Haber Detayı
Çocukluğundan beri yeme bozukluğu ile mücadele ediyordu... Bu diyet hayatını değiştirdi, tam 19 kilo verdi!
Onlarca yıl süren yeme bozukluğu ve zihnindeki dinmek bilmeyen 'yemek gürültüsüyle' tek başına savaştı. Artık bisküvi paketlerine saldırmıyor, her zamankinden daha enerjik ve tüm bunları popüler zayıflama iğnelerine ihtiyaç duymadan başardı. İşte 50 yaşındaki Kate Rowe-Ham’ın, kaslı ve huzurlu bir kadın olmasını sağlayan o değişim hikayesi...
“17 yaşındayken Türkiye’de çekilmiş bir aile videomuz var.
Sahilde bikinimle uzanmış, kahkahalar atan, hayatından son derece memnun bir genç kız görüyorum.
O günü böyle hatırlıyorum: Huzurlu ve bedeniyle barışık.
Ancak sadece bir yıl sonra, okul zorbalığı ve toplumsal baskıların etkisiyle o bedenden nefret etmeye başladım.”Bu sözler Kate Rowe-Ham’e ait.
Kate, 14 yaşından itibaren zihninde ne yediğini takıntı haline getiren o sinsi sesin fısıltıdan çığlığa dönüştüğünü, ağzına attığı her lokmanın kendini değersiz hissetmesine neden olduğunu, bu değersizlik hissinin de daha fazla acıkmasına yol açtığını anlattı.
Kate, 18 yaşına geldiğinde 70 kiloya çıkmıştı ve 1.60’lık boyuyla kendini devasa hissediyordu.
Bu, içinden çıkılmaz bir kısırdöngüydü.
Zihnindeki o zorba sesi susturup sadece sağlık, enerji ve keyif için yemek yemeye odaklanabilmesi ancak 40’lı yaşlarında mümkün oldu.
Tam 20 yıl boyunca düşüncelerini o ses yönetti.
Pek çok kadın, aç olmasa bile zihnini meşgul eden o takıntılı ‘yemek gürültüsüne’ aşinadır.
Günümüzde popüler olan GLP-1 içerikli zayıflama ilaçlarının bu kadar ilgi görmesinin nedeni, bu sesi susturmayı vaat etmesidir.
Ancak psikoterapist Sarah Wrigglesworth’ün de belirttiği gibi, yemek gürültüsü sadece bir sonraki şekerli atıştırmalığı düşünmek kadar basit değildir.
Wrigglesworth’e göre bu sesin üç farklı türü var: İlki vücudun gerçekten yakıta ihtiyacı olduğunu söyleyen fiziksel açlık sesi.İkincisi, bize neyin iyi neyin kötü olduğunu dayatan, diyet kültürünün şekillendirdiği ses.
Üçüncüsü ise kaygı, üzüntü veya stres anlarında bizi yemeğe iten duygusal ses.Kate’in hayatını mahveden, onu zayıf ve ‘kusursuz kadın’ idealine ulaştırmaya çalışan o baskıcı diyet sesiydi.
Gençlik yıllarında, zayıf olmanın çekici ve başarılı olmakla eşdeğer olduğu bir dönemde büyüdüğünü anlatan Kate şunları söyledi:“16 yaşındayken erkek arkadaşımın duvarındaki zayıf model fotoğraflarına bakıp iç geçirirdim.
Arkadaşlarımdan ödünç kıyafet istediğimde aldığım ‘Dikkat et, esnetme’ gibi küçük iğnelemeler özgüvenimi paramparça etti.
Kontrol edebildiğim tek şeyin kilom olduğuna karar verdim ama yemek gürültüsü peşimi bırakmıyordu.” Sırt çantasını takıp seyahat eden Kate için o yıllarda bu durum anoreksiya boyutuna ulaştı.Kate, “Lise bitirme sınavlarından sonra bir yıl ara verdim ve beden ölçülerim konusunda daha da bilinçlendim.
Çok geçmeden, sırt çantamda incecik yazlık kıyafetlerle sıcak ülkelerde seyahat etmenin ve aynı zamanda kendimden nefret etme duygusuyla yaşamanın anoreksiya için mükemmel bir reçete olduğunu keşfettim” diye konuştu.
Kate, bikiniyle kendimi rahat hissetmediği için daha az yemeye karar verdi, içkiyi bıraktı. “Vejetaryenim” diyerek et yemeyi reddetti, ama aslında tüm o besin grubunu hayatından çıkarmak içindi.
Her kaçırdığı öğünle iradesinin daha da güçlendiğini hissetti.
Kate, günde sadece bir elma ve bir nane şekeriyle durduğunda kendimi çelik gibi bir iradeye sahip olduğu için tebrik ediyordu.
Beş ayın sonunda yarı ağırlığına düşmüştü, sağlığı bozulmuştu ve adet döngüsü durmuştu.
Kate, “O dönemde eski erkek arkadaşımla karşılaştığımda bana ‘İnanılmaz görünüyorsun’ demesi, benim için trajik bir başarı anıydı.
Oysa gerçekte hastaydım. 47 yaşında DEHB teşhisi kondu ve bunun yemeğe karşı kaygı dolu tutumlarıma katkıda bulunduğundan eminim” dedi.
