Haber Detayı
Küresel sistemin kanlı dans pisti: Savaş ve ekonomi temelli yeni düzen kuruluyor
2026 yılı, jeopolitik kırılmaların en derin şekilde hissedildiği dönemlerden biri olarak öne çıkıyor. İsrail ve ABD'nin İran’ın hayati öneme sahip altyapılarına yönelik saldırılarıyla başlayan süreç, kısa sürede tüm bölgeyi bir ateş çemberine dönüştürdü. 1930’lu yılların Büyük Buhran döneminde insanların hayatta kalmak için sergilediği trajik danslar, bugün yerini devletlerin ve orduların amansız varoluş mücadelesine bıraktı. Silahların gölgesinde, ekonomilerin sarsıldığı ve dijital dünyanın dezenformasyonla kuşatıldığı bu süreçte yeni bir dünya düzeni şekilleniyor.
2026 yılı, jeopolitik kırılmaların en derin şekilde hissedildiği dönemlerden biri olarak öne çıkıyor.
İsrail ve ABD'nin İran’ın hayati öneme sahip altyapılarına yönelik saldırılarıyla başlayan süreç, kısa sürede tüm bölgeyi bir ateş çemberine dönüştürdü. 1930’lu yılların Büyük Buhran döneminde insanların hayatta kalmak için sergilediği trajik danslar, bugün yerini devletlerin ve orduların amansız varoluş mücadelesine bıraktı.
Silahların gölgesinde, ekonomilerin sarsıldığı ve dijital dünyanın dezenformasyonla kuşatıldığı bu süreçte yeni bir dünya düzeni şekilleniyor. 1930'ların ekonomik buhranında insanların hayatta kalmak için oynadığı bir dünyadan, 2026'da devletlerin jeopolitik bir dans pistinde karşı karşıya geldiği bir çağa… Orta Doğu'da alevlenen savaş, küresel güçlerin hesaplaşmasına dönüşürken; füzeler, ekonomiler ve algoritmalar aynı anda sahneye çıkıyor.
Kazananın belirsiz olduğu bu yeni düzende kaybeden ise yine halklar oluyor.
BİR ROMANDAN GERÇEKLİĞE: SİSTEMİN DANSI Bir zamanlar insanlar bir salonun ortasında günlerce dans ediyordu; yorulana kadar, düşene kadar… Çünkü kazanan para alıyor, kaybeden ise hayatını kaybediyordu. 1930'lu yıllarda ABD'de yaşanan ekonomik kriz ve insanlık dramını anlatan 'Atları da Vururlar' romanı aslında yalnızca bir yarışmayı değil, bir sistemi anlatıyordu.
Bugün ise o sistem, çok daha büyük bir sahnede, küresel ölçekte yeniden kurulmuş durumda.
JEOPOLİTİK DANS ALANI: AKTÖRLER YER DEĞİŞTİRİYOR Uluslararası İlişkiler Uzmanı Dr.
Canan Tercan, dünyanın artık bir 'jeopolitik dans alanına' dönüştüğünü belirterek, 'Jeopolitik bir dans alanı gerçekten de dönüştü.
Çok fazla aktör var, aktörler devamlı yer değiştiriyorlar.
Orta Doğu gibi aktörler de stabil kalıyorlar.
Aktörlerin yer değiştirdiğini neden söylüyorum?
Amerika Birleşik Devletleri ve Çin'in görüşmesi gündemde.
Biliyorsunuz Donald Trump Orta Doğu ülkelerinden istediği desteği alamadı, NATO ülkelerinden alamadı, Avrupa Birliği desteklemedi ve yaptığı, açtığı savaşta, başlattığı işgalde İsrail ile birlikte yalnız kaldı.' diye konuştu.
ABD YALNIZ MI KALDI?
Tercan, ABD'nin yalnızlaşan pozisyonuna dikkat çekerek, 'Amerika Birleşik Devletleri yalnız kaldığı için aktörleri teker teker dönüyor, son olarak artık Asya ülkelerine döndü.
