Haber Detayı

Orta Doğu yanıyor, turizm can çekişiyor! Ufuk Seçgin'den Türkiye'nin bu krizden fırsatla çıkmasının formülü
Ekonomi tgrthaber.com
19/03/2026 10:52 (3 saat önce)

Orta Doğu yanıyor, turizm can çekişiyor! Ufuk Seçgin'den Türkiye'nin bu krizden fırsatla çıkmasının formülü

Körfez ülkelerinde rezervasyonlar dibe vurdu, rota Türkiye’ye mi dönüyor? Dubai ve Doha gibi dev turizm merkezlerinde yaşanan imaj zedelenmesi, turist akışını rotasından saptırdı. Peki Türkiye güvenli liman olarak bu krizden güçlenerek çıkabilir mi? Turizm Uzmanı Ufuk Seçgin, Tgrthaber.com Ekonomi Editörü Bengü Sarıkuş'a en kritik stratejileri anlattı.

Orta Doğu'da başlayan yangın 20. gününde dur durak bilmeden devam ediyor.

Savaş tüm enerji hatlarını, altın, gümüş gibi değerli metalleri, turizmi etkisi altına aldı.

Peki bu savaş Türkiye turizmini nasıl etkileyecek?

Orta Doğu'da yaşanan savaşın hem dünya hem de ülkemiz üzerindeki etkileri hakkında konuştuğumuz Turizm Uzmanı Ufuk Seçgin, Tgrthaber.com Ekonomi Editörü Bengü Sarıkuş'un sorularını cevapladı. (Görseller AI ile temsili olarak hazırlanmıştır) İran–ABD–İsrail hattında tırmanan bu savaşın küresel turizm üzerindeki ilk ve en sert etkileri neler oldu?

Ufuk Seçgin: Turizm sektörü jeopolitik krizlere en hızlı tepki veren alanlardan biridir çünkü doğrudan güven, erişilebilirlik ve operasyonel sürekliliğe dayanır.

Bu krizle birlikte etkiler anında hissedildi.

On binlerce uçuş iptal edildi, Körfez hava sahasındaki kapanmalar nedeniyle günlük binlerce uçuş durduruldu ve yüz binlerce yolcu etkilendi.

Avrupa ile Asya arasındaki kritik bağlantı noktaları devre dışı kalınca küresel mobilite sekteye uğradı.

Bununla birlikte krizin en kritik boyutlarından biri enerji tarafında yaşanıyor.

Hürmüz Boğazı, dünya petrol arzının yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği ve günde yaklaşık 20 milyon varil petrolün taşındığı en kritik enerji hattı.

Bu hattaki risk, petrol fiyatlarını hızla yukarı taşımış ve petrolün 100 doların üzerine çıkmasına neden oldu.

Bu artış havayolu maliyetlerini doğrudan yükselerek uçak bileti fiyatlarına yansıyor.

Bu da özellikle fiyat hassasiyeti yüksek segment için tatili erişilemez hale getiren ikinci bir şok etkisine neden oldu.

ÇOK KATMANLI BİR KRİZLE KARŞI KARŞIYAYIZ Ayrıca gübre ticaretinde yaşanan aksaklıklar tarım maliyetlerini yükseltti, bu da gıda enflasyonu üzerinden turizm sektörünün maliyetlerini artırdı.

Tüm bu gelişmeler, turizmin enerji, gıda ve ulaşım ekseninde çok katmanlı bir krizle karşı karşıya olduğunu gösteriyor.

Orta Doğu, deniz yoluyla taşınan ürenin yaklaşık yüzde 40 ila 50’sini tedarik ediyor.

Bu hattaki bir kesinti Hindistan, Bangladeş ve Brezilya gibi büyük tarım ekonomilerinde ciddi tedarik sorunlarına yol açabilir.

Bu ülkeler alternatif pazarlardan gübre temin etmek zorunda kaldıkça küresel fiyatlar yükselmekte ve bu artış Türkiye dahil tüm pazarlara yansımaktadır.

Türkiye açısından bu durum dolaylı ama kritik bir etkiye neden olabilir.

