Haber Detayı

Küresel güç dengeleri değişiyor: Terörün anası ABD ve çocuğu İsrail
özgürlük meydanı aydinlik.com.tr
23/03/2026 13:15 (4 saat önce)

Küresel güç dengeleri değişiyor: Terörün anası ABD ve çocuğu İsrail

Bu savaş bize dünya siyasi tarihinde ilk defa artık ABD’nin dünya siyasetinde mutlak yenilmez bir güç olduğu algısının silindiğini gösterir. Tarih artık yeni baştan yazılmaktadır

Geçtiğimiz 28 Şubat 2026 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in İran’a yönelik hava saldırısı ile başlayan ve İran’ın karşılık vermesiyle devam eden savaş, Soğuk Savaş’tan itibaren dünya siyasetinde benzersiz bir yönü de açığa çıkardı.

Öyle ki çok net bir şekilde, ABD, dünya siyasi tarihinde öne sürüldüğü üzere, bir numaralı küresel bir güç artık değildir!

ABD Başkanı D.

Trump’ın son zamanlarda medyada sıklıkla tekrarladığı, üstelik İran füzelerinin İsrail’i ve ABD donanmasını vurduğu sırada dile getirdiği “İran tamamen yok edildi.” ifadesi çarpıcıdır.

Nitekim Trump’ın, İran halkının bir zamanlar ABD ve emperyalist Batılı devletlerle ilişkisi olan Şah yönetimini değil de kasetlerle ülke dışında organize edilen İslam Devrimi’nden bu yana geçen 47 yıllık dönemi hedef alarak “İran 47 yıldır dünyaya zarar veriyor, şimdi cezasını ödüyor” demesi ve “İran donanmasını ortadan kaldırdık” gibi aslı olmayan sözleri alenen bu savaşı kaybettiğinin göstergesidir.

Öncelikle İran 2021 HAMAS’tan sonra terörist ABD’nin çocuğu İsrail’in hava savunması olan demir kubbeyi gelişmiş balistik füzeleri ile geçen ve İsrail’in çok katmanlı savunma sistemini zorlayan tek devlettir.

Bu, ABD’nin ve Ortadoğu’daki çocuğu olan İsrail’in teknolojisinin askeri güçte üstün olmadığını ve teknolojinin mutlak güç olmadığını göstermiştir.

Öte yandan İran’ın ABD’ye ait F-15 savaş uçaklarını düşürmesi, ABD’ye ait 5 bin km çapında menzile sahip radar sistemini yok etmesi, günlerdir aralıksız devam eden İsrail’e yönelik Hayber ve hipersonik füze saldırılarının yapılması, İran’ın savaş teknolojisi konusunda oldukça iyi bir donamıma sahip olduğunu kanıtlamıştır.

Yine RT’de yapılan programda eski BM silah denetçisi Scott Ritter’ın verdiği bilgiye dayalı olarak İsrail başkanı Binyamin Netanyahu’nun kardeşi Benjamin Netanyahu’nun evinin İran füzelerince vurularak öldüğü ve yine İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in evinin vurulduğu ve ağır yaralandığının haberi, İran’ın terörist İsrail’in üst düzey yöneticilerini vurduğunun ve yönetimi zayıflattığının göstergesidir.

Bunlar savaşın bürokratik figürleri olarak savaşın konumuna dair izlenim sahibi olmamızı sağlarken gözden kaçırılmaması gereken bir diğer nokta İran halkı ve Amerikan-Avrupa medyasıdır.

İran halkı şah Rıza Pehlevi’den sonra pek çok ihtilafa tanık olan bir halk olmanın yanı sıra devrimlere ve 1979 İslam Devrimi'yle dünya siyasetinde eşi görülmemiş olan İslam Devrimi'ne tanık olmuş bir halktır.

Bu nedenle İsrail halkının sığınaklara gitmesine karşın İran halkı kadın-erkek yediden yetmişe meydanlarda “bir” olmuşlardır.

Bu, milli birlik bilinci tıpkı 1979 şahın devrilmesi ve İslam Devrimi'nin gerçekleşmesinin ön hazırlığında olduğu gibi başta ABD olmak üzere emperyalist batılı devletlere karşı mollaların, Marksistlerin sosyalistlerin ve esnafın tek yürek olduğu bir atmosferi yeniden derinden hatırlatmaktadır.