Güney Kore'den de destek olmayacağına dair, Japonya'dan da yine aynı şekilde destek gelmeyeceğine dair haberler geldi.' sözleriyle aktardı.
ÇİN FAKTÖRÜ VE YENİ DÜNYA DÜZENİ Uluslararası İlişkiler Uzmanı Doç.
Dr.
Levent Ersin Orallı, küresel dengelerde Çin'in yükselişine dikkat çekerek, 'Meydan okuyan Çin, iki kutuplu bir dünya düzenine doğru sistemi değiştirebilecek mi?
ABD'nin attığı her adım aslında Çin'in bu yükselişini önlemek amacıyla.
Gümrük tarifeleri üzerinden kurguladığı resim senaryosu, diğer tarafta Venezüella, Grönland, İran ve diğer ülkelere ilişkin çatışmacı yaklaşım...' ifadelerini kullandı.
Orallı, sürecin geldiği noktayı ise çarpıcı sözlerle özetleyerek, 'Ama gelin görün ki, siz Hürmüz Boğazı'ndaki senaryoyu Çin'i dengelemek için yazdınız ama aradan geçen süre zarfında Çin'den destek istemek durumunda kaldınız.
Demek ki artık dünya çok merkezli bir yapıya doğru evriliyor ve Amerikan hegemonyası rıza üretmekten her geçen gün uzaklaşıyor.' şeklinde konuştu.
TRUMP'IN HEDEFİ TUTMADI Akademisyen Prof.
Dr.
Ali Fuat Gökçe ise ABD'nin stratejik hedeflerine ulaşamadığını vurgulayarak, 'Şimdi tabii burada Amerika Birleşik Devletleri'nin kaybettiğini görüyoruz, bunu net bir şekilde söylemek lazım.
Çünkü her savaşın bir siyaset hedefi olur, bu siyaset hedefe ulaşmak için de askeri hedefler belirlenir.
Şu anda Trump her ne kadar açıklama yapıyorsa, bu dans pistinde raks ettiğini düşünüyorsa ve burada da başarılı bir dans sergilediğini düşünüyorsa sadece askeri hedefler üzerinde bir başarı elde ediyor.
Kendisinin açıklamış olduğu o siyaset hedefe ulaşmış değil; yani İran rejimini devirmiş değil.' ifadelerini kullandı.
ORTA DOĞU'DA ATEŞ HATTI: 2026'NIN SAVAŞI 2026 yılı, Orta Doğu'da yeni bir savaşın başlangıcı oldu.
İsrail ve ABD'nin İran'a yönelik saldırılarıyla başlayan süreç, bölgeyi adeta bir ateş çemberine çevirdi.
Füzeler, dronlar ve siber saldırılar aynı anda devreye girerken savaş sadece cephede değil; enerji hatlarında, finans piyasalarında ve dijital dünyada da sürüyor.
Bu büyük mücadelede Orta Doğu, küresel güçlerin satranç tahtasına dönüşmüş durumda.
Ancak bu tahtada taşlar devletlerken, piyonlar halklar oluyor.
Savaş büyüdükçe petrol fiyatları yükseliyor, silah şirketleri kazanç sağlıyor; fakat kaybeden her zaman sokaktaki insan oluyor.
GEÇMİŞTEN BUGÜNE: BUHRANDAN DİJİTAL ÇAĞA 1929 Büyük Buhranı'nda insanlar hayatta kalmak için dans ederken, bugün ise ekranların içinde 'dans ediyor'.
Modern çağda bu sahne değişti; ancak sistem aynı kaldı.
ALGI SAVAŞI: SOSYAL MEDYA VE KİTLELER Doç.
Dr.
Levent Ersin Orallı, modern çağın algı yönetimine dikkat çekerek, 'Yüzyıl önce insanların algısını farklı yönlere yöneltmeye ilişkin bir propaganda vardı; şimdi de tam bundan üç ay sonra Dünya Kupası var.' sözleriyle aktardı.
Prof.