Artan gübre maliyetleri tarımsal üretim maliyetlerini yükseltir, bu da gıda enflasyonunu artırır.

Gıda maliyetlerindeki artış ise özellikle her şey dahil sistemle çalışan turizm tesislerinin maliyet yapısını doğrudan etkiler.

Üstelik bu kriz tek başına değil.

Rusya’nın küresel gübre ticaretindeki yaklaşık yüzde 15 ila 19’luk payı düşünüldüğünde, Rusya Ukrayna savaşı zaten bu pazarı baskı altına almış durumda.

Hürmüz Boğazı’ndaki risk ile birlikte ortaya çıkan tablo, küresel ölçekte bir “üçlü bağımlılık krizi” yaratıyor.

Yani ülkeler hem Orta Doğu’ya hem de Rusya’ya bağımlı alternatif kaynaklar arasında sıkışmış durumda.

Dolayısıyla bu kriz artık sadece bölgesel değil, küresel turizmin hem mobilite hem enerji hem de gıda maliyetleri üzerinden çok katmanlı şekilde etkilendiği sistemik bir risk haline gelmiştir.

UÇUŞLAR İPTAL EDİLİNCE TALEP ERİDİ Körfez bölgesinde günlük 600 milyon dolarlık gelir kaybından bahsediliyor.

Dubai ve Doha gibi merkezlerin imaj zedelenmesi turist akışını hangi yeni destinasyonlara kaydırıyor?

Ufuk Seçgin: Körfez ülkeleri, özellikle Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar, küresel turizmin en kritik transit ve lüks merkezleri arasında yer alıyordu.

Ancak savaş ve hava sahası kapanmaları bu destinasyonları en ağır etkilenen bölgeler haline getirdi.

Dubai’de otel doluluk oranlarının yüzde 60–80 seviyelerinden yüzde 20’nin altına düşmesi, yaşanan talep şokunun ne kadar sert olduğunu açıkça ortaya koyuyor.

Bu etki yalnızca Körfez ile sınırlı değil.

Maldivler, Tayland, Malezya ve Endonezya gibi destinasyonlar da ciddi şekilde etkileniyor çünkü bu bölgelere seyahat eden yolcuların büyük kısmı Abu Dabi, Dubai ve Doha aktarmalı uçuşları kullanıyordu.

Bu uçuşların iptali bu destinasyonlara olan talebi de doğrudan düşürdü.

TÜRKİYE EN GÜÇLÜ ADAY Turizm talebi yok olmaz, yön değiştirir.

Şu anda Türkiye, Güney Avrupa ve Kuzey Afrika gibi daha güvenli ve erişilebilir destinasyonlara güçlü bir kayış görüyoruz.

Bu noktada Türkiye’nin son yıllarda yaptığı stratejik yatırımların etkisi çok net görülüyor.

Özellikle İstanbul Havalimanı gibi küresel ölçekte bir hub yatırımı, Türkiye’nin ve İstanbul’un alternatif bir bağlantı merkezi olarak öne çıkmasını sağlıyor.

Körfez hub’larının geçici olarak zayıfladığı bu dönemde, Türkiye bu boşluğu doldurabilecek en güçlü adaylardan biri haline gelmiş durumda.

Sizce Türkiye bu krizde riskli bölge mi yoksa alternatif güvenli rota mı olarak konumlanıyor?

Ufuk Seçgin: Türkiye coğrafi konumu nedeniyle her zaman çift yönlü bir algıya sahiptir ancak pratikte kriz dönemlerinde genellikle alternatif güvenli destinasyon olarak öne çıkar.

Bugün de Türkiye özellikle yaz sezonu ve yaklaşan tatil dönemleri için güçlü bir alternatif olarak konumlanıyor.

Antalya ve Ege başta olmak üzere rezervasyonlarda artış sinyalleri var.

Burada Türkiye’nin son yıllarda izlediği dış politikanın da önemli bir etkisi var.

Türkiye’nin çevresindeki birçok çatışmaya rağmen denge politikası izleyerek doğrudan çatışmaların dışında kalmayı başarması, ülkenin güvenli destinasyon algısını güçlendirdi.

