Haber Detayı
5816 ZULMÜ DEVAM EDİYOR: RAMAZAN HOCA SERBEST BIRAKILSIN ÇAĞRISI
5816 putu üzerinden yürüyen tartışmalar yeniden alevlendi. İfade özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilecek sözler nedeniyle insanların adeta jet hızıyla tutuklanması, hukuk sistemine yönelik sert eleştirileri beraberinde getirdi.
Manisa'nın Turgutlu ilçesindeki İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde görev yapan felsefe öğretmeni Ramazan Avuşmak, Mustafa Kemal'e hakaret ettiği iddiası üzerine tutuklandı.
Ancak Avuşmak'ın ifadesi ve şikayetçi öğrencilerin beyanı büyük bir haksızlık yapıldığını ortaya koydu.
Cinayet işleyen çocuklar suça sürüklenen çocuk kapsamında değerlendirilip bu doğrultuda indirimli ceza alırken çocuk ifadesiyle mesleğine yıllarını adamış bir öğretmenin sanki cinayet işlemiş gibi olağanüstü bir hızla tutuklanması büyük tepki çekiyor.
Tutuklanan Ramazan Avuşmak'ın savcılıktaki ifadesi ortaya çıktı.
Buna göre Ramazan öğretmen ifadesinde olayla ilgili şu bilgileri paylaştı; "Bana sormuş olduğunuz hususları anladım.
Kollukta vermiş olduğum ifade doğrudur ve bana aittir.
Aynen tekrar ederim.
Ben 34 yıldır Milli Eğitim Bakanlığı'nda öğretmen olarak görev yapmaktayım. 06/03/2026 tarihinde derste olduğum bir sırada öğrencilerime 'Sanatla ilgili herhangi bir güzel söz yazın' dedim.
Ben de tahtaya 'Güzel düşünen güzel görür, güzel gören hayattan zevk alır!" sözünü yazdım.
Süleyman isimli öğrencim de ''Bu söz Atatürk'ün sözü değil mi?' diye sordu.
Ben de kendisine 'Atatürk'ün sanatla, felsefeyle herhangi bir alakası yoktur.
Atatürk asker ve savaşçı bir insandır' şeklinde sözler söylemem üzerine, sınıfta bulunan öğrenciler bana 'Hocam sen Atatürk'ü sevmiyorsun' şeklinde sözler söyledi.
Ben de 'Ne alakası var, sevip sevmemekle' dedim.
Daha sonra ders bitti.
Başka sınıfta derse gittiğimde, okulumuzun müdürü beni çağırarak hakkımda şikayet olduğunu söyledi.'' Avukat Arı: Adliye kayıtları incelensin Öğretmenin avukatı Yunus Arı ise bazı öğrencilerin ifadelerini geri çektiğini ve ilk beyanların baskı ve yönlendirme sonucu verildiğini öne sürdü.
Arı, öğrencilerin bir kısmının ifadelerini okumadan imzaladıklarını, bazılarının ise sonradan beyanlarını değiştirmek istediğini ancak çeşitli gerekçelerle bundan vazgeçirildiğini açıkladı.
Ayrıca bazı öğrencilerin, öğretmenin Atatürk ilke ve inkılaplarını derslerinde anlattığını ifade ederek önceki beyanlarını reddettiği belirtildi.
Avukat, sürecin usule uygun yürütülmediğini savunarak adliyedeki kayıtların incelenmesini talep etti.
Arı’nın açıklamaları şu şekilde: “Özetle şunu söylemeliyim: Öğrencilerinin birçoğu ifadelerini geri çektiler.
Bunun sebebi, bazı Kemalist hocaların ve ailelerin baskısı ile yanlış bilgilendirmeleri olmuştur.
Öğrencilere şu şekilde dayatmada bulunmuşlar: ‘Bunları bunları yazın, hocanız sadece uyarı cezası alacak, başka bir şey olmayacak.
Bunları yazmanızda bir sorun yok.’ diyerek yanıltıcı ve yanlış bilgiler vermişlerdir.
Beyanlara bakıldığında, hepsinin tek kalemden çıkmış gibi aynı olduğu ve birilerinin yönlendirmesinin çok açık olduğu görülmektedir.
