Haber Detayı
Tiyatronun eleştirel tarihi
Yarım yüz yıllık bir zamanı Türk tiyatrosuna adayan Emeritus ünvanlı Prof. Dr. Dikmen Gürün, uzun yıllar sonucu ortaya çıkardığı yeni kitabıyla geçmişten geleceğe kalıcı bir köprü kuruyor.
Meltem KERRARmeltemkerrar@gmail.comNeredeyse 50 yılını Türk Tiyatrosu’na adamış biri Dikmen Gürün.
Gerek İstanbul Üniversitesi ve Kadir Has Üniversitesi’ndeki akademik çalışmaları ve yetiştirdiği öğrenciler, gerek yıllarca özenle yazdığı eleştiri yazıları, gerekse 20 yıl boyunca İKSV Tiyatro Festivali Direktörü olarak tiyatromuza yaptığı katkılarla dolu bu adanmışlık.
Geçtiğimiz günlerde tüm bu çalışmaları nedeniyle Kadir Has Üniversitesi tarafından ‘Emeritus Profesör’ unvanıyla onurlandırılan Gürün, uzun yıllar üzerinde çalıştığı müthiş bir kaynak kitapla karşımızda.
ENKA Sanat’ın desteğiyle Doğan Kitap tarafından yayımlanan “Bir Dönem Üstünden Türk Tiyatrosunu Eleştirilerle Okumak” kitabı, 1950- 1980 yılları arasında Türk tiyatrosunu eleştiriler ışığında ele alıyor.
Tasarımı Bülent Erkmen’e ait kitap, Gürün’ün “Tiyatro Yazıları”, “Tiyatro Benim Hayatım: Yıldız Kenter’in Hayat Hikâyesi” ve “Ateş Kuşu Semiha Berksoy” adlı çalışmalarının ardından tiyatromuza tarihsel ve belgesel açıdan farklı bir bakış getiriyor.Dikmen Gürün’le ‘sadece geçmişi incelemek değil, geleceğe de bakmak’ olarak gördüğü bu çalışması ve tiyatro eleştirisi üstüne konuştuk.Uzun yıllar Türk tiyatrosu üzerine çalışıp yazdınız ve şimdi gelecek kuşaklara büyük bir kaynak olacak çok kapsamlı bir kitapla karşımızdasınız.
Nasıl oldu bu denli geniş bir oluşum süreci, anlatır mısınız?
Aslında bu kitabın temeli, Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Tiyatro Kürsüsünde hocam Prof.
Dr.
Sevda Şener’in danışmanlığında yaptığım, Türkiye’de tiyatro eleştirisi odaklı doktora tezime dayanıyor.
Tezim de yoğun bir çalışmaydı.
Kitabım da öyle oldu.
Dört yılı biraz aşkın bir sürenin sonunda çıktı ortaya.
İstanbul Üniversitesi’nde Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji Bölümü’nde önce öğrencim, şimdi meslektaşım olan Doç.
Dr.
Nilgün Firidinoğlu’nun editoryal katkıları bana çok destek oldu bu süreçte.
Araştırmalarım yoğun arşiv taramalarına dayanıyor.
Belgelerin toplanması, incelenmesi, ayıklanması çok zamanımı aldı ama az önce de belirttiğim gibi, sevgili Nilgün her zaman yanımdaydı.
Şunu da belirtmeliyim ki hep ana kaynaklar üzerinden ilerledim.
Ve de eleştirileri derleyerek kullanmak yerine yazıldıkları gibi, orijinal halleriyle almaya özen gösterdim.
Çünkü hepsi yarına belgelerdir.Kitap, 1950 - 1980 yılları arası Türk tiyatrosu eleştirisine odaklı.
Neden özellikle bu dönemi seçtiniz?
Bunun devamı mı gelecek? 1950 – 1980 döneminde ülke çapında yaşanan siyasal ve buna bağlı olarak toplumsal, ekonomik, sosyal kırılmalar önemlidir. 1950’ler çok partili seçim sistemine geçilen yıllar….
İzleyen 1960 askeri darbesi, 1961 Anayasası ile gelen görece özgürlükler ve özel tiyatrolar patlaması…1971 askeri muhtırası, Eylül 1980 askeri darbesi ve ülkece yaşanan şiddet sarmalı “Bir Dönem Üstünden Türk Tiyatrosunu Eleştirilerle Okumak” adlı çalışmamın kapsadığı yıllar… Adalet ve hukuk kavramlarının zaafa uğradığı bir dönem.
Böyle bir dönemde tiyatronun, eleştirinin durduğu yer önemli.
Bu gerçeği irdelemek gerektiğini düşündüm ve o nedenle girdim bu alanın derin sularına… Merakla ve şevkle de yüzdüm bu sularda… 1980’ler ve sonrasını aynı yoğunlukla incelemek için pek zamanım kaldığını düşünmüyorum.
Ama tabii ki başka çalışmalarım olacak.
