Haber Detayı

Erakçi: Kesin bir dille ifade ediyorum ki ABD ile müzakere veya görüşme olmamıştır
Dünya ulusal.com.tr
25/03/2026 23:58 (2 saat önce)

Erakçi: Kesin bir dille ifade ediyorum ki ABD ile müzakere veya görüşme olmamıştır

İran Dışişleri Bakanı Seyyid Abbas Arakçi, devlet televizyonuna verdiği röportajda, “Kesin bir dille ifade ediyorum ki Amerikalı tarafla herhangi bir müzakere veya görüşme olmamıştır” dedi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, katıldığı televizyon programında açıklamalarda bulundu.

ABD ile müzakereye ilişkin konuşan Erakçi, “Kesin bir dille ifade ediyorum ki Amerikalı tarafla herhangi bir müzakere veya görüşme olmamıştır.

Ancak son birkaç gündür Amerikalı taraf çeşitli arabulucular aracılığıyla farklı mesajlar göndermeye başladı; mesajların dost ülkelerimiz aracılığıyla iletilmesi ve bizim de yanıt olarak tutumumuzu bildirmemiz veya gerekli uyarıları yapmamızın adı ne müzakeredir ne de görüşmedir” dedi.

IRNA’nın haberine göre İran Dışişleri Bakanı Seyyid Abbas Erakçi, 25 Mart Perşembe akşamı katıldığı televizyon programında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

BÖLGEDEKİ AMERİKAN ÜSLERİ VERİLEN SÖZLERİN AKSİNE İRAN'A KARŞI KULLANILDI Erakçi, komşu ülkelerin topraklarının İran’a karşı kullanılmayacağı yönünde beklenti taşıdıklarını ancak sahada farklı bir tabloyla karşılaştıklarını anlattı.

Arakçi "Bunun onların bilgisi veya iradeleri dışında olduğunu söyleyemem; ne yazık ki aksini gösteren kanıtlar var.

Bölgedeki Amerikan üsleri, İran'a karşı kullanılmayacakları söylenmesine rağmen, uygulamada kullanıldı.

Amerikan güçlerine hizmet sağlandı; üslerin dışında da onlara hizmet verildi ve onların sözde hava sahası kullanıldı.

Bu, kendilerinin de çeşitli şekillerde itiraf ettiği bir konudur.” dedi. 'AÇIKTIR Kİ, ROTALARI İRAN'A YÖNELİKTİ' Erakçi sözlerine şu şekilde devam etti: "Örneğin, üç Amerikan F-15 savaş uçağının Kuveyt semalarında düşürüldüğü açıklandığında, nedeni ne olursa olsun (dost ateşi olabilir), şu soru ortaya çıkıyor: Bu savaş uçakları Kuveyt'te ne yapıyordu?

Açıktır ki, rotaları İran'a yönelikti.

Detaylara girmek istemiyorum, ancak görünüşe göre bölge uyarılarımızı ciddiye almadı ve şimdi bu durumla karşı karşıya kaldı." "Mesajımız açıktır; onlar kesinlikle ABD'den uzak durmalı ve kendilerini İran halkına yönelik bu saldırganlıktan ayırmalıdır.

Bu saldırganlık tamamen yasa dışı, sebepsiz ve haklı gösterilemez niteliktedir ve hiçbir meşruiyeti yoktur.

Ne yazık ki bölge ülkeleri, özellikle Basra Körfezi ülkeleri, bu eylemi kınamadılar ki bu oldukça şaşırtıcıdır.

İlk günden itibaren, müzakerelerin ortasında saldırıya uğradığımız belli olduğunda, bu tür sebepsiz ve yasa dışı saldırıların en azından sözde kınanması beklenirdi, ancak bu bile yapılmadı." 'SALDIRILARIMIZ KOMŞU ÜLKELERE DEĞİL, BİZ HÂLÂ BU ÜLKELERİ DOSTUMUZ GÖRÜYORUZ' "Siyonist rejimin saldırısı, İslam dünyasının görmezden gelemeyeceği bir konudur, ancak bu ülkeler maalesef bunu görmezden geldiler.

Mesajımız şu: Kendilerini ayırmalı ve topraklarının, hava sahalarının veya denizlerinin bize karşı kullanılmasına izin vermemelidirler.

