Haber Detayı

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Duran, STRATCOM Zirvesi'nde Konuştu
Politika haberler.com
27/03/2026 10:59 (2 saat önce)

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Duran, STRATCOM Zirvesi'nde Konuştu

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, İstanbul'da düzenlenen 'STRATCOM Zirvesi 2026' programında bir konuşma gerçekleştirdi. Duran'ın konuşması ve zirvenin ayrıntıları hakkında daha fazla bilgi henüz paylaşılmadı.

İletişim Başkanı Duran, İstanbul'da düzenlenen "STRATCOM Zirvesi 2026" programında konuştu.İletişim Başkanı Duran'ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar:Dünyanın dört bir tarafından liderleri, politika yapıcıları, uzmanları, akademisyenleri ve kanaat önderlerini ağırlayan "Uluslararası Stratejik İletişim Zirvesi STRATCOM 2026"ya hoş geldiniz, safalar getirdiniz.Beşincisini düzenlediğimiz bu zirvede sizlerle bir araya gelmek bizler için büyük bir iftihar vesilesidir.Uluslararası bir marka hâline gelen STRATCOM'un bu yıl da yoğun bir teveccühe mazhar olmasından duyduğum memnuniyeti özellikle ifade ederek başlamak isterim.Zirve kapsamında düzenlediğimiz panellerde, stratejik iletişim alanındaki güncel meseleleri küresel gündemle birlikte ele alacak, kapsamlı fikir teatisinde bulunacağız.Bu yıl zirvemizi, zamanın ruhunu yansıtan güçlü bir tema etrafında gerçekleştiriyoruz: "Uluslararası Sistemde Kırılma: Krizler, Anlatılar ve Düzen Arayışı." Bu temadan anlaşılacağı üzere burada; hem stratejik iletişimin teknik boyutlarını, hem de uluslararası sistemin içinde bulunduğu çok boyutlu krizleri ve bu krizleri derinleştiren anlatıları geniş bir çerçevede ele alacağız.Bilindiği üzere, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan uluslararası düzenin aşınma sürecini artık geride bırakmış bulunuyoruz.Bu sürecin ardından, henüz tam olarak ne şekil alacağını bilmediğimiz yeni bir dünyaya giriyoruz.Wallerstein'in o meşhur ifadesiyle, "bildiğimiz dünyanın sonundayız." Bir zamanlar daha çok akademik öngörülerde ve fütüristtik anlatılarda yer bulan bu dönüşüm, bugün artık somut bir gerçeklik olarak hepimizin önündedir.Bugünün dünyasında belirsizliğin ve güvensizliğin hâkim olduğu, çifte standardın ise artık gizlenemeyecek ölçüde görünür hâle geldiği bir evredeyiz.

Bu tablo, yalnızca geçici bir dalgalanmaya değil, daha derin ve yapısal bir dönüşüme işaret ediyor.Gramsci'nin işaret ettiği "canavarlar", bugün askeri, ekonomik ve teknolojik araçları seferber ederek en basit çıkarlarını dahi hiçbir apolojik gerekçeye ihtiyaç duymadan elde etmeye yönelmektedir.

Bu eğilimin doğal bir sonucu olarak, uluslararası sistemde uzlaşı ve diplomasi giderek geri plana atılmakta; güç kullanımı ise birincil araç hâline gelmektedir.

Artık bu aktörler, uyuşmazlıklarını savaşarak çözmeyi; iç meselelerini ise silahlı bastırma yöntemleriyle yönetmeyi tercih etmektedir.Güvenlik anlayışı da aynı doğrultuda sertleşmiş; tehdit söylemleri, önleyici savaş doktrinleri ve sürekli kriz üretimi bu yaklaşımın temel araçları hâline gelmiştir.Bu dönüşümün en çarpıcı yansıması ise normlar ve değerler alanında görülmektedir.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında "bir daha asla" denilen soykırımların bugün adeta canlı yayınlarda gerçekleştiği; güç kullanarak toprak kazanma girişimlerinin ise açıkça ve pervasızca dile getirildiği bir dönemdeyiz.

Bu tablo, çifte standardı sistematik biçimde uygulayan bir grup ülkenin, iddia ettikleri ahlaki üstünlüğü aşındırmakla kalmayıp büyük ölçüde yitirmesine yol açmıştır.

Aynı ülkeler, kendi sınırları içinde İslamofobik ve ırkçı söylemleri sıradanlaştırarak bu çelişkiyi daha da derinleştirmektedir.

Bu çelişkili ve sertleşen ortam, yalnızca küresel düzeyde değil, bölgesel dinamiklerde de yıkıcı etkiler üretmektedir.Bölgesel destabilizatör aktörler bulundukları coğrafyalarda hayatı tüm taraflar için zehirlerken; bir kanser hücresi gibi yönsüz, hedefi belirsiz ve sonu olmayan saldırgan politikaları "yeni stratejik denklem" olarak sunmaya çalışmaktadır.