Eleştirinin 1980’lerden günümüze yolculuğunun genç araştırmacıların sorumluluğu olduğuna ve böyle bir çalışmanın da kesinlikle yapılması gerektiğine inanıyorum.Sonraki yılları da çok iyi bilen biri olarak 80'den günümüze gelen dönemi karşılaştırdığınızda tiyatro ortamı ve eleştirisi açısından en belirgin fark neler sizce? 1980 darbesiyle birlikte değişiyor ortam.
Daha doğrusu, darbeden önce başlıyor bu değişim.
Evet, 1970’lerde yine politik oyunlar oynanıyor, o çizgide eleştiri dergileri çıkıyor ama öte yandan seyircide bir içine kapanma olayı da gözlemleniyor.
Kent nüfusunda değişim de kültürel anlamda tiyatro-seyirci ilişkisini etkiliyor.
Genelde tiyatroların kendi iç dinamiklerinde bir yavaşlama görüyoruz 1980’ler sonrasında.
Bu, eleştiri kurumunu da etkiliyor.Peki sizce eleştiri nedir?
Daha özelinde tiyatro eleştirisi nedir?
Tiyatro; kitabımda da belirttiğim gibi, insanla, yaşamla birebir hesaplaşan; dünden bugünlere sorgulayarak gelmiş bir sanat.
Kelimenin en basit anlamıyla ufkumuzu açıyor tiyatro.
Her dönemde özgürlükler adına, umutlar ve umutsuzluklar adına konuşuyor.
Eleştiri de kanımca tiyatro sanatının özünü oluşturan çelişkiler, çatışmalar çevresinde dönen ve onları estetik ve bilimsel çizgide değerlendiren bir alandır.Bir tiyatro eleştirisi yazısı oyuncu, yönetmen ve de seyirci için yol gösterici olma ya da ‘yan bakış’ı sunma rolü oynuyor.
Bu anlamda nasıl bir sorumluluk bu?
Siz bunca yıldır nasıl yaklaştınız oyunlara?
Eleştirmenlik sorumluluk isteyen, iğne oyası gibi işlenmesi gereken bir alan.
Eleştiri sadece bir oyuna gidip sahnede izlediğini yüzeysel bir bakışla yazıya dökmek değil bence.
Sonuçta benim gözümde eleştiri aklı ve düşünceyi zorlayan türlü açılımlara gebe bir alandır.Bu alanda çalışacaklara neler önerirsiniz?
Belli bir temele oturtmak gerekir eleştiriyi.
O temele neyi, nasıl ve neden konumlandırdığının bilincinde olmak durumunda eleştirmen.
Bu da tabii sağlam bir kültürel altyapı gerektirir.Kültür- sanat yazınının epey azaldığı günümüzü nasıl görüyorsunuz?
Tiyatro var oldukça eleştiri de olacak.
Ama nasıl?
O ayrı bir tartışma konusu… Bugün bakıyorum, benim takip etmediğim, etmek istemediğim bir sosyal medya olayı var.
Bu alana girdiğiniz zaman ‘eleştiri’ olmaktan uzaklaştığını görüyorsunuz yazılanların.
Öte yandan, istisnalar kaideyi bozmaz, basının da bugün eleştiriye yeterince yer vermediği bir gerçek.
Belki de içinde bulunduğumuz çağın temposu bu yönde gelişiyor.
Bir yandan da genç tiyatrolar çoğalıyor.
Çalışıyor ve üretiyorlar… Ne güzel bir gelişme… Buradan hareketle, ve büyük bir iyimserlikle eleştiri alanında da olumlu gelişmeler olacağına inanıyorum..Onursal bir unvanEmeritus profesörlük, akademik hayatını tamamlayarak emekliye ayrılmış ancak üniversitesine ve bilim dünyasına uzun yıllar boyunca yaptığı katkılar nedeniyle onursal bir ünvanla anılmaya devam eden profesörlere verilen bir statü.
Türkiye’de bu istisnai unvanı veren üniversite sayısı çok az.
Kadir Has Üniversitesi’nin bu unvanı daha önce yalnızca üç isme vermiş.Dikmen Gürün kimdir?
Arnavutköy Amerikan Kız Koleji’nin ardından Amerika’da lisans ve yüksek lisans (Parsons College ve Texas Tech University) eğitiminine devam eden Gürün, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih- Coğrafya Fakültesi Tiyatro Kürsüsü’nde doktora yaptı. 1982 yılında Cumhuriyet gazetesinde eleştiri yazıları yazmaya başladı. 1993 yılından itibaren İstanbul Üniversitesi’nde Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji Bölümü’nde önce öğretim üyeliği sonra bölüm başkanlığı yaptı.
Kariyerindeki en önemli dönüm noktalarından biri olan İKSV İstanbul Tiyatro Festivali direktörlüğünü yaklaşık 20 yıl sürdürürken, dünya tiyatrosunun önemli isimlerini Türkiye’ye getirdi ve yerli sanatçıların uluslararası alanda görünürlük kazanmasına katkı sağladı.