Dr.
Ali Fuat Gökçe ise tarihsel örneklerle bugünü ilişkilendirerek, 'İspanya'da olsun, Fransa'da olsun oradaki diktatörler de burada kitleleri, halkı futbol sahalarına kapatarak, futbol sahalarına onları yönlendirerek siyasetle ilgilenmesini ve bazı konularda duyarlı olmasını engellemek amacıyla böyle kitlesel politikalara imza atmışlardır.
Dolayısıyla bugün de bunu görüyoruz; özellikle yapay zeka olsun, sosyal medya olsun, yanlış haberler...
Buradaki haberlerin neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilmek mümkün değil.' ifadelerini kullandı.
Prof.
Dr.
Orallı ise dijital çağın etkisini şu sözlerle özetledi: 'O bakımdan savaşları artık bir gündelik hayatın parçası, çatışmaları anlık hayatın bir parçası gibi görüyoruz.
Tüketiyoruz; insan ömrünü, maneviyatı, değer yargılarının her birini...
Onar saniyelik videolar daha ilgi çekici oluyor.
Belki de algı yönetiminin yeni aracı sosyal medya araçlarıdır.' şeklinde konuştu.
MODERN DÜNYANIN YENİ SAHNESİ: ALGORİTMALAR Bugünün dans pistleri artık TikTok ekranları, Instagram algoritmaları… Bir gecede milyonlarca takipçi kazanılıyor, bir gecede unutuluyor.
Modern insan artık çalışmıyor, performans sergiliyor; hayatlar adeta bir reality şova dönüşmüş durumda.
SİSTEMİN GERÇEK YÜZÜ: YORULANLAR ELENİYOR Bir zamanlar 'Yorulan atları vururlar' deniyordu.
Bugün ise sistem insanları kurşunla değil; borçla, rekabetle, algoritmalarla ve savaşlarla 'eliyor'.
İran-İsrail savaşı yalnızca bir bölgesel çatışma değil; 21. yüzyılın ekonomik ve jeopolitik düzeninin bir sonucu olarak öne çıkıyor.
YENİ DÜNYA DÜZENİ KAPIDA MI?
Doç.
Dr.
Levent Ersin Orallı, sistemin dönüşümüne dikkat çekerek, 'Muhtemelen kutupsuz bir sisteme doğru evrilirken yeni ve büyük çaplı bir anlaşmaya sahne olacağız.
Birleşmiş Milletler'in reformu, Türkiye'nin de taraf olduğu yeni bir dünya düzeni algısı...
Çünkü revizyon talep eden devletler var.
Sistemden memnun olmayan devletler var.
Bölgesel güç olmasına rağmen birçok ittifakın dışında kalmış devletler var' diye konuştu.
Canan Tercan ise değişen ittifaklara vurgu yaparak, 'Şimdi biz bu aktörleri daha önce Amerika Birleşik Devletleri ile birlikte anıyorduk, müttefik olarak anıyorduk ancak yer değiştiklerini görüyoruz.
Amerika'nın Çin'e yaklaştığını, Rusya'ya ambargoları bir süre için kaldırdığını görüyoruz.
Dolayısıyla gerçekten jeopolitik bir dans alanına döndü; ülkeler pozisyonlarını değiştirmeye başladı.
Ama peki bunu kim başlattı?
Tabii ki Amerika Birleşik Devletleri.' şeklinde konuştu.
ABD HEGEMONYASI ÇÖKÜYOR MU?
Prof.
Dr.
Ali Fuat Gökçe, sürecin sonuna dair çarpıcı bir değerlendirme yaparak, 'Bu şekilde giderse, gelişmeler böyle devam ederse bu Orta Doğu başta olmak üzere dünya küresel sistemdeki ABD'nin hegemonyasının sonlanacağını söylemek lazım.
Çünkü ABD hegemonyasını yürüttüğü uçak gemilerinin artık muharebe sahasında etkisiz olduğu da ortaya çıkıyor.' ifadelerini kullandı.