Haber Detayı
Veda ve vuslatın kesiştiği eşik Ramazan Bayramı
Prof. Dr. Tahsin Koçyiğit yazdı... Zamanın kum saati, on bir ayın sultanı Ramazan’ın son tanelerini de usulca alt hazneye düşürdü. Bir ay boyunca sahurun sessiz bereketinde niyetlendiğimiz, iftarın sabırla beklenen o kutlu vaktinde ’ağız açtığımız’ manevi yolculuğun nihayetine geldik. Şimdi...
Prof.
Dr.
Tahsin Koçyiğit yazdı...
Zamanın kum saati, on bir ayın sultanı Ramazan'ın son tanelerini de usulca alt hazneye düşürdü.
Bir ay boyunca sahurun sessiz bereketinde niyetlendiğimiz, iftarın sabırla beklenen o kutlu vaktinde 'ağız açtığımız' manevi yolculuğun nihayetine geldik.
Şimdi kapımızda; tekbirlerle, sevinçle ve en önemlisi 'insan kalma' azmiyle gelen o muazzam misafir kapımızı çalıverdi: Ramazan Bayramı.
Bu bayram, sadece yirmi dokuz ya da otuz günlük bir açlığın sonundaki elbette sıradan bir sevinç değil; nefis terbiyesinden adamakıllı geçen, yakınlarının, komşusunun ihtiyaçlarını hem midesinde hem de gönlünde hisseden, 'ben' yerine 'biz' demeyi öğrenen ruhların vuslat bayramıdır.
ORUÇ VE SAYGI MEDENİYETİ Ramazan ayı boyunca sokaklarda yürürken bir şeyi fark ettiniz mi?
Kimin oruçlu olduğunu, kimin bir mazereti sebebiyle tutamadığını bilmeden, herkese 'oruçluymuş' gibi nezaketle yaklaşmanın o vakur havasını...
İşte İslam'ın bizden beklediği toplumsal estetik tam olarak budur.
Oruç tutanın tutmayana mazereti, hürmetine saygı duyduğu, tutmayanın ise tutana inancına hürmeten zarafet gösterdiği o muazzam terazi, toplumsal dayanışmamızın en güçlü kolonudur.
Özellikle Türk dünyasından gönül coğrafyamıza süzülüp gelen o zarif ifadeyle; 'avuz açar' yani ağız açar (iftar) vaktinde kurulan sofralar, sadece bedeni değil, toplumsal yaraları da doyurdu.
Şehirlerin meydanlarına kurulan iftar çadırları, evine yetişemeyen yolcudan, sofrasında sıcak aş bekleyen yoksula kadar herkesi aynı ekmeğin etrafında birleştirdi.
Ancak bu sevindirici tablonun bir ödevi var üzerimizde: Bu dayanışma ruhu zihnimizde ve gönlümüzde yılın 365 günü açık kalmalı.
Açlık sadece Ramazan'a mahsus olmadığı gibi, tokluk da sadece aynı aya mahsus bir vicdan rahatlığı olmamalıdır.
Her bayram vaazında klasik bir cümle yankılanır kulaklarımızda: 'Bayramda küsler barışır.' Elbette doğrudur, bu iki günlük dünya kırgınlıkları yüklenip götürmeye değmeyecek kadar kısa.
Ancak bu bayramda daha çarpıcı bir hakikati haykırmalıyız: Barışık olanların da barışması gerekir!
Hayatın bitmek bilmeyen gailesi, geçim derdi ve dijital dünyanın yalnızlaştıran hızı içinde; dost olanların, birbirini sevenlerin bile aylarca görüşemediği bir garip çağda yaşıyoruz.
Aynı şehirde olup birbirine hasret kalan analar, oğullar, kardeşler akrabalar...
İşte bayram, bu 'modern ayrılığa' bir son verme vaktidir. 'Bir mesaj attım, görevimi yaptım' sığlığına düşmeden; sıcak bir elin, samimi bir kucaklaşmanın ve göz göze gelmenin şifasını aramalıyız, birbirimizde.
Kusura bakılmasın ama bayramı sadece bir 'tatil' fırsatı olarak görüp şehirden kaçmak, aslında kendi köklerimizden ve hatıralarımızdan kaçmaktır.
Bayramın ruhu, komşunun kapısını çalmakta, anne-babanın hayır duasını almakta, çocukların cebine sadece harçlık değil, bir ömür unutamayacakları bir bayram neşesi koymaktadır.
KOMŞUSU AÇKEN TOK YATANLAR Ramazan boyunca dinlediğimiz vaazlar, okuduğumuz hatimler ve kıldığımız teravihler bize tek bir şeyi öğretti: İnsan, insanın emanetidir. 'Komşusu açken tok yatan bizden değildir' düsturunu hayatına nakşedenler için zekat ve sadaka, mali bir yükümlülük olduğu kadar, ruhun arınma biçimidir de.
Selam vermenin bile 'sadaka' sayıldığı bir dinin mensupları olarak, bu ayda kazandığımız nezaketi ve zerafeti bayramla birlikte sokağa, çarşıya ve geleceğe taşımalıyız.
Bayram, batan bir güneşin sonu değil, doğan bir güneşin müjdecisidir.
Hz.
Peygamber (sav) bizlere bayram reçetesini vermiş: Gidilmeyene gidin, Aramayanı arayın, Affedilmeyeni affedin.
Çünkü Müslüman, sadece kendisiyle değil, çevresiyle ve kainatla barışık olan insandır.
Ne olur, Müslümanlık bilincimizi sadece cami avlularında veya iftar sofralarında bırakmayalım; onu bayramın neşesiyle harmanlayıp tüm hayatımıza yayalım.
Başta Ramazan ayı boyunca bu satırları okuyan siz aziz dostlarımın, Aziz Milletimizin ve tüm İslam aleminin Ramazan Bayramı'nı en kalbi duygularımla kutluyorum.
Bu kutlu günlerin Gazze ve Doğu Türkistan olmak üzere mazlum coğrafyaların kurtuluşuna vesile olmasını, hatta tüm insanlığın üzerine bir rahmet ve esenlik bulutu gibi ağmasını, şu menfur savaşların yerini barışa, gözyaşlarının yerini tebessüme bırakmasını Cenâb-ı Hak'tan niyaz ediyorum.
Sağlıkla, huzurla ve hep birlikte nice bayramlara...
Bayramımız mübarek, gönlümüz abad olsun!