Haber Detayı

Yabancıya pişer bize düşer mi?
Nevşin mengü nefes.com.tr
03/05/2026 05:00 (7 saat önce)

Yabancıya pişer bize düşer mi?

Gündüz saati havai fişeklerin atılmasıyla AB’ye resmi üyelik sürecimizin başlamasını Z kuşağı hariç gerisi hatırlar. Yola...

Gündüz saati havai fişeklerin atılmasıyla AB’ye resmi üyelik sürecimizin başlamasını Z kuşağı hariç gerisi hatırlar.

Yola “AB üyesi olunacak, yok olmadı Kopenhag kriterlerine Ankara kriterleri denerek yola devam edilecek” diye çıkıldı, yolun sonu Kopenhag’a çıkmadı.Sonra bir ara Çin modeli dendi.

Çin modeli, ağır çalışma koşulları ve çalışan kesim açısından çok kısıtlı hakları çağrıştırdığı için çok tepki aldı.

Kimsenin, çalışanın tepkisini takacağından değil de ölçek farkından dolayı Çin modeli de tutmadı.

Üstüne bir de Heterodoks model denemesi patlayınca dezenflasyonist politika binince üretim maliyetleri artışı Çin modelini hayallerde bile imkansız kıldı.

Sanayii üretimi 2025’i düşüşle kapattı, 2026’yı da düşüşle açtı. ***Şimdi döndük dolaştık ‘Birleşik Arap Emirlikleri modeli olur mu’ diye bakıyoruz.

Hesap şu; hem bölgedeyiz hem de NATO üyesiyiz, yani güvenlik garantimiz de hazır.

Körfez bölgesinden kaçan sermaye bize gelsin.Bizde Körfez’de olmayan pek çok şey var, doğru.

İran füzelerinin Türkiye’ye düşme olasılığı neredeyse sıfır.

Ülke olarak yüzölçümümüz büyük.

Eğitimli bir nüfusumuz var, insan kaynağımız hazır.

Uzun yıllardır aynı hükümet iktidarda, bu yabancı yatırımcı için pozitif.

Onlar bunu istikrar olarak okur.

Peki ne yok?

Aynı hükümet iktidarda ama bazen duruma göre sabaha ne olacağının garantisi yok. ***Birleşik Arap Emirlikleri, yabancı yatırımcıyı çekmek için dünyada eşine az rastlanır bir “çift katmanlı” hukuk sistemi uyguluyor.

Ülke genelinde geçerli olan “Onshore” hukuk, yerel ve federal yasaları temel alıyor.

Buna karşılık, belirli serbest bölgelerde “Offshore” adı verilen tamamen bağımsız bir hukuk düzeni işliyor.

Bu sistem, küresel sermayeye kendi alışık olduğu hukuki öngörülebilirliği vaat ediyor.“Offshore” bölgelerin en büyük özelliği, BAE’nin yerel yasalarından tamamen muaf olmalarıdır.

Örneğin Dubai (DIFC) ve Abu Dabi (ADGM) gibi finans merkezlerinde doğrudan “İngiliz Genel Hukuku” geçerli.

Bu bölgelerin kendi mahkemeleri, kendi yasaları ve hatta uluslararası hakimlerden oluşan bağımsız yargıç kadroları bulunuyor.

Yatırımcı bir sorun yaşadığında yerel bürokrasiyle değil, evrensel ticaret hukuku standartlarıyla muhatap oluyor.Yatırımcı kazandığı parayı hiçbir kısıtlama, vergi veya engel olmaksızın kendi ülkesine transfer edebiliyor. “Paran burada rehin kalmaz” garantisi en büyük teşvik.

Yatırımların doğrudan veya dolaylı olarak devlet tarafından el konulmayacağına dair yasal korumalar var.

Eğer kamu yararı için bir el koyma gerekirse, “piyasa değerinde ve hızlı ödeme” şartı koşuluyor.

Yatırımcılar, sözleşmelerine “Bir sorun çıkarsa yerel mahkemeye değil, uluslararası tahkime gideriz” maddesini koyabiliyorlar.

Dubai Uluslararası Tahkim Merkezi (DIAC) bu konuda küresel bir otorite.***Bu garantilerin hepsi istenirse belli bir ölçüde sağlanabilir.

Burada soru şu: Biz Türkler böyle ikili bir hukuk sistemi ister miyiz?

Biz bağımsızlık savaşını tam da böyle bir “Yabancıya var yerliye yok” düzenine başkaldırı olarak kazanmadık mı?

Şimdi bu imtiyazı ellerimizle mi vereceğiz?

Ya da hesap şu mu?

Yabancıya pişer en nihayet yerliye de düşer, iyi kötü bir hukuk düzeni olur, mülkiyet hakkı garantisi geri gelirse, ucundan kıyısından bize de faydası dokunur mu?

İlgili Sitenin Haberleri