Buna ek olarak savunma sanayii ve askeri kapasiteye yapılan yatırımlar, sadece güvenlik açısından değil, uluslararası algı açısından da Türkiye’yi daha güçlü ve güvenli bir ülke olarak konumlandırdı.

Bu yatırımlar aynı zamanda güçlü bir caydırıcılık oluşturarak potansiyel tehditleri azaltmakta ve ülkenin doğrudan bir çatışma riskiyle karşı karşıya kalma ihtimalini düşürmektedir.

Bu da turizm açısından güvenli ülke algısını pekiştiren önemli bir faktördür.

Son dönemde dış politikada elde edilen bazı somut sonuçlar da bu algıyı desteklemektedir.

Terör tehdidinin azalması, turizm açısından en hassas konulardan biri olan güvenlik algısını doğrudan güçlendirmektedir.

Müşterilerin büyük çoğunluğu risklerin turistik bölgelerden uzak olduğunu biliyor ve Türkiye’yi güvenli bir destinasyon olarak değerlendirmeye devam ediyor.

UMRE İÇİN BİLE İPTALLER VAR Şu ana kadar rezervasyon iptalleri başladı mı?

Özellikle Antalya, İstanbul ve Kapadokya gibi merkezlerde rezervasyon iptalleri bekliyor musunuz?

Ufuk Seçgin: Evet, iptaller geliyor ancak bu durum segmentlere göre farklılık gösteriyor.

Özellikle BAE, Katar ve Suudi Arabistan gibi Körfez bağlantılı destinasyonlarda ciddi iptaller görüyoruz.

Umre seyahatlerinde bile iptaller yaşanıyor.

Medine ve Cidde havalimanları açık ve güvenli olmasına rağmen, yolcuların büyük kısmının Körfez havayollarını kullanıyor olması nedeniyle uçuş iptalleri zincirleme etkiye neden oluyor.

Türkiye içinde Antalya en dirençli destinasyon olarak öne çıkarken, İstanbul ve Bursa gibi şehir destinasyonları bazı Avrupa ve Asya pazarlarında algıya daha açık olduğu için daha fazla etkilenebiliyor.

Doğu Karadeniz ise Körfez turistlerinin seyahat edememesi nedeniyle dolaylı olarak etkileniyor.

Aynı zamanda Türkiye destinasyonuna özellikle Avrupa pazarlarından bir talep kayması da gözlemliyoruz.

Ancak bu durum sadece Türkiye’ye özgü değil.

İspanya, Fas ve Mısır gibi alternatif destinasyonlar da bu krizden faydalanıyor.

Bunu bu ülkelere artan satışlarımızdan net görebiliyoruz.

Bu nedenle mevcut tablo bir fırsat sunsa da rehavete kapılma zamanı değil.

Küresel turizm rekabeti son derece yoğun ve Türkiye’nin rekabet gücünü koruyabilmesi için aktif şekilde çalışmaya devam etmesi gerekiyor.

SAVAŞ UZARSA TEHDİT BÜYÜR Burada belirleyici olan en kritik faktör savaşın süresi olacaktır.

Şu aşamada iptaller görece sınırlı kalmakla birlikte, eğer savaş uzarsa özellikle Arap pazarlarından gelen yeni rezervasyonlarda ciddi bir düşüş görebiliriz.

Özellikle bayram sonrası normalde yaz sezonu rezervasyonlarının hızlanması gereken bir döneme giriyoruz.

Bu nedenle önümüzdeki haftalarda rezervasyon trendinin yönü doğrudan savaşın seyrine bağlı olacaktır.

Türkiye’ye gelen turist profilinde bir değişim olur mu?

Ufuk Seçgin: Evet.

Körfez pazarında kısa vadeli düşüş olurken Avrupa pazarında artış bekleniyor.

Daha önemlisi turist davranışı değişiyor.

Artık insanlar sadece destinasyon değil, güvenlik ve esneklik satın alıyor.

Kısa uçuşlar, güvenli algı ve esnek rezervasyon seçenekleri ön plana çıkıyor.

Türkiye bu kriterlerde avantajlı bir konumda.

Bu savaşın turizm gelirlerine kısa ve orta vadede etkisi ne olur?

