Haber Detayı

SKDM’ın mali dönemi: Çelik sektörünü bekleyen riskler ve belirsizlikler
şirket haberleri ekonomim.com
27/03/2026 15:06 (3 saat önce)

SKDM’ın mali dönemi: Çelik sektörünü bekleyen riskler ve belirsizlikler

Son yıllarda sürdürülebilirlik, şirketler için gönüllü bir kurumsal sorumluluk alanı olmaktan çıkarak giderek daha fazla hukuki ve finansal bir yükümlülük haline geldi. Avrupa Birliği’nin Yeşil Mutabakat kapsamında geliştirdiği karbon fiyatlandırması, sürdürülebilir finans, kurumsal raporlama ve tedarik zinciri sorumluluğu gibi düzenlemeler bu dönüşümün en somut araçlarını oluşturuyor.

Bu çerçevede öne çıkan en kritik mekanizmalardan biri olan Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM/CBAM), karbon fiyatlandırmasını Avrupa Birliği sınırlarının ötesine genişleterek karbon kaçağını önlemeyi ve karbon yoğun üretimden kaynaklanan rekabet farklarını azaltmayı hedefleyen kilit bir düzenleme olarak konumlanıyor. 2023–2025 arasındaki geçiş döneminde ağırlıklı olarak raporlama üzerine kurulan sistem, 1 Ocak 2026 itibarıyla SKDM’nin mali aşamasına geçti.

Bu tarihten sonra karbon, yalnızca raporlanan bir veri olmaktan çıkarak doğrudan ticari maliyet yaratan bir unsur haline geldi.

Çelik gibi enerji yoğun sektörler açısından bakıldığında bu gelişme yalnızca yeni bir çevre düzenlemesi değil; aynı zamanda uluslararası ticarette rekabet dengelerini değiştiren bir dönüşüm olarak kendini gösteriyor.

SKDM’ın mali döneme girmesi çelik sektörü açısından neyi değiştirecek?

SKDM’ın ilk yılları, bilinçli şekilde bir öğrenme dönemi olarak tasarlandı. 2023–2025 arasında üreticilerden yalnızca ürünlerinin gömülü emisyonlarını raporlamaları istendi ve bu süreçte herhangi bir finansal yükümlülük uygulanmadı.

Ancak 2026 itibarıyla tablo değişiyor.

Avrupa Birliği’ne ithal edilen karbon yoğun ürünlerin içerdiği emisyonlar için SKDM sertifikası satın alınması gerekecek.

Sertifikaların fiyatının EU ETS karbon fiyatına bağlı olması, karbon maliyetini doğrudan ticaret fiyatının bir parçası haline getirdi.

Bu durum özellikle çelik sektörü açısından önem taşıyor.

Artık rekabet yalnızca üretim maliyetleri üzerinden değil, aynı zamanda ürünlerin karbon yoğunluğu üzerinden de şekillenecek.

SKDM’da “embedded emissions/Gömülü emisyonlar” kavramı neyi ifade ediyor?

SKDM sisteminin merkezinde, ürünlerin içerdiği gömülü emisyonların hesaplanması yer alıyor.

Bu kavram, bir ürünün üretim süreci boyunca ortaya çıkan toplam sera gazı emisyonlarını ifade ediyor.

Çelik üretimi özelinde değerlendirildiğinde, bu emisyonlar üç temel kaynaktan oluşuyor: • üretim proseslerinden kaynaklanan doğrudan emisyonlar • kullanılan elektriğin gömülü emisyonları • üretimde kullanılan bazı ara girdilerin gömülü emisyonları Bu çerçevede SKDM, üretim teknolojisinin yanı sıra kullanılan enerji ve ham maddelerin karbon profilini de kapsayan daha bütüncül bir karbon muhasebesi yaklaşımı ortaya koyuyor. “Precursors” yani öncül ürünler SKDM hesaplamasını nasıl etkiliyor?

SKDM ile birlikte çelik üretiminde kullanılan ara girdilerin emisyon etkisi daha görünür hale geliyor.

Pik demir, HBI/DRI ve dışarıdan temin edilen yarı mamuller gibi girdiler, nihai ürünün toplam emisyon hesabına doğrudan dahil ediliyor.

Bu durum, tesisin üretim teknolojisi düşük emisyonlu olsa dahi karbon yoğun girdilerin toplam emisyon değerini ciddi şekilde yukarı çekebileceğini gösteriyor.

