Haber Detayı

Perde arkasında lider, sahada komutan: İran'da gücün yeni adresi | Dış Haberler
haberturk.com
21/03/2026 13:12 (2 saat önce)

Perde arkasında lider, sahada komutan: İran'da gücün yeni adresi | Dış Haberler

Ortadoğu'da derinleşen savaşın gölgesinde İran'da güç dengeleri hızla yeniden şekilleniyor. Üst düzey suikastlarla sarsılan Tahran yönetiminde, İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf yalnızca öne çıkan bir siyasi figür değil, aynı zamanda fiilen savaşın ve devlet yönetiminin merkezinde yer alan isim olarak dikkat çekiyor. Özellikle Ali Laricani’nin öldürülmesinin ardından Galibaf'ın, rejim içindeki en radikal ve sert güvenlik çizgisine sahip aktörlerden biri olarak ön plana çıktığı görülüyor.

İki Numara Tartışması: Dini Liderin Gölgesinde Yeni Güç ABD ve İsrail saldırıları sonucu Ali Hamaney’in hayatını kaybetmesinin ardından yerine geçtiği belirtilen Mücteba Hamaney’in kamuoyuna çıkmaması ve yalnızca sınırlı yazılı açıklamalarla yetinmesi, İran’da fiili yönetim gücünün kimde olduğu sorusunu daha da görünür hale getirdi.

Bu süreçte Galibaf’ın hem sahadaki askeri yönetime hem de siyasi koordinasyona hâkim olduğu yönündeki değerlendirmeler güç kazanıyor.

İran askeri ve siyasi kulislerinde konuşulanlara göre, Galibaf’ın Mücteba Hamaney’e yakınlığı ve sistem içindeki güçlü bağlantıları, onu resmi olarak bu pozisyonda olmasa da ülkede dini liderden sonra gelen “iki numara” konumuna taşıyor.

Bu durum, İran’da klasik hiyerarşik yapının ötesinde, kriz dönemine özgü bir güç konsolidasyonuna işaret ediyor.

Devrim Muhafızları Bağlantısı: Asıl Gücün Anahtarı Galibaf’ın en kritik avantajlarından biri, Devrim Muhafızları ile olan güçlü ve köklü ilişkileri olarak öne çıkıyor.

İran siyasetinde gerçek güç merkezlerinden biri olarak kabul edilen bu yapı ile kurduğu bağlar, onu yalnızca siyasi değil aynı zamanda askeri karar alma süreçlerinde de belirleyici bir aktör haline getiriyor.

İran’ı yakından bilen ve İran siyasetini uzun yıllardır Avrupa’da yorumlayan Ferzan Sabit, Galibaf’ın özellikle Devrim Muhafızları geçmişinin bu süreçte kritik bir rol oynadığını vurguluyor.

Sabit’e göre, “Galibaf’ın hem askeri tecrübesi hem de kurumlar arası güçlü bağlantıları, onu mevcut kriz ortamında savaşın yönetimi ve stratejik kararların koordinasyonu açısından en uygun isim haline getiriyor.” Yorumunu yapıyor Savaşın Sözcüsü: Açıklamalar ve Mesajlar Galibaf’ın son dönemde yaptığı açıklamalar, İran’ın çatışma stratejisinin yönünü de ortaya koyuyor.

İran devlet televizyonuna verdiği demeçte ülkenin “eşit olmayan ve dengesiz bir savaşın içinde” olduğunu belirten Galibaf, yerli imkânlar ve özgün çözümlerle bu sürecin yönetileceğini ifade etti.

Sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda ise İran’ın enerji altyapısına yönelik saldırılara karşı “göze göz” esasına dayalı yeni bir denge kurulduğunu vurguladı.

Bu açıklamalar, çatışmanın kontrollü bir gerilimden daha sert ve karşılıklı tırmanma evresine geçtiğini gösteriyor.

Suikastlar ve Güvenlik Korkusu İsrail’in hava saldırısında öldürülen Ali Laricani’nin ardından İran yönetiminde üst düzey isimlerin doğrudan hedef alınması, güvenlik kaygılarını en üst seviyeye taşıdı.

Bu nedenle Galibaf’ın kamuya açık etkinliklerde görünmemesi, özellikle Kudüs Günü yürüyüşlerine katılmaması dikkat çekti.

Bu tablo, İran’da artık sadece cephede değil, devletin en üst kademelerinde de bir “hedefli savaş” yürütüldüğünü ortaya koyuyor.

Askerden Siyasete Uzanan Kariyer Galibaf’ın yükselişi tesadüf değil.

İran-Irak Savaşı’nda cephede başlayan kariyeri, onu Devrim Muhafızları Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na kadar taşıdı. 1999’daki öğrenci protestoları sırasında polis teşkilatının başına getirilmesi, onun iç güvenlik alanındaki sert yaklaşımını pekiştirdi.

Ardından 12 yıl boyunca Tahran Belediye Başkanlığı görevini yürüten Galibaf, bu dönemde pragmatik yönetim anlayışıyla öne çıksa da yolsuzluk iddialarıyla da sık sık gündeme geldi.

İnsan hakları örgütleri ise onu 1999 öğrenci olaylarından 2009’daki Yeşil Hareket’e ve 2026 protestolarına kadar birçok eylemin bastırılmasında rol almakla suçladı.

Cumhurbaşkanlığı Hırsı ve Siyasi Konum Galibaf, 2005, 2013 ve 2024 seçimlerinde cumhurbaşkanlığına aday oldu ancak hiçbirinde başarı elde edemedi.