Ufuk Seçgin: Kısa vadede çok net bir şok etkisi görüyoruz.

Global ölçekte faaliyet gösteren bir platform olarak Halalbooking özelinde baktığımızda, Ekim ayından bu yana ortalama yüzde 60 büyüme yakalamıştık.

Ancak son gelişmelerle birlikte bu güçlü trend tersine döndü ve Mart ayında yaklaşık yüzde 40’lık bir daralma yaşadık. 100’den fazla ülkeden rezervasyon alan ve 100’den fazla destinasyona müşteri gönderen bir şirket için bu tablo aslında oldukça anlamlı çünkü kış sezonunda talebin önemli bir kısmı Körfez ülkelerine yöneliyor.

Dolayısıyla bu düşüşün büyük bölümü BAE, Katar ve Suudi Arabistan kaynaklı iptallerden geliyor.

Bununla birlikte mevcut veriler, bu düşüşün büyük ölçüde Mart ayı ile sınırlı kalacağını gösteriyor.

Yaz sezonunun hızla yaklaşmasıyla birlikte özellikle Türkiye gibi alternatif ve güvenli algılanan destinasyonlarda talebin yeniden güçlü bir şekilde artmasını bekliyoruz.

Makro ölçekte baktığımızda da benzer bir tablo var.

Bölgede günlük yaklaşık 600 milyon dolarlık turizm geliri kaybı konuşuluyor.

Ayrıca bazı projeksiyonlar Orta Doğu turizminde yüzde 10 ila 25 arasında daralma riski olduğunu gösteriyor.

Bunun yanında Körfez hava sahasındaki aksaklıklar nedeniyle küresel hava trafiğinin yaklaşık yüzde 14’ünü etkileyen bir kırılma yaşanması, bu etkinin sadece bölgesel değil küresel olduğunu ortaya koyuyor.

Orta vadede ise iki farklı senaryo öne çıkıyor.

Eğer kriz sınırlı kalırsa Türkiye gibi alternatif destinasyonlar pazar payı kazanacaktır.

Nitekim şu anda Fas, Mısır, İspanya ve Bosna gibi destinasyonlara ve özellikle Antalya ve Ege bölgesine yönelen rezervasyon artışı gözlemliyoruz.

Bu noktada Türkiye’nin güçlü turizm altyapısı ve özellikle İstanbul’un küresel bir hub olarak yükselişi, bu talep kaymasını karşılayabilecek kapasiteye sahip olduğunu gösteriyor.

Son yıllarda yapılan stratejik yatırımlar, Türkiye’nin sadece bir destinasyon değil aynı zamanda alternatif bir bağlantı merkezi olarak da öne çıkmasını sağlıyor.

TÜRKİYE İÇİN GÜÇLÜ TURİZM STRATEJİSİ Türkiye bu kriz ortamında nasıl bir turizm stratejisi geliştirmeli?

Ufuk Seçgin: Bu dönemde en kritik konu güven iletişimidir.

Türkiye’nin kendisini net şekilde kriz bölgesinden ayrıştırması ve güvenli, erişilebilir bir destinasyon olarak konumlandırması gerekir.

Bununla birlikte Türkiye’nin bu fırsattan maksimum fayda sağlayabilmesi için uçuş kapasitesini artırması kritik önemdedir.

Yeni hatların açılması, daha büyük uçakların devreye alınması ve uçuş frekanslarının artırılması gerekmektedir.

Çünkü talep kayıyor ancak bu talebi karşılayacak kapasite oluşturulmazsa fırsat kaçabilir.

Türkiye’nin son yıllarda ulaştırma ve altyapı alanında yaptığı stratejik yatırımlar, bu kapasite artışını mümkün kılabilecek güçlü bir zemin oluşturmuştur.

Eğer bu adımlar doğru şekilde atılırsa, Türkiye sadece Körfez ülkelerinden gelebilecek talep düşüşünü telafi etmekle kalmaz, aynı zamanda mevcut güçlü kaynak pazarlardan daha fazla pay alabilir.

Bununla birlikte yeni pazarlara açılmak da kritik önem taşımaktadır.