Dolayısıyla SKDM ile birlikte yalnızca üretim süreçleri değil, kullanılan ham maddeler ve tedarik zincirinin tamamı rekabetin belirleyici unsurlarından biri haline geliyor.

Varsayılan değerler ile doğrulanmış emisyon verileri arasındaki fark neden bu kadar kritik?

SKDM kapsamında emisyon verileri iki şekilde hesaplanabiliyor: • doğrulanmış gerçek veriler • varsayılan emisyon değerleri Üreticiler, emisyon hesaplamalarını tesis bazlı gerçek üretim verilerine dayandırabilir.

Bu verilerin SKDM metodolojisine uygun şekilde hesaplanması ve bağımsız, akredite doğrulayıcı kuruluşlar tarafından doğrulanması gerekiyor.

Bu şekilde elde edilen emisyon değerleri ürünün gerçek üretim koşullarını yansıtıyor.

Varsayılan emisyon değerleri ise üreticilerin doğrulanmış tesis verisi sunamadığı durumlarda kullanılan referans değerlerdir.

Bu durumda hesaplamalar bu değerler üzerinden yapılıyor ve özellikle düşük emisyonlu üreticiler açısından maliyet dezavantajı oluşabiliyor.

Mevcut sistemde bu değerler çoğu zaman sektör ortalamalarına dayanıyor.

Bu nedenle elektrik ark ocağı gibi görece düşük emisyonlu üretim yapan tesisler, doğrulanmış veri sunamadıkları durumda fiili üretim koşullarını yansıtmayan daha yüksek emisyon değerleri üzerinden değerlendirilebiliyor.

Aynı durum üretimde kullanılan öncül girdiler için de geçerliliğini koruyor.

Bu girdilerin emisyon verileri doğrulanamadığında sistem otomatik olarak varsayılan değerleri esas alıyor.

Dolayısıyla üreticiler yalnızca kendi tesis emisyonlarını değil, tedarik zincirlerinde kullandıkları girdilerin emisyon verilerini de yönetmek durumunda kalıyor.

Veri doğrulayamayan üretici karbon maliyetini kontrol edemez.

Doğrulama süreci neden kritik hale geliyor?

SKDM kapsamında emisyon verilerinin bağımsız ve akredite kuruluşlar tarafından doğrulanması gerekiyor ve bu doğrulama süreci, basit bir teknik incelemenin ötesine geçen Avrupa Birliği tarafından belirlenen metodolojiler ve standartlar çerçevesinde yürütülen kapsamlı ve resmi bir yapı olarak karşımıza çıkıyor.

Doğrulama süreci yalnızca emisyon hesaplama yöntemleriyle sınırlı kalmıyor; aynı zamanda kullanılan veri kaynaklarını, üretim parametrelerini ve veri toplama süreçlerinin bütününü kapsayan entegre bir değerlendirme yaklaşımını içeriyor.

Dolayısıyla şirketler için artık yalnızca veri üretmek yeterli olmuyor.

Verinin izlenebilir, dokümante edilmiş ve uluslararası standartlara uygun şekilde doğrulanabilir olması gerekiyor.

Doğrulama kapasitesi neden bir risk olarak görülüyor?

SKDM uygulamasında önümüzdeki dönemde ortaya çıkabilecek en önemli darboğazlardan biri doğrulayıcı kuruluşların kapasitesidir.

Emisyon verilerinin geçerli sayılabilmesi için doğrulamanın AB mevzuatına göre akredite edilmiş kuruluşlar tarafından yürütülmesi gerekiyor.

Ancak Avrupa’daki doğrulayıcı kuruluşların tüm ülkelere aynı anda hizmet verebilmesi pratikte mümkün görünmüyor.

Diğer yandan AB dışındaki ülkelerde doğrulayıcı kuruluşların yapılanması ve akreditasyon süreçlerinin tamamlanması da belirli bir zaman gerektiriyor.

Üstelik doğrulama ihtiyacı yalnızca çelik sektöründe değil; alüminyum, çimento ve gübre gibi diğer karbon yoğun sektörlerde de aynı anda ortaya çıkmış durumda.

Bu nedenle SKDM’ın ilk yıllarında doğrulama kapasitesi ciddi bir darboğaz haline gelebilir.

Doğrulanmış emisyon verisi sunulamaması durumunda üreticiler varsayılan emisyon değerlerini kullanmak zorunda kalabilir.

Bu da özellikle düşük emisyonlu üretim yapan tesisler açısından ciddi bir maliyet dezavantajı yaratabilir.

Sonuç olarak şirketlerin yalnızca emisyon hesaplama sistemlerini kurmaları yeterli değildir.