İfadelerini geri çekmek isteyip de çekemeyenlerin gerekçelerinden biri de, adliyede kalemde çalışan bir memurun hukuk dışı yönlendirme yaparak ‘Geri çekmeyin, çekerseniz başınız daha çok ağrır.’ diyerek onları korkutmuş olmasıdır.
Adliyenin görüntü ve ses kayıtları incelenebilir.
Aynı şekilde, beyan yazısını yazdıran öğretmenlerine gelen öğrenciler ‘Hocam, biz bir şey duymadık, beyanlarımızı değiştirmek istiyoruz.’ demeleri üzerine, öğretmenleri onları korkutarak ‘Artık değiştiremezsiniz, iftira suçu olur.
Mahkemelerde sürünürsünüz.’ diyerek aileleri ve çocukları baskı altına almıştır.
Bazı öğrenciler ise karakola çağrıldıklarında kendilerine ‘Şuraya imza at, git.’ denildiğini, ifadelerini okumalarına dahi izin verilmeden gönderildiklerini söylemiştir.
Bunun farkına varan öğrenciler, yazılı olarak beyanlarını okumadıklarını ve Ramazan Hoca’nın bu tarz ithamlarda bulunmadığını, aksine Atatürk ilke ve inkılaplarını, branşı felsefe olmasına rağmen kendilerine öğrettiğini beyan ederek önceki ifadelerini reddetmişlerdir.
Manisa Atatürkçü Düşünce Derneği’nin müvekkil öğretmene karşı yaptığı hakaret, aslında tüm öğretmenlere yapılmıştır.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu konuya el atmasını bekliyoruz.
Müvekkilime karşı görevden uzaklaştırma ve maaş kesintisi cezası alelacele imzalatılmış, ancak teslim edilmeyerek usulsüz işlem yapılmıştır.” İDEV: İfade özgürlüğü ayaklar altında İdeal Eğitim Vakfı tarafından yapılan açıklamada, öğretmenin sözlerinin bağlamından koparıldığı ifade edilerek, tutuklama kararının “ağır ve orantısız” olduğu kaydedildi.
Açıklamada, bazı öğrencilerin sonradan ifadelerini değiştirdiğine yönelik iddialara rağmen tutuklama kararı verilmesinin hukuki açıdan sorunlu olduğu vurgulandı.
Vakıf, öğretmenin ifadelerinin çarpıtılarak kamuoyuna sunulduğunu ve sürecin adil yürütülmediğini belirterek, “İfade özgürlüğü ayaklar altına alındı. 34 yıllık bir eğitimcinin bu şekilde tutuklanması kabul edilemez” değerlendirmesinde bulundu.
Açıklamada ayrıca, bazı medya organlarının olayı abartılı şekilde yansıtmasının süreci etkilediği belirtilerek, tutuklama kararının hukuk normları açısından adaletsiz olduğu ifade edildi.
İDEV, yetkililere çağrıda bulunarak, hukuki sürecin hakkaniyetle yürütülmesini ve öğretmenin yaşadığı mağduriyetin giderilmesini istedi.
Açıklamada; ''İfade özgürlüğü ayaklar altında.
Öğretmene kelepçe kabul edilemez!
Son günlerde kamuoyuna yansıyan haberlerde, Manisa'nın Turgutlu ilçesinde 34 yılını eğitime adamış Felsefe dersi öğretmeni Ramazan A'nın, bir ders esnasında kurduğu cümlelerin bağlamından koparılarak yargı konusu yapılması ve neticesinde tutuklanması kabul edilemez.
İddia edildiği kadarıyla birkaç öğrencinin şikayeti üzerine hakkında soruşturma açılan eğitimci Ramazan A'nın, bazı haber sitelerinin olayı abartıp bağlamından kopararak adeta büyük bir suç işlemiş gibi lanse etmeleri üzerine tutuklanması hukuk normları açısından son derece adaletsiz bir adımdır.
Kaldı ki şikayet ettikleri iddia edilen bazı öğrencilerin daha sonra ifade değiştirdikleri, olayın abartılı bir şekilde ve kendilerine ait olmayan iddiaların bazı haber kanallarında geçtiğini söylemelerine rağmen tutukluluk kararı çıkması büyük bir hukuksuzluk örneğidir.
