Haber Detayı
‘ABD-AB ayrışması NATO’nun sonunu getirir’
ABD-İsrail saldırganlığının faturası giderek büyüyor. Hürmüz Boğazı’ndaki kriz enerji piyasalarını vurdu. ABD son çare olarak Hürmüz Boğazı’nı açık tutacak bir deniz koalisyonu kurma peşinde. Ancak ne Avrupa’dan ne de diğer ülkelerden bir destek gelmedi.
ABD ve İsrail’in saldırganlığı karşısında İran Hürmüz Boğazı’nda gemi geçişlerine izin vermeyeceğini açıkladı ve trafik durdu.
ABD’nin Hürmüz Boğazı’nın açılması için yaptığı koalisyon çağrısı yanıtsız kaldı.
Özellikle Avrupa ülkelerinin bu konudaki tavrı gündem oldu.
Almanya Şansölyesi Friedrich Merz “Bu savaş NATO’nun konusu değil.” derken, AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, “Bu bizim savaşımız değil” dedi.
Yine İngiltere Başbakanı Keir Starmer ABD’nin Hürmüz Boğazı’na gemi gönderilmesi talebini reddederek “Daha geniş bir savaşa çekilmeyeceğiz.” açıklaması yaptı.
Yeditepe Üniversitesi Öğretim Üyesi, siyaset bilimci Doç.
Dr.
Deniz Tansi Aydınlık Avrupa’nın sorularını yanıtladı.
Körfez ülkelerinin ABD’ye olan güvenini kaybettiğini ifade eden Tansi, İran savaşından sonra AB ve ABD arasında iyice belirginleşen görüş ayrılıkları için “Sonuçta ABD ve AB arasındaki görüş ayrılıkları, NATO’nun siyaseten tasfiyesini beraberinde getirecektir.” görüşünde. ‘GERÇEK KÖRFEZ SAVAŞI’ - ABD’nin Hürmüz Boğazı’nın açılması için yaptığı koalisyon çağrısı yanıtsız kaldı.
Özellikle Avrupa’daki devletlerin bu konudaki isteksizliği dikkat çekti.
Nasıl yorumlarsınız?
Şimdi bu, Batı ittifakının aslında ortada olmadığını gösteriyor.
Özellikle NATO bağlamında ele alacak olursak şimdiye kadar Batı ittifakı çok kurgusal bir zeminde ifade edildi.
Meseleyi sadece Trump’ın hırslarıyla açıklamak bir yere kadar bir anlam ifade edebiliyor.
Ama bir noktadan sonra baktığımızda, aslında 1979’da daha İran Devrimi olduğu zaman o dönemki Ulusal Güvenlik Danışmanı Zbigniew Brzezinski’nin bir Körfez Doktrini vardı anımsarsanız.
Bu doktrine göre Hürmüz Boğazı’nın kapatılması ABD için savaş nedeniydi.
Tamam da ABD şu an savaşıyor zaten İran’ı vuruyor İsrail’le beraber.
Ama gelgelelim burada tabii dünya ham petrolünün beşte birinin sevk edildiği bir alandan bahsediyoruz.
Buradan çıktıktan sonra Kızıldeniz’e girmek isterseniz Babülmendep kapısında Yemen ve Husiler var.
Bu anlamda lojistik ciddi anlamda sıkıntıda; tedarik zincirleri parçalanmış durumda, enerji krizi var, gıda krizi olabilir.
Buna “Üçüncü Körfez Savaşı” diyorlar ama ben başka bir başlık koyayım ortaya: Bence bu gerçek Körfez Savaşı.
Çünkü İran özellikle Körfez ülkelerini vuruyor. ‘ABD, KÖRFEZ ÜLKELERİNİ KAYBETTİ’ Bence ABD kısa vadede olmasa da orta vadede Katar, hatta Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Umman gibi ülkeleri kaybetti.
Bu ülkelerin bir kısmının hepsinin olmasa da Çin’le anlaşmaları var.
Bu ülkeler şöyle düşünüyordu: “Bizim petro-dolarlarımız var, Amerika bizim güvenliğimizi sağlıyor.” Amerika’nın onların güvenliğini sağlayamadığı belli oldu.
Avrupa ülkeleri açısından bakıldığında da Avrupa’nın aslında Amerika ile ortak savunma zemini en son Biden döneminde, Ukrayna-Rusya Savaşı’nda bir konsolidasyon sağlanıyor gibi bir hava, bir umut doğmuştu.
Ama Trump’la beraber Ukrayna’ya o beklenilen yardımları yapmamak, hatta Rusya’yla bir anlaşmaya varmak gibi bir fikri egzersiz yaptığı da ortaya çıktı.
Ama Basra’daki konuma baktığınızda anlaşıldı ki, bu Amerika’nın kendi hırslarıyla olan gerçekleşen bir şey...
