmacıya göre depresyon veya kaygının ailelerde neden görüldüğünü anlamak için yalnızca ebeveynlerin depresyon ya da kaygı ile ilişkili genetik risklerine bakmak yeterli olmayabilir.Ebeveynlerin iyi oluş, sigara kullanımı, bilişsel beceriler ve ADHD ile bağlantılı genetik yatkınlıklarının da çocukların ruh sağlığı açısından önemli olabileceği belirtildi.KLİNİK KULLANIM İÇİN HENÜZ ERKENAraştırma, çocukluk ve ergenlik döneminde ruh sağlığı sorunlarının biyolojik ve çevresel birçok etkenin birleşimiyle ortaya çıktığını gösteriyor.Bununla birlikte, araştırmacılar genetik modellerin açıkladığı varyansın sınırlı olduğunu vurguluyor.Bu nedenle çalışmanın bulguları şimdilik bilimsel açıdan bilgilendirici nitelikte görülüyor ve klinik uygulamada doğrudan kullanılabilecek düzeyde değerlendirilmiyor.YENİ ÇALIŞMALARDA ÇEVRESEL FAKTÖRLER DE ELE ALINACAKChegeni ve ekibi, bundan sonraki çalışmalarda ebeveyn-çocuk genetik puanlarını daha geniş çevresel faktörlerle birlikte incelemeyi planlıyor.Araştırmacılar ailede ruh sağlığı öyküsü, olumsuz yaşam olayları, akran ilişkileri ve ebeveyn çatışmaları gibi unsurların da modele dahil edilmesini hedefliyor.Chegeni, amaçlarının genetik yatkınlık ile yaşanmış deneyimlerin birlikte nasıl çalıştığını daha iyi anlamak olduğunu belirtti.