Eğitimcilere yönelik şiddet olaylarının gündemde olduğu, öğretmen itibarının tekrar kazandırılması gayretinin konuşulduğu bir dönemde, birkaç öğrencinin aslı olmayan iddiaları üzerine 34 yıllık bir eğitimcinin tutuklanması kaygı vericidir.
Meslek hayatı boyunca binlerce öğrenci yetiştirmiş bir öğretmenin, bu denli ağır bir ithamla hürriyetinden mahrum bırakılması vicdanları sızlatmaktadır.
Yetkilileri, hukuki süreci hakkaniyetle yürütmeye ve bu haksız mağduriyete son vermeye davet ediyoruz." denildi.
Mil Maarif-Sen: Bu muamele hukuka da vicdana da aykırı Ramazan öğretmenin tutuklanmasına ilişkin Mil Maarif-Sen’den de açıklama geldi.
Sendika, somut delillere dayanmayan iddialar üzerinden bir öğretmenin tutuklanmasının hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmadığını vurguladı.
Yapılan açıklamada, 35 yıllık eğitimcinin henüz kesinleşmiş bir kanıt olmadan, bayram günü gözaltına alınıp tutuklanmasının “hukuka ve vicdana aykırı” olduğu ifade edildi.
Açıklamada, yargılama süreci tamamlanana kadar herkesin masum sayılması gerektiği hatırlatılarak, ortada kesinleşmiş bir belge, ses kaydı ya da somut delil bulunmadığına dikkat çekildi.
Sendika, yalnızca iddialara dayanan beyanlar üzerinden bir öğretmenin suçlu gibi muamele görmesinin kabul edilemez olduğunu belirterek, sürece yönelik üç temel itiraz sıraladı.
İlk olarak masumiyet karinesinin ihlal edildiği belirtilen açıklamada, yıllarını eğitime adamış bir öğretmenin henüz ispatlanmamış iddialarla kamuoyu önünde itibarsızlaştırılmaya çalışıldığı ifade edildi.
İkinci olarak, tutuklamanın istisnai bir tedbir olması gerektiği vurgulanarak, kaçma şüphesi bulunmayan ve adresi belli olan bir öğretmenin tutuksuz yargılanması gerekirken kelepçelenerek cezaevine gönderilmesinin “hukuki değil, psikolojik bir cezalandırma” olduğu dile getirildi.
Üçüncü olarak ise 5816 sayılı kanunun kişisel husumetler veya ideolojik çekişmeler için bir araç haline getirilmemesi gerektiği ifade edilerek, iddiaların doğruluğu titizlikle incelenmeden doğrudan tutuklama yoluna gidilmesinin adalet duygusunu zedelediği belirtildi.
Mil Maarif-Sen, bir eğitimcinin hakkının hukuksuz şekilde gasp edilmesine sessiz kalmayacaklarını vurgulayarak, adaletin sosyal medya baskısıyla değil evrensel hukuk normlarıyla işlemesi gerektiğini kaydetti.
Açıklamada ayrıca, öğretmenin bir an önce serbest bırakılması ve yargılamanın tutuksuz şekilde devam etmesi çağrısında bulunuldu.
HÜDA PAR’lı Dinç soru önergesine verilen yanıtı hatırlattı HÜDA PAR Milletvekili Faruk Dinç Ramazan öğretmenin tutuklanarak mağdur edilmesinin ardından; 2025 yılında bu mağduriyetlerin önlenmesi için 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun kapsamında verdiği soru önergesini ve bakanlığın yanıtını tekrar gündeme getirdi.
Konuyla ilgili uluslararası adli yardımlaşma taleplerine ilişkin veriler dikkat çekici.
Faruk Dinç tarafından 2025 yılında dönemin Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a yöneltilen soru önergesine verilen yanıtta, son 10 yıl içerisinde 5816 sayılı kanun kapsamında yapılan adli yardımlaşma taleplerine çeşitli ülkeler tarafından ret verildiği belirtildi.
