Haber Detayı

Dünyanın en karanlık şirketi
Yazarlar hurriyet.com.tr
01/04/2026 05:57 (3 gün önce)

Dünyanın en karanlık şirketi

İRAN’daki savaş farklı unsurlarıyla tarihte daha önce görülmeyen çatışmaların tohumunu ekiyor.

Şimdiye kadar savaşlardan en çok faydalananlar silah şirketleriydi.Ancak yüksek teknoloji ve yapay zekâ pek çok şeyi olduğu gibi artık bu durumu da değiştiriyor.Bugünlerde Trump yönetiminin karanlık işleri hakkında hangi taşı kaldırsanız altından aynı şirket çıkıyor: Palantir.Bu şirket teoride devletlerin büyük verileri analiz edebilmesi için yazılım satıyor.

Ama pratikte, Trump’ın göçmenlik polisi operasyonlarını, Gazze’de İsrail saldırılarını, İran’daki mevcut savaşın gidişatını belirliyor.Peki bunu nasıl yapıyor?Diyelim ki bir devletsiniz.

Örneğin milyonlarca vatandaşınızın sağlık verisine her hastaneden ve sağlık merkezinden ulaşılabilecek bir sisteme ihtiyacınız var.Hop, Palantir ücret bile istemeden hemen yanınızda.

İngiltere Ulusal Sağlık Sistemi, pandemide 1 Sterlin’lik sembolik bir bedel ödeyerek yazılımını bu şirkete emanet etti.Tabii Palantir bunu hayır için yapmıyor.Hassas veriler çoğu zaman paradan kıymetli.

Ayrıca temel yazılım ile sistemi kurduktan sonra ilerleyen safhalarda büyük paralar karşılığında “güncellemeler” yapılıyor.

Bu yöntemle hem verilere erişiyor hem de sürekli bir gelir akışı garantiye alınıyor.Bunda hukuka aykırı bir durum yok.

Ancak şirket bu yöntemle hem para kazanıyor hem de kendi veri ağını dünya çapında muazzam bir şekilde genişletiyor.Palantir, 1 Sterlin ile başlattığı İngiltere sağlık hizmetini 330 milyon Sterlin’e yeniledi.

Şirket bu günlerde İngilizlerin BDDK’sı sayılabilecek finans denetleme kurumu FCA’yle de benzer bir anlaşma yaptı.

Tabii sektör içinden buna tepki gösterenler de var.Palantir, Rusya-Ukrayna savaşı sırasında da Ukrayna’ya ücretsiz istihbarat ve yazılım desteği verdi.Avrupa’daki birçok polis teşkilatı da suçluların teşhisi için Palantir’in zaman zaman hata veren yüz tanıma sistemini kullanıyor.Şirket, ödeme sistemi Pay-Pal’in kurucusu Peter Thiel’in fikrinden doğdu.

Başlangıçta CIA’in girişim sermayesi In-Q-Tel’den yatırım aldığını belirtmek gerek.Kurucu ortağı ve CEO’su Alex Karp, enteresan bir figür.

Kendini sosyalist ve neo-marksist olarak tanımlayan ama daha çok Hollywood filmlerinin sosyopat teknoloji dâhisi karakterlerine benzeyen biri.ICE, GAZZE VE İRAN TRUMP hayranı olan Karp, Palantir’in ABD düşmanlarını yok ettiğini ve bunda utanılacak bir şey olmadığını söylüyor.Karp’ın kendi fikirleri gibi Palantir’i de “en karanlık şirket” ithamına taşıyan üç konu var.Trump yönetiminin göçmenlerle mücadelesi, İsrail’in Gazze katliamı ve ABD’nin İran savaşı.Palantir 2011’den bu yana kaçak göçmenlerin yakalanması konusunda CIA ve ICE ile çalışıyor.ABD’de halkın öfkesini çeken göçmen polisi bu şirketin oluşturduğu bir savaş yazılım modeliyle “mülteci avlıyor.”Şirket farklı yazılımlar için farklı modeller ve ortaklar kullanıyor.

Örneğin Trump’ın Altın Kubbe diye adlandırdığı ABD’nin füze kalkan projesi için SpaceX ve Anduril ile çalışıyor.Gazze’den İran savaşına uzanan çatışma sahasında ise Palantir’le birlikte alınan projenin adı Maven.Aslında projeyi ilk olarak Google üstlenmiş daha sonra şirket yönetimi etik açıdan “savaş” ile anılmak istemediği gerekçesiyle projeden çekilmişti.Sonrasında Palantir işe dahil oldu.Bu yapay zekâ projesi kabaca bugün İsrail ve Amerikan ordusunun savaştaki hedefleme sistemini belirliyor.Temel amaç stratejik hedefleri daha kolay imha etmek için Amerikalıların tabiriyle “ölüm zincirini” kısaltması.

Tabii bunu insancıl gayelerle değil düşmana daha çok zarar vermek için yapıyorlar.Kulağa biraz Terminatör filmi gibi gelse de net olan bir şey var.

Dünya çapında devletlerin sağlık, internet, finans verileri de ABD’nin savaş stratejileri de aynı şirketin elinden geçiyor.Şirketin değeri iki yıl içinde 40 milyar dolardan 400 milyar dolara dayandı.