Avrupa ülkeleri Amerika’nın kendi hırsları, güvenlik anlayışı ya da buna benzer nedenlerden dolayı bu tür oldu-bittilerin içerisinde yer almak istemiyor. ‘ABD HEGEMONYASINDA AÇILAN GEDİKLER’ Avrupa ülkelerinden bakıldığında SAFE (Avrupa Güvenlik Eylemi) başta olmak üzere Avrupa ülkelerinin kendi güvenliğini sağlama konusunda yine problemleri var.
NATO gün geçtikçe tamamen işlevsiz hale gelecek.
Amerika daha az para harcamaya başlayacak.
Bu anlamda ortak bir savunma refleksi ciddi anlamda zayıflayacak.
Bu zaten Batı ittifakının aslında olmadığını ve Körfez’den başlayarak ABD’nin hegemonyasında ciddi anlamda gedikler açıldığını gösterecek.
Zaten bu İran ile yaptığı savaşta görüldü, belki çok kısa vadede bir sonuç bekliyordu ama mütekabiliyetinin çok yüksek olması ve Körfez ülkelerinin özellikle vurulması işi değiştirdi.
Körfez burada asıl başlık.
Bütün bu güvenlik anlayışında büyük problemler yarattı.
Ayrıca olay sadece Körfez ülkelerini kaybetmek değil, ABD ile Avrupa arasındaki ortak savunma güvenlik anlayışının da yine orta vadede kendi içinde kırılacağını gösterecek diye düşünüyorum. ‘KÖRFEZ REJİMLERİNİN GÜVENLİKLERİ SARSILDI’ - Körfez ülkelerindeki “ABD bizi korur” algısı kayboldu mu?
Tabii, çünkü Körfez ülkelerindeki rejimlerde bir alışkanlık var.
Onlar diyorlardı ki: “Bizim petrol dolarımız var.” Bu rejimler kendi güvenliklerini bu petro-dolarlarla sağlayacaktı.
ABD onların güvenini sağlayacak, onlarda kendi baskı rejimlerini devam ettireceklerdi.
Şimdi bunlar çok kırılgan rejimler ve tabii aslında beraberinde şöyle bir sıkıntı da var; bunlar önemli bir finans ağı, hem lojistik, hem de finans ve ticaret için de önemliler.
Dubai mucizesi artık ciddi anlamda sıkıntılı hale geldi.
Çünkü Dubai sürekli pazarlanmaya çalışılmıştı.
Ama lojistik açıdan bakıldığında burada büyük problemler olduğunu düşünüyorum. ‘ABD VE KÖRFEZ ÜLKELERİ ARASINDA KRONİK BİR GÜVEN BUNALIMI BAŞLADI’ Körfez ülkelerini kaybetmek bence stratejik bir kayıp; yani böyle bir günlük, iki günlük bir kayıp değil.
Belki bu ABD seçimlerinin olacağı kasım ayına kadar belli olacak bir konu değil...
Ama bence meseleye günlük bakmamak lazım, stratejik bakmak gerek.
Bu ABD ve Körfez ülkeleri arasında kronik bir güvenlik bunalımı ve güven bunalımı başlatacak bir zemindir.
Özellikle burada çok özensiz davranan bir ABD var ama hegemonik olarak kendini görüyor.
Artık ABD hegemonyası bitti.
Güçler dengesine doğru gidiyoruz.
Ama gücü azalan büyük güç ne yapar?
Daha fazla kaba kuvvet kullanmaya başlar.
Bu da tam onun somut bir göstergesi işte.
Bu da çaresizliklerini ifade ediyor aslında.
BATI İTTİFAKININ KURGU OLDUĞU ORTAYA ÇIKTI - ABD, Avrupa’ya Rusya savaşı için “Bizim savaşımız değil” derken, şimdi Avrupa da ABD’ye İran savaşı için “Bizim savaşımız değil” diyor.
Transatlantik’in çözülüşü Batı’nın saldırganlığından mı gelecek?
Batı ittifakının kurgusal olduğu burada çok daha net bir şekilde ortaya konmuş durumda.
Yani şimdi NATO mesela Soğuk Savaş döneminden daha geniş bir yüz ölçümüne sahip ama büyümek her zaman çok olumlu anlama gelmez; bazen bunu bir siyasi obezite olarak da değerlendirebilirsiniz.
Yani Pasifik Okyanusu’ndan Karadeniz’e kadar bir NATO’dan bahsediyoruz ya da bir Kuzey Denizi’nden Akdeniz’e kadar...
Hani hem okyanuslarda var olan hem de Atlantik’te, Pasifik’te yer alan bir büyük NATO var, doğru.
Ama o NATO’nun caydırıcılığı ne kadar ve ne kadar nüfuz edebildiği bence ciddi anlamda tartışılmalı. ‘GÜNEY KIBRIS VE İSRAİL İÇİN NATO’YA KATILIM TARTIŞMASI’ Macron’un kırk yılda bir doğru söylediği nadir sözlerden biri biliyorsunuz-onu da yeni söylemedi tabii- NATO’nun “beyin ölümü” gerçekleşti ifadesiydi.
Aslında bu bir itiraftı.
Çünkü NATO’dan bir karar çıkartmak istenirse herhangi bir konuda, örneğin Hürmüz Boğazı ile ilgili karar çıkartılmak istense karar çıkartamazsın.