Bu durumda, bizim de onlara karşı bir eylemde bulunmayacağımızı göreceklerdir.

Şu anda da onlarla bir işimiz yok; saldırılarımız komşu ülkelere yönelik değil.

Biz hâlâ bu ülkeleri dostumuz, halklarını da kardeşlerimiz olarak görüyoruz."  'AMERİKAN ŞİRKETLERİNE AİT ALTYAPILARI HEDEF ALDIK' "Saldırılar olması halinde, hedeflerimiz Amerikan üsleri, tesisleri, çıkarları ve Amerikan güçlerinin toplanma merkezleri olacaktır.

Bu sadece üslerle sınırlı kalmayıp, Amerikan güçlerine yakıt ikmali yapılan merkezleri de içermektedir.

Biz bu hedefleri vuruyoruz.

Ayrıca, savaş sırasında onlar altyapıları hedef aldığında, biz de hissedarları Amerikalı olan veya Amerikan şirketlerine ait altyapıları hedef aldık."  'İNSANLARIN ÖLDÜĞÜ BİR DURUMDA SEYİRCİ KALAMAYIZ' "Dolayısıyla, bu ülkelerle hiçbir düşmanlığımız yok; düşmanlığımız bizimle savaş halinde olan ABD ve Siyonist rejimledir.

Onlar, İran halkının (sadece askeri güçlerin değil) hedef alındığı böyle bir durumda sessiz kalmamızı bekleyemezler.

Sıradan insanlar zarar görüyor.

Birkaç gün önce Dr.

Zafarkandi ile görüştüm; o zamana kadar 53 hastane saldırıya uğramıştı.

Ayrıca çok sayıda okul hedef alındı ve tarihi merkezler hasar gördü.

Konut merkezlerinin sayısı ise çok fazla.

İnsanların öldüğü böyle bir durumda, doğal olarak sadece seyirci kalamayız.

Bu saldırıya kim ortak olursa, bizim için meşru bir hedef sayılır." 'HÜRMÜZ BOĞAZI HAKKINDA BLÖF YAPTIĞIMIZ SANILIYORDU' "İran halkının bu 25 günde elde ettiği başarılardan biri bölgedir ve İran'ın gücünü bölgeye göstermesidir.

Bir diğeri ise Hürmüz Boğazı'dır. 47 yıl sonra nihayet bizi gücümüzü bu bölgede, bu su yolunda, bu Hürmüz Boğazı'nda göstermeye zorladılar.

İran'ın blöf yaptığını sanıyorlardı, İran'ın böyle bir şey yapmaya cesaret edemeyeceğini düşünüyorlardı, ancak biz bunu güçlü bir şekilde yaptık.

Onlar tüm güçlerini bunu durdurmak için seferber ettiler ve başaramadılar.

Hatta başka ülkelere başvurdular, hatta düşman olarak gördükleri kişilere bile başvurdular, bu su yolunu açmaya yardım etmeleri için çağrıda bulundular, ancak kimse bu çağrıya icabet etmedi.

Kendi donanmaları bile boğaza girmeye cesaret edemezken, diğer ülkelerin donanmalarının, diğer ülkelerin deniz kuvvetlerinin yaklaşmasını nasıl bekleyebilirler?" HÜRMÜZ BOĞAZI SADECE DÜŞMANLARA KAPALI "Şunu da burada ifade edeyim ki Hürmüz Boğazı bizim açımızdan tamamen kapalı değil.

Sadece düşmanlara kapalı.

Bu doğaldır; savaş halindeyiz, bölge savaş bölgesidir.

Kendi düşmanlarımızın ve müttefiklerinin gemilerinin geçişine izin vermemiz için hiçbir neden yok.

Ancak diğerleri için serbesttir.

Elbette serbest olmasına rağmen, gemiler genellikle var olan güvensizlik nedeniyle geçişten kaçınıyorlar.

Bazılarının sigorta şirketleri savaş sigortasını kapsamıyor ve kendileri geçiş yapmaya gelmiyorlar.

İlginçtir ki, bu ülkelerin birçoğu, yani bu gemilerin birçoğu, sahipleri veya sahibi oldukları ülkeler bizimle temasa geçerek, kendilerinin boğazdan güvenli geçişini sağlamamızı talep ettiler.