Doğrulama süreçlerini de erken aşamada planlamaları kritik önem taşıyor.

SKDM maliyetlerini belirleyen unsurlar neler olacak?

SKDM kapsamında oluşacak karbon maliyeti, temel olarak satın alınması gereken SKDM sertifika sayısı ile AB karbon fiyatının çarpılmasıyla hesaplanıyor.

Ancak sertifika sayısını belirleyen unsur yalnızca ürünün emisyon yoğunluğu değildir.

Ürünün gömülü emisyonları, kullanılan verilerin doğrulanmış veya varsayılan değerler üzerinden hesaplanması, AB Emisyon Ticaret Sistemi kapsamında ücretsiz tahsisatların kademeli olarak kaldırılması, uygulamadaki geçiş faktörü ve üretimin yapıldığı ülkede ödenmiş olabilecek yerel karbon fiyatları toplam maliyeti etkiliyor.

Öte yandan SKDM hesaplamalarında kullanılan referans emisyon değerlerinin veri kalitesi sektör içinde tartışma konusu olmaya devam ediyor.

Özellikle yüksek hacimli ticarette küçük emisyon farkları dahi toplam karbon maliyetini ciddi şekilde değiştirebiliyor.

Bu nedenle şirketlerin SKDM maliyetlerini tek bir rakam üzerinden değil, belirli bir aralık içinde değerlendirmesi daha gerçekçi bir yaklaşım sunuyor.

Tedarik zincirlerinde nasıl bir dönüşüm yaşanacak?

SKDM ile birlikte karbon yoğunluğu, tedarik zincirlerinde yeni bir rekabet parametresi haline geliyor.

Avrupa’daki ithalatçılar artık yalnızca fiyat ve kaliteye değil, tedarik ettikleri ürünlerin karbon ayak izine de odaklanıyor.

Bu nedenle düşük emisyonlu üreticilerle çalışmaya yönelim giderek artıyor.

Aynı şekilde üreticilerden doğrulanmış emisyon verisi talep edilmesi de yaygınlaşıyor.

Son dönemde birçok Avrupa müşterisi için doğrulanmış emisyon verisinin sağlanması, yeni satış sözleşmelerinin ayrılmaz bir parçası haline gelmiş durumda.

Karbon verisi artık yalnızca sürdürülebilirlik raporlarının konusu değil; doğrudan ticari müzakerelerin de bir parçası.

Uyum sağlanmazsa ne olacak?

SKDM düzenlemesine göre emisyon beyanlarının yapılmaması veya hatalı yapılması durumunda ciddi maddi yaptırımlar uygulanabilir.

Ancak asıl risk finansal cezalarla sınırlı kalmıyor.

Uyumsuzlukların sistematik hale gelmesi durumunda şirketlerin ürünlerinin Avrupa Birliği pazarına erişimi ciddi şekilde zorlaşabilir.

Bu noktada SKDM artık yalnızca bir çevre düzenlemesi değil; aynı zamanda AB pazarına erişim için kritik bir uyum şartı haline geliyor.

Çelik üreticileri SKDM’a hazırlanmak için ne yapmalı?

SKDM ile birlikte karbon yönetimi, çelik sektörü açısından stratejik bir başlık olarak belirginleşiyor.

Şirketlerin özellikle şu alanlara odaklanması gerekiyor: • emisyon veri yönetimi ve doğrulama süreçleri • tedarik zincirinin karbon profilinin analiz edilmesi • düşük karbonlu enerji ve üretim stratejileri SKDM yalnızca bir karbon düzenlemesi değil; aynı zamanda küresel sanayide rekabet kurallarını yeniden tanımlayan yeni nesil bir ticaret mekanizması olarak konumlanıyor.

Önümüzdeki dönemde çelik sektöründe rekabet, yalnızca üretim maliyetleri üzerinden değil, doğrudan karbon maliyetleri üzerinden şekillenecek.

Bu noktada şirketler için belirleyici unsur artık yalnızca çelik üretmek değil; ürettikleri çeliğin karbon verisini ölçen, doğrulayan ve etkin şekilde yöneten entegre sistemleri hayata geçirebilme kapasitesi.

Belki de önümüzdeki yıllarda çelik sektöründe rekabeti belirleyecek en önemli soru şu olacak: Karbon maliyetini yönetebilen üreticiler mi öne çıkacak, yoksa düşük karbonlu üretim yeni sanayi standardı mı olacak?

İlgili Sitenin Haberleri