Haber Detayı
Cezaevlerindeki çocuklar anlattı... Neden ve nasıl suça sürükleniyorlar
“Suça Sürüklenen Çocuklar” (SSÇ) kavramı, hepimizi derinden sarsan Mattia Ahmet Minguzzi cinayeti ile gündeme oturmuştu. Ki Minguzzi son olmadı! O günden bu yana 18 yaş altı çocukların işledikleri cinayetleri, çeteleşmeleri konuşuyoruz. Dolayısıyla SSÇ’lere verilecek cezaların arttırılması yönünde toplum genelinde bir talep ve hatta Adalet Bakanlığı’nın da bu konuda bir çalışması var. Bu kapsamda, dün TBMM’de SSÇ meselesini daha derin görmemizi sağlayacak önemli bir rapor açıklandı. Kim bu çocuklar? Neden ve nasıl suça sürükleniyorlar? Bakalım.
Türkiye’de ilk kez yapılan araştırma, “TBMM Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu” adına, Adalet Bakanlığı sosyal çalışmacıları ve psikologları tarafından, cezaevlerinde tutuklu ve hükümlülüğü devam eden 12-18 yaş grubu, 607 SSÇ ile yapıldı.Sonuçlar, AK Parti Milletvekili Müşerref Pervin Tuba Durgut başkanlığındaki toplantıda, Cumhurbaşkanlığı Sağlık Politikaları Kurulu üyesi Prof.
Dr.
Toker Ergüder tarafından açıklandı.
Verilerin bazıları şöyle:1.
SSÇ’lerin yüzde 51’i okulu bırakmış, yüzde 47.9’u okula hiç gitmemiş.2.
Yüzde 87.1’i daha önce bir işte çalışmış.
Eğitimi bırakmak ve erken yaşta çalışmaya başlamak ile “suça sürüklenme” arasında güçlü bir ilişki tespit edilmiş.3.
Bu çocuklar arasındasigara kullanım oranı yüzde 83.4 olurken, bağımlılık yapıcı madde yüzde 52.9 alkol kullanımı ise yüzde 47.3.
Ailede her gün kullanan biri varsa; uyuşturucu kullanımı yüzde 70.7, ara sıra kullanımda yüzde 64.1’e çıkmakta.4.
Yine ailede suç işleyen varsa bu çocukların suça bulaşma oranı yüzde 43, çevrelerinde varsa bu oran yüzde 60.6.
Okulu bırakanlarda, “ailede bir rol model yokluğu” ise yüzde 76.1. 5.
Çocukların kumar/şans/bahis oynama özelliklerine de bakıldı: Yüzde 32’si oynamış, çok sık oynama oranı ise yüzde 10 civarında.6.
SSÇ’lerin yüzde 37’si en az 1 kez evden kaçmış, yüzde 69’u üzgün hissetmesi nedeniyle kendisine zarar verirken, yüzde 81’i ise ev içinde şiddete maruz kalmış, yüzde 15’i de akranı tarafından dışlanmış, zorbalığa uğramış.7.
Cezaevine girmeden önce, dışarıda; sosyal çevre ve aile ortamlarında, “mutlu”olduğunu söyleyen çocukların oranı ise yüzde 16.
Yani 607 çocuktan sadece 97’si.NE OLSAYDI SUÇ İŞLEMEZDİNİZAnkara Üniversitesi Sosyal Pediatri Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.
Dr.
Betül Ulukol, çalışma kapsamında çocuklara çeşitli sorular sorulduğunu da söylüyor.
Bu sorulardan biri de “Hayatında ne olsaydı suç işlemezdin?”Bir kısmı ‘babam ölmeseydi’, ‘annem başkasıyla evlenmeseydi’, ‘evlendiği adam beni dövmeseydi’ derken, bir başkası ‘okula gitseydim’ ya da ‘okulda başarılı olsaydım’ ve yine ‘arkadaş çevrem daha sağlıklı olsaydı bu suçu işlemezdim’ dediler.Prof.
