Haber Detayı
TÜRK-İŞ Genel Başkanı Ergün Atalay’dan çağrı: "Orta Doğu kan gölüne döndü, sessiz kalmayın!"
TÜRK-İŞ Genel Başkanı Ergün Atalay, Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC) ve Avrupa Sendikaları Konfederasyonu (ETUC) genel sekreterlerine gönderdiği mektupla, Orta Doğu'da genişleyen savaşın ve sivil katliamlarının durdurulması için emek örgütlerini acil eyleme davet etti.
TÜRK-İŞ Genel Başkanı Ergün Atalay, Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC) Genel Sekreteri Luc Triangle ile Avrupa Sendikaları Konfederasyonu (ETUC) Genel Sekreteri Esther Lynch'e gönderdiği "Savaşa ve Sessizliğe Karşı Çağrı" başlıklı mektup ile uluslararası topluma seslendi.
Atalay, Orta Doğu'da her geçen gün genişleyen çatışmaların durdurulması için ITUC ve ETUC gibi yapıların inisiyatif alması gerektiğini vurguladı.
İran ve bölge ülkelerindeki saldırıların sivil yaşamı ve ekonomik altyapıyı doğrudan tehdit ettiğini belirten Atalay, dünya genelindeki emek örgütlerinin sessizliğini bozarak barış için somut adımlar atmasını istedi.
KÜRESEL İSTİKRAR BOZULDU, SİVİLLER HEDEF ALINDI İran'a yönelik saldırıların jeopolitik çıkarlar ve yayılmacı hedefler doğrultusunda şekillendiğini belirten Atalay, bu durumun sadece bölgeyi değil tüm dünyayı etkilediğine dikkat çekti.
Atalay, şu ifadeleri kullandı: "Bedelini tüm dünyanın ödediği akıl dışı bu savaş ve hedefler, şimdiden tüm Orta Doğu'yu kan gölüne çevirmiştir.
Bölge halklarını büyük bir yıkıma sürüklemiş, küresel istikrarı bozmuştur.
Yaşanan katliamlara, ekonomik ve sosyal krizlere rağmen Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği de dahil olmak üzere uluslararası kuruluşlar etkisiz tepkiler dışında eylemsizliğe ve sessizliğe gömülmüştür.
Ekim 2023'te Gazze Şeridi'nde başlayan çatışmalar ardından İran ve Lübnan ekseninde genişlemiş, karşılıklı misillemelerle tüm Körfez ülkelerini içerisine alarak, insanlık tarihinin en ağır insani ve küresel ekonomik krizlerinden birine dönüşmüştür.
Bugüne kadar bebek, çocuk, kadın ve sivillerden oluşan on binlerce insan evlerinde, okullarında, iş yerlerinde bombaların hedefi olmuş ve katledilmiştir." İNSANİ DRAM VE EKONOMİK YIKIM BÜYÜYOR Atalay, mektubunda 28 Şubat'ta İran'ın Minab kentindeki bir ilkokulun hedef alınması sonucu 185 kişinin yaşamını yitirdiği saldırıyı tarihe düşen kara bir leke olarak nitelendirdi.
Uluslararası raporların, hayatını kaybedenlerin yarısına yakınının kadın ve çocuklardan oluştuğunu gösterdiğine işaret eden Atalay, bölgedeki ağır tabloyu şu sözlerle aktardı:"Yüz binlerce insan yaralanmış ve vicdanlarımızda telafisi mümkün olmayan derin yaralar açılmıştır.
Uluslararası raporlar, ölenlerin yarısına yakınının çocuklar ve kadınlar olduğunu ortaya koymaktadır.
Sağlık sisteminin çökmesi nedeniyle yeni doğan ölümleri de dramatik bir biçimde artmıştır.
Enkaz altında hala binlerce insanın bulunduğu ve gerçek kayıpların açıklanan rakamların çok üzerinde olabileceği ifade edilmektedir.
Saldırılar doğrudan sivil yaşam alanlarını, enerji ve diğer altyapı tesislerini hedef almaktadır.
Fabrikalar, iş yerleri, hastaneler, okullar, enerji tesisleri, su altyapısı ve sanayi üretim alanları işlevsiz hale getirilmekte, istihdam olanakları yok edilmektedir.
Eğitim sisteminin çökmesiyle bölgede yüz binlerce çocuk okulsuz kalmış, sağlık hizmetlerinin durmasıyla salgın ve hastalık riski ciddi boyutlara ulaşmıştır.
Gazetecilere yönelik saldırılarda yüzlerce basın mensubu hayatını kaybetmiştir." BARIŞ OLMADAN İŞÇİ HAKLARINDAN BAHSEDİLEMEZ Savaşın insani sonuçlarının yanı sıra yarattığı ekonomik yıkımın milyonlarca kişiyi yoksulluğa mahkum ettiğini hatırlatan Atalay, üretimin durmasının ve altyapının çökmesinin uzun yıllar sürecek krizlere yol açtığını bildirdi.
Barışın ve demokrasinin olmadığı bir ortamda işçi haklarının savunulamayacağını vurgulayan Atalay, mektubunda şu ifadelere yer verdi: "Savaş sorumlularına karşı gösterilecek tepkinin dikkate alınmayan kınama mesajlarının ötesinde dünyanın her yerinde ortak bir sese ve somut adımlara dönüşmesi gerekmektedir.
Barışı savunmak, insan onurunu korumak ve adaletsizliğe karşı sesimizi yükseltmek, aynı zamanda manevi sorumluluğunu taşıdığımız tarihsel görevlerimizden biridir.
Sendikalar olarak gelecekte var olmak istiyorsak, bugün barış için tüm dünyada sesimizi güçlü ve kararlı bir şekilde yükseltmek zorundayız.
Savaşların bedelini emekçiler, dar gelirliler, kadınlar, çocuklar ve siviller ödemektedir.
Yıkılan fabrikalar, kapanan iş yerleri ve yok edilen üretim alanları yalnızca ekonomik kayıp değil, aynı zamanda milyonlarca insanın onurlu yaşam güvencesinin ortadan kalkması demektir.
Biz barışın ve demokrasinin olmadığı yerde işçi haklarından ve sendikal haklardan bahsetmenin mümkün olmadığını çok iyi biliyoruz.
Yeni nesillerin savaş koşullarında değil, haklarını, demokrasiyi ve dayanışmayı öğrenerek büyümesini istiyoruz." Mektubun son bölümünde ateşkes ve müzakere çağrısını yineleyen Atalay, küresel kurumların bir an önce harekete geçirilmesi yönündeki beklentisini dile getirdi:"Bir emek örgütü olarak savaşın daha fazla yayılmadan sona ermesi, dünyada barışın, enerji güvenliğinin ve istikrarın tesis edilebilmesi için itidal, ateşkes ve müzakere çağrımızı bir kez daha yüksek sesle dile getiriyoruz.
İnanıyoruz ki ITUC ve ETUC, haksız ve hukuksuz çıkar savaşlarına, vicdanlarımızı yaralayan katliamlara, akıl dışı işgallere ve ekonomik yıkıma karşı inisiyatif almaları çağrısında bulunduğumuz başta Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği olmak üzere tüm ilgili uluslararası kurum ve kuruluşları harekete geçirecektir."