Biz de, dost ülkelerimiz olan veya herhangi bir nedenle bunu yapmayı uygun gördüğümüz bazı ülkeler için, silahlı kuvvetlerimiz bu güvenli geçişi sağladı.

Haberlerde gördünüz; Çin, Rusya, Pakistan, Irak, Hindistan (birkaç gece önce iki gemisi geçti) ve sanırım Bangladeş gibi ülkeler var.

Bizimle görüşen ve koordinasyonu yapılan ülkeler bunlar.

Bu durum gelecekte de böyle olacaktır." 'HÜRMÜZ BOĞAZINDA GÜVENLİ GEÇİŞ İÇİN YENİ DÜZENLEMELER DÜŞÜNMEYİ HEDEFLİYORUZ' "Savaştan sonra Hürmüz Boğazı, sonuçta bizim ve Umman'ın iç sularında yer almaktadır.

Burası uluslararası sular olarak sayılmak istense bile, gerçek şu ki İran ve Umman'ın karasularındadır ve bizim egemenliğimiz burada geçerlidir.

Gelecekte de buradan güvenli geçiş için yeni düzenlemeler düşünmeyi hedefliyoruz, bu konu üzerinde çalışılmaktadır.

Düşmanlar için bu savaşta şu ana kadar elde ettiğimiz başarıları saymak istesem, gerçekten sayıları çoktur.

Belki de en önemlisi, bu savaşta dünyaya hiç kimsenin İran İslam Cumhuriyeti ile kolayca çatışamayacağını göstermiş olmamızdır.

Aslında, kendimiz için bir güvenlik kalkanı oluşturduk ve dünyaya gösterdik ki çıkarlarımıza yönelik her türlü saldırının ağır sonuçları olacaktır.

Bu, kendimizin oluşturduğu, bizim için bir tür içsel güvenlik garantisidir."  'SAVAŞIN, TEKRARLANMAMASI GARANTİSİ OLACAK ŞEKİLDE SONA ERMESİ GEREKTİĞİNİ VURGULUYORUZ' "Savaşın, tekrarlanmaması garantisi olacak şekilde sona ermesi gerektiğini vurguluyoruz ve bu garantiler uluslararası düzeyde, örneğin Güvenlik Konseyi'nde takip edilebilir.

Ancak bence en önemli garanti, şu anda gücümüzün bölgede ortaya çıkmasıyla oluşan bu içsel garantidir.

Artık kimsenin İran halkıyla bir daha çatışmaya girme cesareti olacağını sanmıyorum.

Genel olarak, bence bu durum, İran İslam Cumhuriyeti'nin yenilmezliğini, sağlamlığını ve istikrarını göstermektedir; bu, dünyaya, bölgeye ve hatta Amerikalılara gösterilmiştir.

Şimdi müzakereden söz edilmesi, tam olarak yenilginin itirafıdır.

Daha önce 'koşulsuz teslim olun' demiyorlar mıydı?

Şimdi ne oldu da müzakereden söz ediyor ve bunu talep ediyorlar?

Açıklayacağım, müzakere söz konusu değil.

Ancak en üst düzey yetkililerini İran İslam Cumhuriyeti ile müzakere etmek için seferber etmeleri, onların yenilgiyi kabul ettiklerini göstermektedir." 'İRAN HALKI SAHADA HAZIR BULUNDU VE DİRENDİ' "Şimdiye kadar İran halkı, silahlı kuvvetler ve toplumun tüm kesimleri, bu 26 günlük direnişlerinin karşılığını aldılar.

Silahlı kuvvetler canla başla mücadele ederek rol oynadılar ve değerli şehitler verdiler.

Halk da sahada hazır bulundu ve direndi.

Hükümet de halkın geçiminde en ufak bir aksama olmaması için tüm gücüyle çalıştı.

Kanıtlar, bazı yabancı medya kuruluşlarının bile bunu kabul ettiğini gösteriyor.

Örneğin, bir yabancı haber ajansı market ve süpermarketleri gezerek, beklentinin aksine ve şaşırtıcı bir şekilde durumun normal olduğunu, dükkanların mal dolu olduğunu ve halkın rahatça alışverişini yaptığını rapor etmişti." İRANLI DİPLOMATLARA TEŞEKKÜR "Bu arada, diplomatlar da Dışişleri Bakanlığı'nda kendi rollerini oynadılar.