Ulukol, bu çocukların yüzde 27.8’inin yaşadıkları sorunu tamamen içselleştirdiğine dikkat çekerek, diyor ki: “Yani bu yüzde 27.8, eğer uygun bir rehabilitasyon görürse, çıktığında çok büyük olasılıkla bir daha cezaevine dönmeyecek.”SSÇ’LER SADECE ADALET DEĞİL SOSYAL POLİTİKALAR MESELESİDİR Tüm bu veriler bu çocuklara verilecek cezaları artırmaktan ziyade, çocukları suça sürükleyen “ailesel”, “toplumsal” ve “ekonomik” nedenlerin yok edilmesi gerektiğini anlatıyor bana.DOĞUŞTAN SUÇA EĞİLİMLİ DEĞİLLER Komisyon Başkanı AK Parti Milletvekili Müşerref Pervin Tuba Durgut’a ulaştım:“Bu veriler aslında tam da bunu söylüyor: Bu çocuklar doğuştan suça eğilimli bireyler değil; risklerle büyük ölçüde erken yaşta karşılaşmış, yeterince korunamamış çocuklar” diyor.
Yani aynı sayfadayız.Madde kullanım oranlarının bu kadar yüksek olmasının, çocuğun suça sürüklenmeden çok önce bir risk zinciri içine girdiğini gösterdiğini söylüyor ve şöyle devam ediyor: “Aile, çevre, okul ve sosyal destek mekanizmaları, bu zinciri zamanında kırabilirse, bu çocukların önemli bir kısmını bu sürecin dışına çıkarmak mümkün.”SUÇA SÜRÜKLENMEDEN KAZANMAK MÜMKÜN“Araştırmamızda da görüyoruz ki; eğitimden kopma, olumsuz çevre etkisi, maddeye erişim ve denetimsiz alanlar bu sürecin en kritik belirleyicileri.
Bu da bize şunu söylüyor: ‘Mesele sadece adalet sistemi değil, çok daha önce başlaması gereken bir sosyal politika meselesi.’ Dolayısıyla evet, doğru politikalarla, aileyi güçlendirip, okulla bağı koparmayarak bu çocukların önemli kısmını suça sürüklenmeden önce kazanmak mümkün.
Bizim de komisyon olarak en temel yaklaşımımız bu: ‘Geç kalmadan, önleyici mekanizmaları güçlendirmek.’”CEZALARI ARTIRMAK BATAKLIĞI KURUTMAYA YETMEZ Üsküdar Üniversitesi, Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof.
Dr.
Barış Erdoğan’nın yorumu ise şu: “Yapısal sorunlar; aile-çevresel yapı değişmedikçe, gençlerin geleceğe dair maddi- manevi umudu artmadıkça ve bu alanda yeni yollar açılmadıkça çocuklar, suç işlemeye devam edecektir.
Bu çocukları tek tek ve en ağır şekilde cezalandırmak, onları geçici süre gözümüzden uzak ve vicdanları rahat tutabilir.
Fakat bu, bataklığı kurutmaya yetmez.” Ekonomik sorunlar ve gelir adaletsizliği gibi nedenlerle eğitimi terk eden çocuk sayısı her geçen gün artıyor.
İş ve gelecek kaygısı yüksek.
Hele de aile içinde ciddi maddi sıkıntılar, suç işleme, madde bağımlılığı gibi sorunlar var veya ebeveyn bir sebeple evde değil, çocuklarıyla ilgilenmiyorsa yani çocuk ‘başı boş’ ise suça yönelmesi de daha kolay oluyor.Sosyal medya, TV dizileri ve filmlerdeki ‘rol model’ karakterler de bu çocuklar üzerinde sandığınızdan hayli etkili.
İllegal yöntemlerin gerçek hayatta prestij, statü ya da para kazandırdığı duygusu hâkim toplumda.
Dolayısıyla sadece çocuklarla değil ailelerle de çalışılmalı, toplum değerler bakımından güçlendirilmeli, gençlerin geleceğe dair inançları canlı tutulmalı.”