Orwell’in Büyük Biraderi gibi.

O kadar büyüdü ki neredeyse kaçış imkânsız.İşin en karanlık tarafı da bu.TRUMP CAMBAZI MI GÖSTERİYOR TÜRKİYE’den ve dünyadan sözüne itimat edilir askeri uzmanların hemfikir olduğu bir konu var.Eğer ABD ordusu Hark Adası üzerine bir kara harekâtı yaparsa kendileri açısından felaket olur.

Michael Clarke’tan Cihat Yaycı’ya kadar hepsi bu sözü tekrarlıyor.Trump ise kara harekâtı yapacağız, adayı alacağız, petrole el koyacağız, diyerek operasyonun eli kulağında olduğu mesajını veriyor.Eğer Trump kötü bir poker oyuncusu gibi blöf yapmıyorsa;- Ya hiçbir uzmanının bilmediği bir stratejiyle adayı alacak,- Ya da başka bir taraftan uzun ve belirsiz bir kara harekâtına başlayacak demektir.Bir süredir bu çatışmanın bir yıpratma savaşına dönüştüğü konuşuluyor.

Trump’ın İran’ın enerji tesislerini tehdidi bunun bir göstergesi sayılabilir.Trump’ın İran’daki farklı azınlıkların yaşadığı yerlerde elektrik, su kaynaklarına zarar vererek halkı rejime karşı ayaklandırma taktiği içinde olduğu konuşuluyor.Savaş hukukuna aykırı olmasını bir yana koyarsak, bu taktiğin de çok geçerli olacağına inanmıyorum.Zaten 47 yıldır ambargolarla boğuşarak ayakta kalmayı başarmış bir rejimle böyle bir yıpratma savaşına girmek mağlubiyetin baştan ilanı olur.Kaybedecek hiçbir şeyi olmayan bir İran’ın bir ayda dünya ekonomisini sallayan bu krizi uzun vadede nereye taşıyabileceğini anlamak o kadar da zor olmasa gerek.MİNAB’IN ÖLDÜRÜLEN ÇOCUKLARI Çoğu zaman savaşı sadece teknik bir şeymiş gibi konuşuyoruz.Savaşta ölenler, sevdiklerini kaybedenler anlamsız rakamlar gibi geçip gidiyor.Minab ilkokulu bombardımanının üzerinden bir ay geçmiş olmasına rağmen, en az 160 çocuk ve öğretmenin öldüğü saldırı için kimse hesap vermedi.ABD ordusu olayın soruşturulduğunu söylemekle yetindi.İngiliz Guardian gazetesi güzel bir gazetecilik örneğine imza atmış.

Bombaların hedefi olan çocuklarının aileleriyle konuşarak o gün yaşananları aydınlatmışlar.Sabah saatlerinde Tahran bombalanmaya başladığında İran’da okullar tatil edilmiş.

Minab’daki okuldaki öğretmenler de tek tek aileleri arayarak çocukları okuldan almalarını istemiş.

Kimi işinden kimi evinden çocuğunu okuldan almak için yola çıktığında kulakları sağır eden o patlama duyulmuş.İnsanın okumaya bile yüreği elvermiyor.

Haberde konuşan hiçbir anne baba patlama sesine rağmen okula füze atılabileceği ihtimalini aklına getirmemiş.Sonrası ise kaos ve telafisi olmayan bir acı.Savaşın sonu ne olursa olsun, ilkokul çocuklarının üzerine füze atılan bir çatışmadan zafer çıkmayacağı aşikâr.İLAÇ KRİZİ DE KAPIDA Dünkü Hürriyet’te Sefer Levent’in yazısında Hürmüz Boğazı krizinin Asya’daki üç ülkeyi nasıl iflasa sürüklediği çarpıcı şekilde anlatılıyordu.Gözden kaçırılmaması gereken bir nokta daha var.

Asya’daki üretim zinciri doğrudan Avrupa ve ABD ekonomilerini de vuruyor.Örneğin Avrupa bu günlerde Hürmüz dolayısıyla potansiyel bir ilaç krizini tartışıyor.Bu krizin iki ayağı var: Üretim ve lojistik.Dünyanın eczanesi olarak kabul edilen Hindistan, jenerik ilaç üretiminde en önde gelen ülke.

Dünyadaki üretimin yüzde 60’ını yapıyor.İngiltere sağlık sisteminde kullanılan ilaçların üçte ikisi Hindistan ve AB kaynaklı.

ABD de ilaç ihtiyacının yarısını Hindistan’dan karşılıyor.Şu anda havacılıkta yaşanan sıkıntılarla enerji krizi birleşince ilaç tedarik zinciri bozulmuş durumda.Uzmanlar, Hindistan’ın üretiminin yavaşlamasıyla birkaç hafta içinde Avrupa ve ABD’de bunun bir krize dönüşebileceğini düşünüyor.Özetle, yeni küresel tehlike şu: İran savaşı uzarsa ilaç fiyatları önce pahalanacak, ardından bazı acil ilaçlarda kısa süre içinde kıtlık başlayacak.

İlgili Sitenin Haberleri