Haber Detayı
'Aydınlıkevler', dijital çağda insan kokusu
1970'li yılların yokluklarını, saflığını ve toplumsal çelişkilerini sahneye taşıyan 'Aydınlıkevler', 4'üncü yıl özel gösterimiyle izleyicileri yeniden selamladı. Oyun, aradan geçen yarım asra rağmen değişmeyen toplumsal sancıların neler olduğunu gözler önüne sererken, seyircilere dijital çağda insan kokusu sunuyor
Aydınlıkevler oyununun sahneye konuluşunun 4 üncü yıl dönümü nedeniyle düzenlenen özel gösterime davet edildiğimde, oyunu 10 uncu kez seyredecek olmama rağmen hiç tereddüt etmeden; Tamamdır, geliyorum dedim.Oyunu, 10 uncu kez seyredecek olmama şaşıranlar sordu; Seni, oyuna bu kadar çeken nedir?
Cevabım tek kelimeydi; Çünkü İnsan kokusu nu hissetme fırsatı veriyor.
Yılmaz Erdoğan ın kaleminden çıkan, Demet Akbağ’ın 15 yıl aradan sonra tiyatro sahnelerine döndüğü Aydınlıkevler , sadece bir oyun değil; 1970 lerin Türkiye’sine, o dönemin saflığına ve toplumsal çelişkilerine tutulmuş nostaljik bir ayna özelliğine sahip.
Yılmaz Erdoğan ın kendi lise yıllarını hikâyeleştirdiği Aydınlıkevler , bir kez daha birkaç saatliğine de olsa bana çocukluk günlerime dönme imkânı tanıdı.
Zira; Erdoğan ile aramızdaki iki yaşlık fark, onun anlattığı dünyayı bizzat solumuş olmam anlamına geliyor.
Bu da oyunun üzerimdeki etkisini daha da derinleştiriyor.
Aydınlıkevler in her sahnesinde tanıdık bir anı gizli.
Ailece radyo başında pürdikkat dinlenen piyesler, ısınmak için sobada ısıtılıp yatağa konulan tuğlalar, dijitalleşen dünyada yitirdiğimiz o samimi komşuluk ilişkileri ve sevilen kızla bir pastanede muhallebi yiyebilmek için aylarca dil dökülen masumiyet yılları...
Aydınlıkevler , geçmişi sadece; Ah, o eski güzel günler diyerek güzellemekle yetinmiyor.
O dönemin zorluklarını, yokluklarını ve adaletsizliklerini de dürüstçe masaya yatırıyor.
Ancak bunu yaparken, insanı her şeye rağmen ayakta tutan asıl gücün dayanışma ve mizah olduğunu hatırlatıyor.
Hem usta oyuncu kadrosunun performansı hem de metindeki o buram buram İnsan kokan samimiyet, bu eseri Türk tiyatrosunun son yıllardaki en kıymetli işlerinden biri haline getiriyor.
Aydınlıkevler , 1970 li yılları bizzat yaşayanlar için duygusal bir yolculuk sunarken, o günleri görmeyenler için de güncelliğini koruyan temalarıyla büyük ilgi görüyor. 4 yılda gerek İstanbul da gerekse Anadolu turnelerinde 140 kez kapalı gişe sahnelenmesinin nedeni de işte bu...
Hikâye, seyredenleri, Ankara nın Aydınlıkevler semtine, eski, boyasız ve soğuk ama umut dolu bir eve götürüyor.
Merkezde ise torunu Ayhan ile yaşayan, dirayetli ve geleneksel bir karakter olan Zühre yer alıyor.
Sürekli kırılan camlarla başlayan olaylar zinciri, basit bir yaramazlıktan öteye geçerek, mahalle sınırındaki ABD üssüne ve Sınır kavramının o evrensel meselesine kadar uzanıyor.
Peki, 1970 li yılların Ankara sında geçen bir mahalle hikâyesi, nasıl oluyor da dijital çağın ortasında hâlâ bu kadar taze ve güncel kalabiliyor?
Mülkiyet, sınırlar ve özgürlük çatışmasının evrensel bir özeti olan oyun, insanlık var olduğu günden bu yana var olan İçeridekiler ve Dışarıdakiler arasındaki o görünmez duvarların, insanların psikolojisinde ve toplumsal yapıdaki etkilerini gözler önüne seriyor.
Yılmaz Erdoğan’ın kendine has diliyle ördüğü metin, seyircileri bir yandan kahkahalara boğarken, diğer yandan dönemin ekonomik ve sosyal yapısını ince ince işliyor. Öyle ki seyredenler şunu düşünmeden edemiyor; Aradan geçen 51 yıla rağmen bazı şeyler hiç değişmemiş.
Zühre Nine nin dar gelirli hayatında kurduğu o naif ama dirençli dünya, ekonomik zorluklar karşısında ürettiği çareler, şüphesiz seyircilerde yüksek ölçüde empati duygusu uyandırıyor.
Bu nedenle seyirciler, kendilerini o an sahnede oyunun içinde hissediyor. 1970 lerin yoklukları, bugün yerini farklı ekonomik koşullara bırakmış olsa da örneğin ay sonunu getirme derdi ve onurla hayatta kalma mücadelesi, toplumun değişmeyen ortak paydası olarak seyircilere, oyunla aralarında derin bir bağ kurduruyor.
Torunu Ayhan ın idealleriyle Zühre nin tecrübeye dayalı korkuları arasındaki denge, her dönemin genç - yaşlı çatışmasını temsil ediyor.
Seyirciler, sahnede sadece geçmişi değil, bugün kendi evinde babasıyla - annesiyle veya dedesiyle - ninesiyle yaşadığı o Anlaşılamama duygusunu görüyor.
Aydınlıkevler , gençlerle yaşlılar arasındaki çatışmayı ajite etmeden, mizahın gücüyle anlatmasıyla da seyircilerin ilgisine daha fazla mazhar oluyor.
Oyundaki Cam kavramı, o yıllardaki anarşi nedeniyle toplumsal huzursuzluğu; mahallenin ortasına örülen duvar ise insanların kendi memleketlerinde bir Oyun uğruna nasıl hapsolduğunu temsil ediyor.
Demet Akbağ, hepimizin hafızasındaki o tanıdık Babaanne figürünü Zühre karakteriyle yine devleşerek sergilerken, Salih Bademci, Burak Dakak, Hazal Subaşı, Nebi Tolga Yılmaz, Sevda Baş ve Caner Alkaya ise mahalle kültürünün o çok sesli ve renkli yapısını sahneye başarıyla taşıyor.