Bu durum, mevcut istikrarsızlığı derinleştirmenin ötesinde, geleceğe dair belirsizliği de kalıcı hâle getirmektedir.Gazze'de yaşananlar bunun en çarpıcı örneğidir.

İsrail'in soykırımları karşısında uluslararası hukuk işletilmemiş, sivillerin katledilmesi karşısında küresel sistem ne yazık ki suskun kalmıştır.

Batı ana akım medyası da bu süreçte hakikati gizleyen, saldırganlığı perdeleyen ve tek taraflı anlatılar üreten bir çizgi takip etmiştir.Çocukların katledilmesi görmezden gelinirken, çarpıtılmış anlatılar üzerinden yeni bir algı zemini inşa edilmeye çalışıldı.

Bu durum, yalnızca siyasi bir başarısızlık değil, aynı zamanda derin bir ahlaki çöküştür.

Bu noktada, teknolojik dönüşüm süreci krizin etkisini daha da ağırlaştırmaktadır.Yapay zekâ, algoritmalar ve dijital manipülasyon araçları, yaşananları kimi zaman görünmez kılmakta; kimi zaman ise gerçekliği çarpıtarak bambaşka biçimlerde algılanmasına neden olmaktadır.Uluslararası toplum, enformasyon çağının hızını henüz sindirememişken, şimdi çok daha yıkıcı bir evreyle karşı karşıyayız.

Dezenformasyon çağıyla…Bu yeni evrede, yalnızca bilgi değil, hakikatin kendisi de sistematik biçimde aşındırılmakta ve yeniden şekillendirilmektedir.Türkiye, uluslararası düzenin irtifa kaybını, bu alandaki normatif çöküşü çok önceden öngörmüştür ve bu yönde defalarca güçlü uyarılarda bulunmuştur.Örneğin Suriye ve Irak'ta yaklaşmakta olan sistemik krizleri önceden Türkiye öngördü ve gerekli uyarıları yaptı.

Ukrayna'daki savaşta da bu meselenin askeri yollarla çözülemeyeceğini ifade ettik ve bu nedenle diplomatik angajmanlara yöneldik.Belki de en önemlisi, adaletin dünya düzeni için ne kadar hayati olduğunu, tarihsel köklerimizden aldığımız ilhamla çok erken bir dönemde kavramıştık.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın "daha adil bir dünya mümkündür" çağrısı, uyarılarımızın ve küresel adalet talebinin en güçlü ifadesiydi ve dünyaya yapılan çok önemli bir çağrıydı.Türkiye olarak küresel krizin kronikleştiği her noktada, kendimize özgü yaklaşımlar ve modeller sergiledik.Yaklaşmakta olan krizlere ve çatışmalara önce bölgemizde, ardından küresel ölçekte çözüm üretmeye gayret gösterdik ve göstermeye devam ediyoruz.

Bu çabamız, yalnızca diplomatik bir refleks değil; aynı zamanda tarihsel bir sorumluluk bilincinin ve çok boyutlu dış politika anlayışımızın bir yansımasıdır.Konvansiyonel savaşların yeniden gündeme geldiği, güç rekabetinin sertleştiği bir çağda elbette diyalog ve diplomasiyi önceleyen bir yaklaşımı sürdürmeye devam edeceğiz.Arabuluculuk ve kolaylaştırıcılık mekanizmalarını etkin biçimde kullanarak, taraflar arasında köprüler kurmaya, iletişim kanallarını açık tutmaya ve uyuşmazlıkların barışçıl yollarla çözülmesine katkı sağlamaya devam edeceğiz.

Bu doğrultuda attığımız adımlar, yalnızca kriz anlarında değil, bazı krizlerin henüz filizlendiği dönemlerde de önleyici bir rol üstlendi.

Yanı başımızda patlak veren savaşın hiç başlamaması için ortaya koyduğumuz yoğun diplomatik çaba ve bugün ateşkesin sağlanması için sürdürdüğümüz girişimler bu tavrımızın en önemli göstergesiydi.Bu tavrımız önce çevremizde sonra da dünyanın farklı coğrafyalarında büyük takdir topladı.

Türkiye, herhangi bir kriz karşısında taraflardan birinin değil; barışın, istikrarın ve insanlığın yanında konumlanmayı tercih eden bir marka haline geldi.

Bu nedenle, farklı görüşlere ve çıkar çatışmalarına sahip aktörlerin dahi aynı masa etrafında buluşabildiği nadir zeminlerden birini oluşturduk.Elbette, yukarıda ifade ettiğim üzere bu mücadelemizi yalnızca sahada ya da diplomasi masalarında değil, aynı zamanda hakikatin korunması ve savunulması konusunda da kararlılıkla sürdürdük.Cumhurbaşkanımız, sosyal medya ve dijital haberciliğin henüz ilk dönemlerinden itibaren dezenformasyon, algı yönetimi ve bilgi kirliliği üzerinden yürütülen sistematik saldırılara karşı toplumumuzu sürekli olarak uyardı.