Hangi alanlara NATO müdahale edebilir?
Örneğin Rusya-Ukrayna savaşında Ukrayna zaten NATO üyesi değil.
Zaten NATO böyle bir şeye de yanaşmadı.
Avrupa ve ABD arasında net görüş ayrılıkları olduğunu ifade edebiliriz.
Örneğin Türkiye’nin vetosu olmasa Güney Kıbrıs’ı ve İsrail’in de NATO üyesi yapılabileceği konuşuluyor, ama tabii İsrail’in Orta Doğu’daki konumu ve yaşadığı savaşlar NATO ülkelerini öyle rahat bir kabule sevk etmez.
Ama öte yandan Güney Kıbrıs için böyle bir maceraya girme olasılıkları var mıdır?
Türkiye olmasa, veto hakkı olmasa böyle bir düşünceye girebilirlerdi.
NATO’DA ÇATLAK DERİNLEŞİYOR Sonuçta ABD ve AB arasındaki görüş ayrılıkları, NATO’nun siyaseten tasfiyesini beraberinde getirecektir.
Halbuki NATO Rusya-Ukrayna savaşıyla da beraber İskandinav genişlemesiyle kendisini çok daha geniş bir alana yaydı.
Bu doğu Avrupa ülkeleri için kendilerini daha ‘rahat’ hissedebilecekleri şeklinde bir algıya hizmet etti.
Ama bakıldığında ittifak demek müttefiklikten gelir ve ortak çıkarınız olması gerekir.
Peki şunu sormak gerek, ortak düşman kim?
Rusya mı?
Çin mi?
Rusya ve Çin’i stratejik tehdit olarak gördüklerini düşünelim.
Peki hangi alanda hangi çerçevede Rusya ve Çin’e hamlelerde bulunacaklar?
Bunun Hindistan kısmı var, Hindistan’ın hem ABD ile iyi ilişkileri var, hem Rusya ve Çin’le; ne kadar mesafeli olsa da ilişkileri devam ediyor.
Pakistan konusu var, ABD’nin önceden sadık bir müttefikiydi ama bugün Çin ile ilişkilerinin çok daha geliştiğini görüyoruz.
İlerde NATO antlaşması değişirse pasifik genişlemesi yaşanır mı?
Harita üzerinden genişlemek çok kolay, Çin’i çevreleme bağlamında genişleyebilir.
Ama ortak karar alma, ortak çıkar zemininde oy birliğiyle karar almanın NATO açısından çok kolay olmadığını düşünüyorum.
Bu gelişmeler NATO açısından bugün olmasa da orta vadede tasfiyenin başlangıcıdır diye altını çizmekte fayda var. ‘RUSYA EKONOMİK AÇIDAN GÜÇLENİYOR’ - Birçok Avrupa ülkesi lideri bu savaşın Rusya’yı güçlendirdiği yönünde saptamalarda bulunuluyor.
İran savaşı Rusya’yı nasıl güçlendiriyor?
Öncelikle Rusya’yı ekonomik açıdan güçlendirecek.
Şimdi bu petrol konusu ciddi bir kriz.
Özellikle Hindistan’ın yeniden Rusya’dan petrol alması gündemde.
Artık ABD’nin buna onay verdiği ifade edildi.
Şimdi henüz Avrupa ülkeleri böyle bir hamle yaptıklarını söylemiyorlar ama bir kere enerji piyasaları açısından bu Rusya’ya önemli oranda bir avantaj olarak geri dönecek diye düşünüyorum. ‘RUSYA’YA KARŞI KISITLAMALARIN KALDIRILMASINDA BİR DÖNEMEÇTEYİZ’ Öte yandan Rusya’nın özellikle bu Ukrayna Savaşı sürecinde Biden anlayışıyla ve Avrupa ülkeleriyle beraber şeytanlaştırıldığını görmüştük.
Şimdi burada Rusya’yla daha pragmatik ilişkilerin gelişeceğini düşünüyorum.
Çünkü Trump’ın siyasetinde Rusya ve Çin’i mümkün oldukça birbirinden uzaklaştırma stratejisi var.
Ama bunu tabii ne kadar başarabilir, ayrı bir konu.
Neden?
Çünkü Rusya’nın özellikle Donetsk, Luhansk ve Kırım’daki fiili varlığını bir dondurulmuş ihtilaf alanına çevirerek, geriye kalan Ukrayna’yı hani böyle bir barışa zorlama anlayışı var.
Rusya açısından bakıldığında, Rusya kendisine karşı kurulan o uluslararası koalisyon ya da baskıdan kısmen de olsa kurtulmuş durumda.
Ama tabii ki daha hala ambargolar devam ediyor, izolasyonlar devam ediyor.
Ama siyasette yirmi dört saat bile uzundur.
Bu kısıtlamaların, izolasyonların kaldırılmasıyla ilgili bence önemli bir dönemeçteyiz.
Bugünden yarına olmasa da bu süreçte kendisini ifade edecektir diye düşünüyorum.