Tüm temsilciliklerdeki çalışma arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.

Bu süreçte, biz İran halkının yurt dışındaki sesi olduk.

Çalışma arkadaşlarım çok sayıda röportaj yaparak – bazen günde dört veya beş röportaj – İran halkının mesajını ve haklılığını dünyaya duyurmaya çalıştılar.

Bir sonraki adımda, İran halkının haklarının savunucusu da olduk.

Tüm bu saldırganlıkları ve uluslararası hukuka aykırı eylemleri belgeledik.

Birleşmiş Milletler'e çok sayıda mektup gönderildi ve bu belgeler resmen kaydedildi, takipleri devam edecek.

Ayrıca, elimizden geldiğince geniş bir kamu diplomasisi de yürütüldü.

Her ne kadar güçlü Batı medyasıyla karşı karşıya olsak ve onlar kendi yolunda gitse de, biz de görevimizi yapıyoruz ve umarız bu çabalar istenen sonucu verir." 'SAVAŞ DEVAM EDERSE, SONU OLMAYABİLİR VE TÜM BÖLGE İÇİN BİR FELAKETE YOL AÇABİLİR' "Savaş devam ederse, sonu olmayabilir ve tüm bölge için bir felakete yol açabilir ki bu kimsenin yararına değildir.

Bu nedenle belirtmek isterim ki bazen dost ülkeler veya bazı kişiler aracılığıyla mesaj alışverişi olmaktadır, ancak bu ne 'görüşme' ne de 'müzakere' sayılır.

Bu tür iletişimler olmuş ve bu çerçevede bazı fikirler de sunulmuştur.

Daha sonra görüldü ki bazı durumlarda bu fikirler '15 maddelik plan' gibi başlıklarla adlandırılmıştır.

Bunlar farklı fikirler olarak sunulmuş ve hepsi ülkenin üst düzey yetkililerine iletilmiştir.

Eğer bir tutum alınması gerekirse, elbette gerekli değerlendirme yapılacaktır."  Arakçi, mevcut politikalarının direnmeye ve ülkeyi savunmaya devam etmek olduğunu ve müzakere için bir planlarının bulunmadığını belirterek, "Şimdiye kadar da herhangi bir müzakere yapılmamıştır ve tutumumuzun oldukça ilkeli olduğu görülmektedir." dedi.

BÖLGEDEKİ AMERİKAN ÜSLERİ GÜVENSİZLİK FAKTÖRÜ HALİNE GELDİ "Bu savaş birçok gerçeği ortaya çıkardı.

İlk gerçek şu ki, bölgedeki Amerikan üsleri, bölge ülkelerinin güvenliğini sağlaması gerekirken, bu konuda başarılı olmadıkları gibi, kendileri güvenlik karşıtı bir faktör haline gelmiştir.

Aslında, bu üsler olmasaydı, bu ülkeler esasen bu tür tehditlere maruz kalmazlardı.

Mevcut tehdit ve zararların çoğu, bu üslerin varlığından kaynaklanmaktadır.

Dolayısıyla, bu üslerin bölge güvenliğine yardımcı olmadığı, aksine bölge güvenliğine zarar verdiği gerçeği ortaya çıkmaktadır." ÜSLER, BÖGLE ÜLKERİNİN GÜVENLİĞİ İÇİN FAALİYET GÖSTERMİYOR "İkinci gerçek ise ABD'nin önceliğinin Siyonist rejim ve onun güvenliği olduğudur.

Tüm bu üsler, İsrail'i desteklemek amacıyla faaliyet göstermektedir, bölge ülkelerinin güvenliğini sağlamak için değil.

Bu, ABD için ilk, orta ve nihai hedefin Siyonist rejimin güvenliğini korumak olduğunu göstermektedir ve bu yolda hiçbir eylemden kaçınmayacak, diğer herkesi feda edecektir.

Bu süreçte ABD'nin, üslerinin bulunduğu ülkelerin güvenliğini bile sağlamada aciz kaldığı da görülmüştür.

Üçüncü gerçek ise Siyonist rejimin hedeflerinin resmi olarak öne sürülenden çok daha öte olduğudur.

Güvenlik içinde yaşamak veya 'iki devletli çözüm' gibi iddialar mevcut gerçeklerle örtüşmemektedir.