Bu nedenle her ne kadar Trump İran halkını meydanlara çıkarak ayaklanmasını demeçlese de ne bölgede yaşayan Kürtler, Türkler veya Velayet-i Fakih rejime karşı olan muhalifler, entelektüeller ABD ve İsrail’e karşı duruşunu sergilemektedir.

Trump yönetimi İran halkının göç etmesini beklerken aksine antiemperyalist tavırla vatanları ve kimlikleri için dışardaki İranlıların İran’a göçü söz konusu olmuştur.

Amerikan ve Avrupa medyasına bakıldığında ise Trump’ın yoldan çıktığı ve izlediği politikanın sıklıkla eleştirildiği, savaş konusunda halkı ikna etmediği temaları işlenmektedir.

Savaş neredeyse tüm halk tarafından eleştirilir ve Trump’ın artık oy alamayacağı da belirgin hale gelir.

Nitekim ABD’li senatör Ed Markey ABD yönetimin yasadışı davrandığını, bunun Ortadoğu’da daha büyük bir savaşa yol açacağını iddia etmektedir.

Diğer yandan sosyal medyada paralı ABD askerlerinin ağlayarak savaşın bitmesini ve evlerine dönmek istediklerini dile getirişleri sıklıkla açığa çıkmakta ve bu durum, Trump’ın gücünün bittiğini göstermektedir.

NATO’nun kendi içinde çözülme emareleri, savaşın ABD’ye artan maliyeti ve ABD Hazinesi’ndeki kaynakların yetersizliği karşısında Trump’ın ABD Kongresi’nden talep ettiği ek bütçeye senatörlerin olumsuz tavır alışları, Trump’ın artık yeterli siyasi destek bulamadığını göstermektedir.

Savaşın galibi bellidir: İran.

ABD ve İsrail, İran’ın petrol rezervlerine ilişkin bir kendi başlarına tasarruf içine girmeye çalışsa da İran’ın teknolojisi, kara kuvveti, halkın birliği olduğu sürece başarılı olmayacağı açıktır.

Bu nedenle savaş bize dünya siyasi tarihinde ilk defa artık ABD’nin dünya siyasetinde mutlak yenilmez bir güç olduğu algısının silindiğini gösterir.

Tarih artık yeni baştan yazılmaktadır.

İran antiemperyalist tavrı ve istikrarlı duruşuyla her ne kadar -Lübnan İsrail’e tek savaş açan ülke olsa da- Irak, Suriye, Yemen ve Umman destek verse de tek başına yol aldığı savaşta küresel güç dengelerini değiştirmeyi şimdiden başarmıştır.

Bu, Epsteinci pedofili batılı dünyanın çöküşüdür.

Bu, siyonistlerin çöküşüdür.

Bu, kirli MOSSAD’ın çöküşüdür.

Artık tarih yeniden yazılmaktadır.

İran’ın istikrarlı tavır aldığı bu mücadelesiyle Trump’ın diplomasiyi kullanarak İran’la uzlaşı yolu arayacağı da aşikardır.

Uzlaşı sağlayacak olan ise Ortadoğu ve Batılı devletlerle diplomasi ağı güçlü olan Türkiye’dir.

Jeopolitik konumu itibariyle önem arz eden Türkiye hem NATO üyesi hem de İran’la askeri siyasi ilişkileri olan bir komşu ülkedir.

Böylece Trump prestij kaybına uğramamak adına TC.

Cumhurbaşkanı Sayın Tayyip Erdoğan’dan arabulucu olmasını talep etmesi yüksek oranda muhtemeldir.

Okuyucularımın gözden kaçırmaması gereken bir diğer önemli noktayı da vurgulamak isterim; ancak bu konuyu ayrıntılı biçimde bir sonraki yazıma bırakıyorum.

Bu nokta, İran’a yönelik başlatılan saldırının, tam da Epstein Davası kayıtlarında Trump’a yönelik pedofili içeren dahil pek çok dosyanın kamuya açık hale getirildiği ve hem Amerikan hem de Avrupa kamuoyunda ciddi bir tartışma ve baskı ortamının oluştuğu döneme denk gelmesidir.

İlgili Sitenin Haberleri