Haber Detayı

'Şişman ama sağlıklı' diye bir şey yokmuş! Kalp krizi, felç, karaciğer ve çok daha fazlasına sebep oluyor
Aile hurriyet.com.tr
26/03/2026 13:11 (5 saat önce)

'Şişman ama sağlıklı' diye bir şey yokmuş! Kalp krizi, felç, karaciğer ve çok daha fazlasına sebep oluyor

“Kiloluyum ama tahlillerim normal, demek ki sağlıklıyım” düşüncesi uzun süredir tartışılıyor. Ancak yeni bir araştırma, bu rahatlatıcı görünen tablonun gerçeği yansıtmayabileceğini ortaya koydu. Bulgulara göre obez bireylerde tansiyon, diyabet ya da kolesterol gibi klasik uyarı işaretleri henüz ortaya çıkmasa bile; kalp, karaciğer ve böbrek hastalığı riski sağlıklı kilodaki kişilere göre yine de belirgin biçimde yüksek olabiliyor.

Uzmanların vardığı sonuç net: Fazla vücut yağı, tek başına bile uzun vadede ciddi sağlık sorunlarını tetikleyebiliyor.

Yani “şişman ama sağlıklı” düşüncesi sanıldığı kadar masum görünmüyor.

Araştırmada 157 binden fazla kişinin verileri incelendi.

Katılımcılar hem beden kitle indeksine hem de metabolik durumlarına göre sınıflandırıldı.

Böylece fazla kilolu ya da obez olup tansiyon, diyabet ve kolesterol sorunu görünmeyen kişilerle, sağlıklı kilodaki bireyler karşılaştırıldı.

Sonuçlar dikkat çekiciydi.

Obez olup metabolik açıdan sağlıklı görünen erkeklerde kalp hastalığı ve kalp yetersizliği riski anlamlı şekilde yükseldi.

Yağlı karaciğer riski ise çok daha sert arttı.

Benzer tablo kadınlarda da görüldü.

Üstelik metabolik sorunlar da işin içine girince risk katlanarak büyüdü.

Bu da şunu gösteriyor: Bugün kan değerlerinin normal çıkması, fazla kilonun vücuda zarar vermediği anlamına gelmiyor.

Sorun bazen sessiz ilerliyor, etkisi ise yıllar sonra ortaya çıkıyor.

Bu tabloyu yalnızca İngiltere’ye özgü bir sorun gibi okumak da doğru olmaz.

Türkiye’de de fazla kilo ve obezite uzun süredir büyüyen bir halk sağlığı problemi haline gelmiş durumda.

Resmi verilere göre yetişkin nüfusta normal kiloda olanların oranı artık azınlıkta kalırken, fazla kilolu ve obez grubun toplamı nüfusun yarısını aşmış durumda.

Daha çarpıcı olan ise yıllara yayılan değişim. 1990’ların başında Türkiye’de sağlıklı kilo aralığında bulunan yetişkinlerin oranı bugüne göre çok daha yüksekti.Son 30 yılda bu oran düzenli biçimde gerilerken, fazla kilolu ve obez grubun payı belirgin şekilde büyüdü.

Başka bir deyişle, Türkiye’de bel çevresi sessizce genişledi, risk de buna paralel olarak arttı.

Bugün tablo kabaca şunu söylüyor: Eskiden her 2 kişiden 1’i sağlıklı kilo aralığındayken, artık fazla kilolu ya da obez olanların oranı çok daha baskın hale gelmiş durumda.

Özellikle kadınlarda obezite oranının daha yüksek seyretmesi, meselenin yalnızca bireysel değil toplumsal bir sağlık alarmı olduğunu gösteriyor.

Uzmanlar son yıllarda bir başka noktaya daha dikkat çekiyor: Sadece tartıdaki rakam ya da beden kitle indeksi her şeyi anlatmayabiliyor.

Çünkü asıl risk, yağın vücutta nerede toplandığıyla da yakından ilgili.

Özellikle karın çevresinde biriken yağlanma; kalp-damar hastalıkları, tip 2 diyabet, yağlı karaciğer ve böbrek sorunları açısından daha tehlikeli kabul ediliyor.

Bu nedenle artık bel çevresi, bel-boy oranı ve yağ dağılımı gibi ölçütler de giderek daha fazla önem kazanıyor.

Kişi dışarıdan çok kilolu görünmese bile, karın bölgesindeki yağlanma nedeniyle yüksek risk grubunda yer alabiliyor.

Tam tersi durumda da yalnızca kiloya bakarak rahatlamak yanıltıcı olabiliyor.

Uzmanların uyarısı bu yüzden çok açık: Sağlık değerlendirmesinde yalnızca “kan değerlerim normal” ya da “çok şişman görünmüyorum” demek yeterli değil.

Fazla kilonun en tehlikeli yönlerinden biri, uzun süre sessiz seyredebilmesi.

Pek çok kişide yıllarca belirgin bir şikayet görülmeyebiliyor.

Ancak bu süreçte kalp daha fazla zorlanıyor, karaciğerde yağlanma başlıyor, böbrekler yük altında kalıyor ve damar sistemi giderek yıpranıyor.

Bu yüzden erken dönemde önlem almak büyük önem taşıyor.

Uzmanlara göre metabolik bozukluklar başlamadan önce kilo kontrolü sağlamak, ileride ortaya çıkabilecek ciddi hastalıkların önüne geçmek açısından kritik.

İş işten geçtikten sonra değil, henüz “bir şeyim yok” denilen dönemde harekete geçmek gerekiyor.

İlgili Sitenin Haberleri