Haber Detayı
Uzaylı sanıyorlardı cephede karşılaştık
Uzaylı sanıyorlardı cephede karşılaştık
Akademik dünyada daha önce tartışılmaya başlansa da Türkiye’de yoğun kitlesel ve siyasi “Z kuşağı” tartışmalarının gündemimize girmesi çok eski değil.
Hemen hemen 2020 yazında, hararetle, adeta bir fenomen halinde bu kavramı konuşmaya başladık.
Süreci ısıtan birkaç olayı şöyle sıralamak mümkün: - Kovid-19 döneminde YKS tarihlerinin önce ertelenip sonra tekrar öne çekilmesiyle; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın gençlerle YouTube üzerinden yaptığı canlı yayının yorum kısmına binlerce gencin tepki gösteren etkileşimi, - Yaklaşan 2023 seçimlerinde ilk kez oy kullanacak yaklaşık 7 milyon yeni seçmen olduğunun siyasetçiler, siyaset yorumcuları ve ana akım medya tarafından yoğun bir şekilde çiğnenmesi, - Elbette arkasından gelen medya ve araştırma patlaması… “Z kuşağı ne istiyor?”, “Z kuşağı kime oy verecek?”, “Z kuşağı apolitik mi?” başlıklarıyla yapılan sayısız etkinlik, haber, panel… Öyle bir dönemdi ki televizyon ekranlarında sanki öncesinde Samanyolu Galaksisi’nde süzülürken dünyaya zorunlu iniş yapmak zorunda kalmış “Z kuşağı” diye bir yaşam formu tartışılıyordu.
Oksijen yerine fiber hızlı internet kullanıyorlar.
Ülkede ekonomi takla atıyor, enflasyon tepemizden taşıyor, sosyokültürel fay hatları çatırdıyor ama bizim gençlerin tek derdi “uzmanlara göre” sabah uyanamamak ve yeterince ciddiye alınmamak: -Hocam bu Z kuşağı aidiyet hissetmiyor. -Evet efendim, bir de otoriteyi hiç sevmiyorlar...
O dönem Türkiye Gençlik Birliği, gençlik bir harfe sığmaz deyip “Z kuşağı yok Türk Gençliği var!” kampanyası başlatmıştı.
Çok şükür anlaşıldı ki, bu gençler de herkes gibi otobüse biniyor, işe-okula gidiyor, hayatta kalmaya çalışıyor.
İnanmazsınız ama, vatanlarına da çok bağlılar!
Ve elbette, kuşak teorileri de neoliberalizmin ve yeni kapitalist düzenin defolarını örtmek için bir halkla ilişkiler kalkanı: -Sigortasız ve çalışan haklarından yoksun olan yeni istihdam modelini, “Z kuşağı 9-5 mesai sevmiyor, esnekliğe ve özgürlüğe aşık!” masalıyla ambalajla, -Gençlerin ev veya araba almaya hayatları boyunca parasının yetmeyecek olması gerçeğini, “Mülkiyet değil, deneyim arıyorlar.” romantizmiyle ört, -Ekonomik eşitsizliğe ve geleceksizliğe karşı doğabilecek haklı toplumsal öfkeyi bireysel girişimcilik haplarıyla uyuştur… Efendim şimdi bir sürü şey anlattım, şuraya bağlayacağım.
İşte bu uyanmayı destekleyen bir araştırmayı sizinle paylaşayım.
Research İstanbul 26 ilde, 18-30 yaş arası 2 bin gençle yüz yüze “Nesil Künyesi” araştırması yapmış.
Yıllardır çizilen bu sabırsız, sıkılgan, dijital bağımlı jenerasyon kimliğinin aksine, araştırmadaki segment analizine göre 18–30 yaş grubunun yalnızca yüzde 23’ü bu kimlik özellikleriyle uyumlu.
Ekonomik koşullar, özgürleşmelerinin önündeki en büyük engel.
Gençlerin beklentileri soyut değil, tamamen maddi ve güvenlik temelli.
Zira, üzerine okyanus ötesinden füze düşen çocuklar için bu coğrafyada bir harfe sığmak nasıl gerçek olabilir?
Tarihin gözleri önünde saniye saniye, filtresiz bir şekilde canlı yayınlarda yazıldığını gören bir kuşak nasıl bir kalıba sığabilir?
Tam da bu nedenle, gençler bugün bu zorlu coğrafyanın ve bağımsızlık kavgasının tam kalbinde, ayakları yere basan en gerçekçi nesil olarak beraberimizde.
ABD ve İsrail’in İran’a açtığı savaşta katlettiği, çoğu 7-12 yaş arası kız öğrencilerden oluşan 168 şehit başta olmak üzere tüm bağımsızlık şehitlerimize saygıyla…