En güçlü sonucunu 2013’te ikinci olarak aldı. 2017’de muhafazakâr blok içindeki dengeler nedeniyle yarıştan çekildi. 2020 yılında Meclis Başkanlığı’na seçilen Galibaf, zaman zaman reform söylemleri kullansa da sistemin ana çizgisinden kopmadı.

Bugün geldiği noktada ise seçimle elde edemediği siyasi ağırlığı, kriz ortamının sağladığı güç boşluğunda fiilen elde etmiş görünüyor.

İranlı Kaynaklar: “Savaşın Yönetimi Onun Elinde” İranlı diplomatik kaynaklar mevcut kriz ortamında, Ali Laricani’nin öldürülmesinin ardından savaşın yönetimi ve stratejik kararların büyük ölçüde Galibaf’ın kontrolünde olduğunu ifade ediyor.

Bu değerlendirmeler, İran’daki güç yapısının klasik kurumların ötesine geçerek daha dar ve güvenlik merkezli bir yapıya evrildiğini ortaya koyuyor.

İranlı siyasi kaynaklar da Galibaf’ın askeri, güvenlik ve siyasi alanları birleştiren nadir isimlerden biri olduğuna dikkat çekerek, mevcut tabloda ülkenin en etkili aktörlerinden biri haline geldiğini belirtiyor.

Yeni Ortadoğu Vizyonu: Körfez Üzerinden Baskı ve Vekil Savaş Planları Galibaf’ın savaşın seyrine ilişkin ortaya koyduğu vizyon, sadece İsrail ve ABD ile sınırlı bir çatışma perspektifi içermiyor.

İranlı kaynaklara göre Galibaf, savaşın başlamasından 18 gün önce Devrim Muhafızları ile yaptığı kritik Milli Güvenlik toplantısında Körfez ülkelerini doğrudan hedef alan kapsamlı bir strateji ortaya koydu.

Bu toplantıda Galibaf’ın, Körfez’deki ülkelere yönelik balistik füze ve insansız hava araçlarıyla doğrudan saldırı düzenlenmesi ve bu ülkelerin sistematik biçimde baskılanması gerektiğini savunduğu ifade ediliyor. Özellikle Birleşik Arap Emirlikleri’ni toplantılarda “küçük İsrail” olarak tanımladığı ve buradaki kritik hedeflerin bizzat kendisi tarafından belirlendiği, saldırı planlamasının da yine onun yönlendirmesiyle şekillendiği belirtiliyor.

Aynı toplantıda Galibaf’ın, İran-Irak Savaşı’ndan edindiği tecrübeye dayanarak olası bir kara operasyonuna karşı kapsamlı askeri senaryolar sunduğu da aktarılıyor.

Körfez’de İran’a yönelik bir kara harekâtı ihtimaline karşı hangi askeri hamlelerin yapılacağı, hangi cephelerin açılacağı ve hangi unsurların devreye sokulacağına ilişkin detaylı bir stratejik çerçeve çizdiği ifade ediliyor.

En dikkat çekici olan ise, olası bir kara operasyonu durumunda Irak’taki paramiliter güçlerin devreye sokularak vekil unsurlar yani İran rejimine yakın Haşti Şabii güçleri ve Devrim muhafızlarının dış operasyon birimi olarak bilinen Kudüs ordusu üzerinden Kuveyt’e yönelik bir işgal senaryosunun gündeme getirilmesi.

Bu planın, 1990’da Saddam Hüseyin’in Kuveyt’i işgaline benzer bir model üzerinden kurgulandığı ve Irak sahasının bir “geçiş hattı” olarak kullanılmasını içerdiği ileri sürülüyor.

İranlı kaynaklara göre, Körfez ülkelerini baskılama stratejisi Devrim Muhafızları içinde hızlı bir şekilde kabul görürken, vekil güçler üzerinden Kuveyt’e yönelik bu tür senaryoların da ciddi şekilde tartışıldığı belirtiliyor.

Bu yaklaşım, savaşın sadece mevcut cephelerle sınırlı kalmayabileceğini, Körfez’in doğrudan yeni bir çatışma alanına dönüşebileceğini gösteriyor.

Bu stratejinin sahaya yansıması ise yalnızca askeri değil, aynı zamanda küresel ekonomik sonuçlar doğuruyor.

Körfez’deki enerji altyapısına yönelik saldırılar ve bu yöndeki tehditler, petrol ve doğalgaz arzını doğrudan etkileyerek küresel piyasalarda sert dalgalanmalara yol açıyor.

Hürmüz Boğazı çevresindeki riskin artması, enerji nakil hatlarını ve deniz ticaretini tehdit ederken; petrol fiyatlarından gübreye, petrokimya ürünlerinden lojistik maliyetlerine kadar geniş bir alanda zincirleme ekonomik baskılar oluşturuyor.

Galibaf’ın bu çok katmanlı stratejisi, İran’ın savaşı sadece askeri cephede değil, enerji ve ticaret hatları üzerinden küresel ekonomi üzerinde baskı kurarak yürütme niyetini de ortaya koyuyor.

Ortaya çıkan tablo, İran’da resmi hiyerarşi ile fiili güç arasındaki farkın derinleştiğini gösteriyor.

Görünmeyen bir dini lider, sınırlı mesajlar ve sahada aktif, karar alan bir askeri-siyasi figür… İran’da savaş sadece cephede değil, devletin iç yapısında da yeni bir güç düzeni kuruyor.

İlgili Sitenin Haberleri