Bu rejim, bölgede hakimiyetini ve hegemonyasını genişletmek için hırslı hedefler peşinde koşmaktadır. 'Büyük İsrail' gibi planlar da, Suudi Arabistan, Irak, Ürdün ve diğer bölgelerin bir kısmını içeren bu yaklaşımı göstermektedir.

Bu konu da onlar tarafından açıkça dile getirilmiştir." BU SAVAŞIN MALİYETİNİ HEM AMERİKAN HALKI HEM DE BÖLGE HALKI ÖDÜYOR "Dördüncü gerçek şu ki, bu savaş ne İran'ın ne de ABD'nin savaşıdır, İsrail'in savaşıdır; bu rejimin ABD'yi sürüklediği bir savaştır.

Bu savaşın maliyetini hem Amerikan halkı hem de bölge halkı ödemektedir.

Bu konu şimdi ABD içinde de önemli bir tartışma haline gelmiştir; ABD'nin ulusal çıkarlarına aykırı, düşünülmemiş, sebepsiz bir savaşın, sadece İsrail'in çıkarları doğrultusunda başlatıldığı konusu.

Bu nedenle, ABD içinde artan muhalefete tanık oluyoruz." 'ATEŞKES KISIR DÖNGÜDÜR' "Bu savaşta, tutumumuz öyle bir sağlamlık ve güç kazanmıştır ki kimse buna karşı çıkamamıştır.

Birçok dışişleri bakanıyla görüştüm ve onlara açıklamalar yaptığımda, 'haklı değilsiniz' diyen bir dışişleri bakanı olmadı." Savaşı biz başlatmadık; bu bizim savaşımız değil.

Biz savaşın sona ermesini istiyoruz, ancak bir daha tekrarlanmayacak şekilde.

Bu nedenle ateşkes istemiyoruz.

Ateşkes istemiyoruz, ama bu savaş istediğimiz anlamına mı geliyor?

Hayır.

Ateşkes istemiyoruz, çünkü ateşkes sizin deyiminizle aynı kısır döngüdür, bu sıkıntıyı yeniden yaratabilir.

Biz savaşın kendi şartlarımızla sona ermesini istiyoruz ve bu savaşın bir daha tekrarlanmamasını, düşmanlarımızın İran'a saldırma hevesine bile kapılmayacakları bir ders almasını istiyoruz.

İkinci olarak da İran halkının uğradığı zararların tazmin edilmesini istiyoruz."  ABD İLE HERHANGİ BİR MÜZAKERE VE GÖRÜŞME OLMAMIŞTIR "Yaklaşık bir ay boyunca, birçok dışişleri bakanı, bazı ülkelerin liderleri aradılar ve her biri ne yapabileceklerini, ne yapmaları gerektiğini sordu.

Ateşkes için önerilerde bulundular.

Tutumumuz tamamen ilkeli ve sabit olmuştur, bu her birine bildirilmiştir ve biz hâlâ bu tutumdayız.

Kesin bir dille ifade ediyorum ki Amerikalı tarafla herhangi bir müzakere veya görüşme olmamıştır.

Ancak son birkaç gündür Amerikalı taraf çeşitli arabulucular aracılığıyla farklı mesajlar göndermeye başladı; mesajların dost ülkelerimiz aracılığıyla iletilmesi ve bizim de yanıt olarak tutumumuzu bildirmemiz veya gerekli uyarıları yapmamızın adı ne müzakeredir ne de görüşmedir; bu sadece dostlar aracılığıyla yapılan mesaj alışverişidir.

Biz bu mesaj alışverişinde ilkeli tutumumuzu tekrarladık ve bazı yerlerde uyarılarda da bulunduk.

Altyapılara saldırı konusunda, güçlü uyarılarımız, o 48 saatlik süre tanımaktan vazgeçmek zorunda kalmalarına neden oldu ve şimdi daha uzun bir süre tanıdılar.

Bu, her şeyden önce silahlı kuvvetlerimizin sağlam duruşu sayesinde olmuştur." AVRUPA ARTIK ULUSLARARASI ALANDA ANA BİR AKTÖR DEĞİL "Bazı Avrupa ülkeleri bu savaşın sorumlularını kınamak ve işledikleri suç ve eylemleri ortaya koymak yerine, İran İslam Cumhuriyeti'nden itidal göstermesini istiyorlar.