Aynı zamanda Türkiye’nin turizmde sahip olduğu çeşitliliği çok daha güçlü şekilde anlatması gerekiyor.

Türkiye’yi sadece deniz, kum ve güneş destinasyonu olarak konumlandırmak artık yeterli değil.

Türkiye aslında çok daha geniş ve zengin bir ürün portföyüne sahip.

SADECE DENİZ, KUM DEĞİL, TÜRKİYE TURİZM CENNETİ İstanbul, Bursa, Efes, Konya ve Güneydoğu Anadolu gibi bölgelerde güçlü bir kültür, tarih ve gastronomi turizmi, Kapadokya gibi benzersiz deneyim destinasyonları, sağlık turizmi, termal ve wellness turizmi, kayak turizmi, macera turizmi ve cruise turizmi gibi çok sayıda alternatif ürün bulunuyor.

Bunun yanında özellikle helal dostu turizm segmenti Türkiye için önemli bir rekabet avantajı olmasına rağmen yeterince tanıtılmıyor ve desteklenmiyor.

Oysa bu segment özellikle Avrupa, Kuzey Afrika, Orta Asya, Körfez ve diğer Müslüman pazarlar için büyük bir potansiyel taşıyor.

Dolayısıyla Türkiye’nin bu dönemde sadece kapasiteyi artırması değil, aynı zamanda ürün çeşitliliğini doğru anlatan, yeni pazarlara açılan ve farklı segmentleri hedefleyen çok boyutlu bir turizm stratejisi geliştirmesi gerekiyor.

Turizm için savaşın uzaması halinde hangi acil önlemler alınmalı?

Ufuk Seçgin: Savaşın uzaması halinde daha yapısal ve koordineli adımlar gerekecektir.

Havayolu kapasitesinin korunması, artan maliyetlere karşı sektörün desteklenmesi ve tur operatörlerinin teşvik edilmesi kritik olacaktır.

Ancak en önemli konu algı yönetimidir.

Turizmde gerçek riskten çok algılanan risk belirleyicidir.

Eğer bu algı doğru yönetilemezse talep kaybı kalıcı hale gelebilir.

Bununla birlikte Türkiye’nin mevcut konumunu doğru değerlendirmek gerekir.

Türkiye, güçlü turizm altyapısı, geniş konaklama kapasitesi ve deneyimli sektör yapısı sayesinde bu tür kriz dönemlerinde hızlı adapte olabilen nadir ülkelerden biridir.

Son 2–3 yılda artan maliyetler nedeniyle Türkiye’nin bazı pazarlarda daha pahalı bir destinasyon olarak algılanmaya başladığı bir gerçek.

Ancak mevcut kriz ortamında Orta Doğu’daki alternatif destinasyonların devre dışı kalması veya zayıflaması durumunda, Türkiye yeniden güçlü bir rekabet avantajı yakalayabilir.

Özellikle Körfez ve Müslüman dostu turizm segmentinde, alternatiflerin sınırlanması Türkiye’ye yönelen talebi artırabilir.

Bu nedenle mevcut tablo sadece bir risk değil, aynı zamanda Türkiye turizmi için önemli bir fırsat penceresi de sunmaktadır.

KAYNAKLAR ÇEŞİTLENDİRİLMELİ Ancak burada kritik bir dengeyi de göz ardı etmemek gerekir.

Türkiye için fırsat oluşurken aynı zamanda Körfez ülkelerinden gelen talepte düşüş yaşanacaktır çünkü birçok yolcu uçuş iptalleri veya güvenlik endişeleri nedeniyle seyahat edemeyecektir.

Bu nedenle tek bir kaynak pazara aşırı bağımlılık risklidir ve kaynak pazar çeşitlendirmesi her zamankinden daha kritik hale gelmiştir.

Sonuç olarak turizm ile küresel istikrar arasında doğrudan bir ilişki vardır.

Savaşlar belirsizlik yaratır ve hareketliliği sınırlar, barış ise güven üretir ve turizmi büyütür.

Turizmin sürdürülebilirliği, küresel sistemin istikrarına bağlıdır.

İlgili Sitenin Haberleri