Bakanlık verilerine göre söz konusu talepler; Almanya tarafından 32 kez, ABD tarafından 2 kez, Avusturya tarafından 1 kez, Birleşik Arap Emirlikleri tarafından 1 kez, Hollanda tarafından 2 kez, Polonya tarafından 1 kez olmak üzere toplamda onlarca kez reddedildi.
Ret gerekçelerinin, ilgili ülkelerin hukuk sistemlerinde bu tür fiillerin “ifade özgürlüğü” kapsamında değerlendirilmesi ve kamu düzenine aykırılık teşkil etmediği yönünde olduğu ifade edildi.
Söz konusu veriler, Türkiye’de suç sayılan bazı fiillerin uluslararası alanda farklı hukuk normları çerçevesinde ele alındığını bir kez daha gündeme taşıyor.
Dinç; ‘’Türkiye’de 5816 sayılı kanun kapsamında suç sayılan fiillerin, diğer ülkelerde “fikir özgürlüğü” olarak değerlendirilip reddedilmesi; hukuk alanında artık ideolojik değil, ilkeli bir yaklaşım sergilemek zorunda olduğumuzu bir kez daha ortaya koymuştur.’’ Değerlendirmesini yaptı.
HÜDA PAR: Kişiye özel kanun olmaz HÜDA PAR, uzun süredir 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun’un uygulanmasına ilişkin, söz konusu düzenlemenin ifade özgürlüğü ve eleştiri hakkını kısıtladığını belirterek sert eleştirilerde bulunuyor.
Söz konusu kanunun uzun süredir tartışma konusu olduğu vurgulanarak, uygulamada eleştiri ile hakaret arasındaki ayrımın gözetilmeden bireylerin yargılanması ve cezalandırılmasının ciddi mağduriyetlere yol açtığı ifade ediliyor.
Mağduriyetlere ilişkin hukukun insanları “ideolojik terbiye” etme aracı olarak değil, özgür düşüncenin ve farklı bakış açılarının güvencesi olarak işlemesi gerektiği belirtiliyor.
HÜDA PAR, tarihin eleştirel bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini belirterek, hakaret içermeyen fikir ve eleştirilerin takibata uğramasının toplumda “tek tip insan” anlayışını beslediğini savunuyor.
Bu durumun hem bireylerin düşünsel özgürlüğünü hem de toplumsal ilerlemeyi baltaladığını ifade ediyor.
Ayrıca, Türk Ceza Kanunu’nun 130’uncu maddesinde ölmüş kişilerin hatırasına hakarete yönelik düzenleme bulunduğu hatırlatılarak, bu alanda ayrıca kişiye özel bir kanuna ihtiyaç olmadığı vurgulanıyor. 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun kapsamında yaşanan tartışmalar, Manisa’da tutuklanan öğretmen Ramazan Avuşmak olayıyla birlikte yeniden alevlenirken, kamuoyunda dikkat çeken bir karşılaştırma da gündeme geldi.
Özellikle hukukta “ölçülülük” ve “orantılılık” ilkeleri çerçevesinde yapılan değerlendirmelerde, ağır suçlara karışan çocukların “suça sürüklenen çocuk” kapsamında değerlendirilerek çeşitli indirimlerden yararlanabildiği bir sistemde, mesleğine onlarca yılını adamış bir öğretmenin yalnızca bir ders esnasında kurduğu ifadeler üzerinden, henüz kesinleşmiş somut deliller ortaya konulmadan sadece çocukların ifadesiyle hızlı bir şekilde tutuklanmasının ciddi bir çelişki oluşturduğu ifade ediliyor.
Çocuk cinayet işleyince indirim alıyor ama bir sözüyle öğretmen tutuklanıyor Bu durum, ceza hukukunun temel ilkeleri açısından da sorgulanırken, tutuklamanın bir “ceza” değil istisnai bir tedbir olması gerektiği yönündeki yerleşik hukuk yaklaşımının ihlal edildiği yönündeki eleştirileri beraberinde getiriyor.
Kaçma şüphesi bulunmayan, sabit ikamet sahibi ve kamu görevlisi olan bir öğretmenin belli suçlarda tutuksuz yargılanması mümkünken, sadece çocuk ifadesi üzerinden doğrudan hızlıca tutuklama yoluna gidilmesi “hukuki değil, cezalandırma refleksi” olarak yorumlanıyor.