Ya da tam tersine, İspanyol yetkilileri açıkça ABD ve Siyonist rejime karşı dikilen ve onlara büyük bir 'hayır' diyen isimler olarak görüyoruz.

Avrupalıların bu konudaki tutumları bence çok incelemeye değer.

Hepsi bu savaşın devamına karşı olduklarını iddia ediyorlardı ve ediyorlar, ancak uygulamada saldırganlığı kınamayı kabul etmediler ve aslında Avrupa'nın artık uluslararası alanda ana bir aktör olmadığını, zamanla takındıkları çelişkili tutumlarla gösterdiler.

Almanya'da şansölyenin savaşın ilk günlerinde o kadar tuhaf sözler söylediğine tanık olduk ki, tekrarlanmaya bile değmez, ama şimdi bu savaşın yanlış bir savaş olduğunu söylüyor.

O ülkenin cumhurbaşkanı elbette biraz farklı bir konumda, bir iki gün önce çok net konuştu ve şöyle dedi: 'Bu savaşın uluslararası hukuka aykırı olduğunu inkar etsek, bu savaşın gerçekten uluslararası hukuka aykırı olduğu gerçeğini değiştirmez.

Biz söylemesek de bu gerçek var.' Tıpkı Gazze'de de aynı uluslararası hukuk durumunun geçerli olması gibi.

Ardından İspanya da aynı tutumu tekrarladı." 'AVRUPALILAR HATALARINI ANLAMAYA BAŞLIYOR' "Bence Avrupalılar ne tür bir hata yaptıklarını anlamaya başlıyorlar; ilk günden itibaren kınamalı ve bu savaşın karşısında durmalıydılar.

Son birkaç gündür duyduğumuz bir iki cesur sesin Avrupa'da daha da artmasını ve tekrarlanmasını umuyoruz.

Avrupa, uluslararası hukukun ve birçok Batılı değerin bayraktarı olduğunu iddia ediyor, ancak tüm bunlar şimdi sorgulanır hale geldi ve ne tür hatalar yaptıklarını itiraf etmeye yanaşmıyorlar.

Saldırganlığı kınamak yerine, saldırganı bir şekilde memnun etmeye çalıştılar.

Oysa saldırganın tutumu tamamen açıktır; her gün tekrarlıyor ve bugün de yine tekrarladı: 'Güç yoluyla barış, zor yoluyla barış.' Yani ben istediğim barışa zorla ulaşacağım.

Gücün hakim olduğu anlamına geliyor.

Bu da orman kanununun başka bir yorumudur; her kim daha fazla güce sahipse, kendisi için iyi olduğunu düşündüğü barışı dayatır.

Aslında dünyayı, tüm ülkelerin sadece zor ve güç sahibi olmaları gerektiği, aksi takdirde ezilecekleri sonucuna varmaları gereken bir yöne sürüklüyorlar.

Yani, insanlığın uluslararası normlar, uluslararası hukuk, uluslararası örgütler ve yapılan işbirlikleri için harcadığı seksen yıllık çabanın tamamı, ABD tarafından yok edilmekte ve zor ile güç hakim kılınmaktadır.

Bu, her şeyden önce çok kutuplu bir dünya iddiasında olan Avrupalıların karşı çıkması gereken bir şeydir; ancak ne yazık ki, sahip oldukları zayıflık nedeniyle, saldırganın karşısında durmak yerine, onu memnun etmeye çalıştılar ve bu tamamen yanlış bir politikadır." KOMŞU ÜLKELERE TEŞEKKÜR "Temsilciliklerimizin sunduğu hizmetlerden biri de sınırlarda mahsur kalan İranlılara yardım etmekti.

Bu, hem maliyetli hem de çok zahmetli bir işti, ancak büyükelçiliklerimizin ve konsolosluklarımızın çabalarıyla başarıldı.

Bu konuda işbirliği yapan geçiş ve komşu ülkelere teşekkür etmeyi bir borç bilirim.

Ayrıca masrafların karşılanmasına yardımcı olan İranlı vatandaşlara da minnettarım.

İsimlerini anmaktan kaçınsam da, yurt dışındaki birçok İranlı şirket ve birey bu konuda gerçekten yardımda bulundular.