Arkadaşları Kate için inanılmaz derecede endişelendiler ve onu bir doktora götürdüler.
Doktor, çok zayıf olduğunu ve eve gitmesi gerektiğini söyledi.Ardından, yirmi yıl boyunca kilosu yüzünden kendini acımasızca eleştirdi.
Sürekli kilo alıp verdi ve her düşüncesi bedeniyle ilgiliydi.
Kate 29 yaşında evlendikten sonra hamile kaldı.
Bu dönemi, 29 yaşında hamile kalmak benim için doğanın bir rehabilitasyon süreci gibiydi, vücudumun başka öncelikleri olduğu bir dönemdi.
Ama o zaman bile insanlar kilom hakkında yorum yapıyordu.
Büyükannemi ziyarete gittiğimde 'Çok şişmansın!' demişti.
Ben de ona hamile olduğumu söyledim diye hatırlıyor.
Kate, En büyük çocuğum iki buçuk yaşındayken İsviçre'ye taşındık ve işte orada, 30'lu yaşlarımda, egzersizin gücünü nihayet anladım.
Hâlâ zayıf olmak istiyordum bu konuda hiçbir şey değişmemişti ama güçlü hissetmeyi de seviyordum.
Koşabilmek ve ağırlık kaldırabilmek için enerji sağlayacak şeyler yiyordum diye ve şunları anlattı: Sonra hayat bana daha da büyük bir zorluk çıkardı; üçüncü bebeğim çok hastaydı ve ilk yıllarının çoğunu hastanelerde geçirdik.
Beş yaşında PCD adı verilen nadir bir genetik akciğer hastalığı teşhisi kondu.
Bu bende herhangi bir beslenme sorunu tetiklenmedi ancak stresten dolayı kilo verdim. “Yıllarca süren kilo alıp vermeler, hamilelikteki kilo baskıları ve stresli dönemlerin ardından 40 yaşımda ‘jeton düştü’.
Artık vücudumla pazarlık yapmaktan vazgeçtim. ‘Şu egzersizi yaparsam bu bisküviyi yiyebilirim’ demek yerine, her zaman iyi hissetmek için yemeyi seçtim” diyen Kate yaşadığı süreci şöyle anlattı:“Uzmanlar, yemek gürültüsünü yönetmenin anahtarının kan şekerini dengelemek olduğunu söylüyor.
Kan şekeri düştüğünde aşermeler başlar; bir bisküvi yersiniz, şekeriniz aniden yükselir ve sonra hızla düşer.
Bu bir döngüdür.
Benim çözümüm ise kısıtlamak yerine ‘eklemek’ oldu.
Tabağıma daha fazla protein ve daha fazla lif ekledim.
Karbonhidratları veya kalorileri düşman ilan etmeyi bıraktım.” Kate’in kahvaltı tercihi kulağa biraz tuhaf gelebilir: 150 gram fırınlanmış Brüksel lahanası, üç çırpılmış yumurta ve 100 gram karides.
Bu karışım kan şekerini o kadar iyi dengeliyor ki, Kate gün boyu tatlı krizine girmiyor ve çok uzun süre tok kalıyor.Kate’in beslenme düzeninde protein hedefi öğün başına yaklaşık 30 gram.
Ayrıca kas kütlesini korumak için haftada üç dört kez ağırlık kaldırıyor, üç kez koşuyor.
Ama en önemlisi, artık evde tartılmıyor.Son doktor randevusunda 56 kilo çıktığını söyleyen Kate, “Daha da önemlisi, geçen gün saçımı kuruturken pazılarımın belirgin olduğunu fark ettim.
Güçlüyüm” dedi.
Kate’e göre, önemli olan zayıf olmak değil, sağlıklı yaşlanmak.
Kate’in zayıflama iğneleri hakkında endişeleri var.“Evet, bu ilaçlar zihindeki o gürültüyü geçici olarak susturabilir.
Ancak ilaç bırakıldığında o sesler çok daha şiddetli bir şekilde geri dönerse ne olacak?” diyen Kate ekledi:“Yemekle olan temel ilişkinizi düzeltmeden bu ilaçları kullanmak, sizi hazırlıksız bırakabilir.
Pek çok kadının ilacı bıraktıktan sonra kilo alma korkusuyla yeniden tehlikeli diyetlere yöneldiğini görüyorum.
Özellikle kemik yoğunluğunun ve kas kütlesinin azaldığı orta yaş döneminde, ‘ultra zayıflık’ hedefi kadınlar için çok tehlikelidir.” Kate bugün canı gerçekten çikolata isterse yiyor ve bu konu üzerinde uzun uzun düşünmüyor.
Bir bisküvi yemenin kendisini ‘kötü’ biri yapmadığını, bunun bir irade savaşı değil, bir düşünce zincirini kırma meselesi olduğunu biliyor.Kate, “Artık zihnimdeki o zorba sese verecek bir cevabım var: Güzel bir öğle yemeği yedik, gerçekten aç mıyız yoksa sadece yorgun muyuz?
Kendimi artık ‘bozuk’ olarak görmüyorum ve bu iç huzuru hiçbir ilaca değişmem” dedi.