Bu yeni iletişim çağının taşıdığı risklere dikkat çekti.Türkiye olarak, "dezenformasyon çağı" olarak nitelendirilen bu dönemde hakikatin korunmasını bir tercih değil, açık bir sorumluluk ve görev olarak benimsedik.

Çünkü biliyoruz ki bilgi, salt bir iletişim aracı değil; aynı zamanda toplumsal huzurun, siyasal istikrarın ve küresel adaletin temel unsurlarından biridir.Bu doğrultuda, sadece devletlerin değil; küresel ölçekte faaliyet gösteren teknoloji şirketlerinin de zaman zaman kâr odaklı yaklaşımlarla manipülatif ve provokatif içeriklerin yayılmasına zemin hazırlayabildiğini görüyoruz.Bu tür içerikler, yalnızca anlık algılar yaratmakla kalmıyor, toplumların sosyal dokusunu zedeleyen, siyasal kutuplaşmayı derinleştiren ve ekonomik dengeleri sarsan sonuçlar üretiyor.Bu nedenle uluslararası toplumu ve tüm paydaşları, hakikatin yanında durmaya, doğrulanmamış bilgiye karşı daha dirençli ve bilinçli bir duruş sergilemeye davet ediyoruz.

Son yıllarda yaşanan krizler ve çatışmalar, bu mücadelenin ne denli hayati olduğunu bir kez daha açık bir şekilde ortaya koymuştur.Bugün Stratcom toplantılarında çağımızın iletişim imkanlarını ve sınırlarını masaya yatıracağız.

Hepinizin malumudur, iletişim; medyadan dijitale, kültürden kamu diplomasisine uzanan geniş bir etki alanına sahiptir.Bu alanı yönetenler yalnızca gündemi değil, geleceği de belirlemektedir.Bu çerçevede İletişim Başkanlığı olarak bizler; doğru, teyit edilmiş ve güvenilir bilginin esas alındığı bir iletişim ekosistemini inşa etmeyi temel öncelik olarak görüyoruz.

Bugün artık şunu çok net ifade etmek gerekir: Yaşadığımız çağda stratejik iletişim, çatışma alanları ve krizler birbirinden ayrı düşünülemez.

Üretilen bilgiler yalnızca bir enformasyon olmak yerine, doğrudan bir güç unsuru ve rekabet alanı haline gelmektedir.Günümüzde artık tehditler tankla değil "yeni trendlerle" dünyamıza girmekte; üstelik mermiyle değil manipülasyonla ilerlemektedir.Bu nedenle yeni güvenlik mimarisinde hakikatin korunması, en az fiziki sınırların korunması kadar kritik bir sorumluluktur.

Bu nedenle tekrar ifade etmek isterim ki, dezenformasyon bir iletişim sorunu değil, doğrudan ulusal, hatta küresel bir tehdittir.Devletlere düşen görev, dezenformasyonlarla oluşturulmak istenen kaos yerine, güven esaslı bir düzen tesis etmektir.

Algı operasyonlarına karşı, bilgiyi yöneten ve geleceğimizi belirleyen bir devlet aklını korumak ve güçlendirmek durumundayız.

Bu amaçla, 2022 yılında kurduğumuz Dezenformasyonla Mücadele Merkezi ile bugüne kadar binlerce yanıltıcı içeriği tespit ederek kamuoyunu doğru bilgilendirdik.202 adet dezenformasyon bülteni ve 2 adet almanak hazırlayarak bunları 10 farklı dilde ulusal ve uluslararası kamuoyunun istifadesine sunduk.

Öte yandan dezenformasyonla mücadelede uygulanabilir bir etik çerçevenin belirlenmesini de son derece hayati bir konu olarak gündeme getirdik.

Bu yönde ulusal ve uluslararası medya kuruluşları, gazeteciler, iletişim akademyası ve sivil toplum kuruluşları ile ortak çalışmalar gerçekleştirdik.İletişim alanında tesis edilecek adalet; küresel barışın, güvenin ve istikrarın yeniden inşasının en güçlü teminatlarından biri olacaktır.İnanıyorum ki STRATCOM 2026 Zirvesi, bu doğrultuda güçlü ve kalıcı çıktılara vesile olacaktır.

Bu düşüncelerle; Cumhurbaşkanı Yardımcımız Sayın Cevdet Yılmaz'a şükranlarımı sunuyor, tüm katılımcılara teşekkür ediyorum.

Yine dünyanın dört bir yanından davetimize icabet eden katılımcılara teşekkür ediyorum.

Böylesi güzel bir zirvenin gerçekleştirilmesinde emeği olan çalışma arkadaşlarımı kutluyorum.

Sizleri saygı ve muhabbetle selamlıyorum.ETİKETLER

İlgili Sitenin Haberleri