Örneğin, özellikle Dubai'den İranlıları Türkmenistan'daki Aşkabat'a veya Ermenistan'daki Erivan'a, bazı durumlarda da Herat'a taşıyan birkaç charter uçuş düzenlendi.

Burada Afganistan, Türkmenistan, Azerbaycan, Ermenistan, Türkiye ve hatta Suudi Arabistan hükümetlerine hacıların nakli konusundaki işbirlikleri için teşekkür etmeliyim.

Pakistan gibi komşularımız da önemli yardımlarda bulundular." Bunun yanı sıra, ilaç ve gıda gibi insani yardımların gönderilmesi konusunda da işbirlikleri oldu.

Yardım etmek isteyen her ülkeden gelen teklifleri memnuniyetle karşıladığımızı belirtmek isterim; bu yardımlara ihtiyacımız olduğu için değil, İran halkıyla dayanışmanın tüm dünyaya gösterilmesi için.

Tacikistan, Ermenistan, Azerbaycan, Türkiye, Rusya, Hindistan, Pakistan ve Irak gibi ülkeler bu alanda katkıda bulundu.

Bazı ülkeler devlet yardımı sağlarken, bazılarında da çok değerli sahneler oluşturan halk yardımları toplandı.

Tüm bu yardımları, milletlerin ve hükümetlerin İran halkıyla dayanışmasını gösterdiği için memnuniyetle kabul ettik." Bu çalışmaların koordinasyonunda rol oynayan büyükelçiliklerimize de teşekkür ediyorum.

Çalışma arkadaşlarımız bazı ülkelerde çalışmalarını sürdürmekte, ancak bazı durumlarda ilgisizlikle de karşılaştılar.

Örneğin, güney komşularımızdan biri maalesef temsilciliğimizin personel sayısını azalttı, ancak güvenle söyleyebilirim ki bu, temsilciliğin performansını etkilemedi, çünkü çalışma arkadaşlarımız gece gündüz çalışarak personel eksikliğini telafi ettiler." DENA MUHRİBİ "Dena muhribi olayında, maalesef törensel bir tatbikat için gönderilmişken ve ne taarruz ne de savunma durumundayken, hiçbir önceden işaret olmaksızın saldırıya uğradı ve bazı deniz kuvvetleri personelimizin kaybına yol açtı.

Bu vesileyle Sri Lanka ve Hindistan'a teşekkür etmeyi bir borç bilirim.

Ülkemizin bu ülkelerdeki temsilcilikleri, diğer gemilerin güvenli bir yere nakledilmesi, yaralıların tedavisi ve aziz şehitlerimizin naaşlarının ülkeye getirilmesi için yoğun çaba sarf etti.

Bu işbirlikleri çok etkili oldu, ancak bazı personelin nakli işlemleri hâlâ sürmektedir.

Genel olarak, çevremizdeki ülkeler önemli işbirliklerinde bulundular.

Güney bölgesinde de, bazı sorunlara rağmen, hem halk hem de hükümetler bir ölçüde işbirliği yaptılar.

Umarım bu savaşın sona ermesinin ardından, komşu ülkelerle, özellikle Basra Körfezi bölgesinde, yeni bir anlaşmanın zeminini oluşturacak bir duruma geri dönebiliriz.

Bir kez daha herkese, silahlı kuvvetlere, sahada bulunan halka, halkın geçimini sağlamak için çaba gösteren hükümete, Dışişleri Bakanlığı ve çalışma arkadaşlarıma ve ayrıca medyaya teşekkür etmeyi bir borç bilirim.

Medya gerçekten İran halkının sesi oldu; başta Radyo-Televizyon Kurumu (Seda ve Sima) ve ardından diğer medya kuruluşları, haber ajansları ve haber siteleri olmak üzere.

Bu süreçte, bombalama altında bile basın toplantıları düzenlendi ve gazeteciler, İran halkının haklılığını ve mazlumiyetini yansıtmak için hazır bulundular.

Medya çok büyük bir rol oynadı ve Seda ve Sima'daki çalışma arkadaşlarınız, sizler de dahil olmak üzere, büyük fedakarlıklar gösterdiniz ve hâlâ çaba göstermeye devam ediyorsunuz."

İlgili Sitenin Haberleri