Haber Detayı
Gıda Enflasyonunun Asıl Sebebi Savaş Değil: İçerideki 5 Yapısal Çürük
Bize hep dışarıyı gösteriyorlar. Savaş çıkıyor, petrol fırlıyor, gemi rotası değişiyor. Soframızdaki fiyatlar da buna bağlanıyor.
Türkiye’de gıda fiyatları yüzde 1500’den fazla arttı.
Yaklaşık yüzde 148 civarında dolar bazlı gıda fiyat artışı yaşadık.
Aynı dönemde Amerika’da dolar bazlı artış yüzde 20 civarında kaldı.
Aynı petrolü, aynı buğdayı, aynı küresel krizi yaşıyoruz.Ama bizim soframız çöküşte, onlarınki değil.
Neden?Savaş, Petrol, Kızıldeniz: Dış Şoklar Soframızı Gerçekten Ne Kadar Etkiliyor?Türkiye’nin jeopolitik kırılganlığını kimse yadsıyamaz.
Enerji tüketimimizin yaklaşık yüzde 70’ini dışarıdan alıyoruz.
Karadeniz ve Ortadoğu enerji yollarının tam ortasındayız.
Dışarıdan şoklara maruz kalmamız kaçınılmaz.
Ama bu şokların sofradaki fiyata nasıl yansıdığını belirleyen, içerideki çürük temel.Rusya-Ukrayna Savaşı’nın süren etkileri, gıda enflasyonunun en belirgin dış tetikleyicisi oldu.
Savaş, Türkiye’nin tarım alanında yakıt ve gübre fiyat artışları yoluyla en büyük milli gelir kaybına neden oldu.
Rusya’dan tarımsal ürün ithalatımız toplam ithalatın yüzde 14,9’una yükseldi.Kızıldeniz Krizi tedarik zincirini ciddi biçimde sarstı.
Husi saldırıları nedeniyle Asya-Avrupa konteyner taşıma ücretleri üç katına çıktı.
Taşıma süreleri yüzde 55 uzadı.
Yakıt maliyetleri yüzde 33 arttı.
Karadeniz Tahıl İnisiyatifi kapsamında Rusya’nın ihraç ettiği 32,9 milyon ton buğday, düşük gelirli ülkelerden çok orta-üst gelirli ülkelere gitti.
Türkiye 2,87 milyon tonla en büyük üçüncü alıcı oldu.İran-Amerika-İsrail Çatışması en güncel ve en ağır dış şoku yaratıyor.
Brent petrol fiyatı 70 dolardan 110 doların üstüne fırladı.
Hürmüz Boğazı kapanması küresel ham petrol ve doğalgaz arzının yüzde 20’siyle küresel gübre ihracatının yüzde 30’unu tehlikeye atıyor.
Üre fiyatları son 20 günde yüzde 35 arttı.
Petrol fiyatlarındaki her yüzde 10’luk kalıcı artış, küresel enflasyonu 0,4 puan yükseltiyor.Döviz kuru, dışarıdaki şokları doğrudan soframıza taşıyan temel kanal.
Üretimde kullandığımız hammadde ve yarı mamulü büyük ölçüde ithal ediyoruz.
Kur artışları iç fiyatlara anında yansıyor.
Enflasyon beklentilerinin bir türlü tutturulamaması bu yansımayı daha da şiddetlendiriyor.
COVID-19 sonrasında gıda fiyat şoklarının genel fiyat artış eğilimi ve beklentiler üzerindeki etkisi kalıcılaştı.Kuraklık, Göç, Eriyen Toprak: Gıda Krizini Kalıcı Kılan Ne?Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı dış şoklar hiçbir zaman bitmeyecek.
Bu şokları kalıcılaştıran, içerideki çürük temel.
Bu çürüme öyle bir noktaya geldi ki dünyanın herhangi bir yerindeki en ufak rüzgar, çiftçinin tarlasından kentteki yurttaşın sofrasına kadar herkesi sarsıyor.Türkiye, 2025 yılında son 50 yılın en şiddetli kuraklığını yaşadı.
Yağışlar 30 yıllık ortalamaya göre yüzde 27 düştü.
Bazı bölgelerde 2024’e kıyasla yüzde 71 azalma yaşandı.
Güney ve merkezi tarım havzalarında sıcaklık kaynaklı kuraklıklar yoğunlaşıyor.Verim kaybı çarpıcı boyutlara ulaştı.
Buğday üretimi yüzde 5, arpa üretimi yüzde 12, mısır üretimi yüzde 10 düştü. 2025 yılında tarla bitkileri üretiminin yüzde 5, sebze üretiminin yüzde 2, meyve ve baharat bitkileri üretiminin yüzde 24 azalması bekleniyor.
Konya’da yeraltı suyu yılda 4-5 metre düşüyor.
Tarım arazilerinde oluşan obruk sayısı 700’e ulaştı.
Bu, önümüzdeki 10 yılda Konya ovasından ekmeklik buğday çıkmayacağı anlamına geliyor.
Çiftçilerin yüzde 97’si iklim kaynaklı verim düşüşü bildiriyor.Kırsaldan göç, tarımın belkemiğini kırıyor.
Türkiye’nin kırsal nüfus oranı tarihsel olarak en düşük noktada.
Çiftçilerimizin ortalama yaşı 59.
Yüzde 35’i 65 yaşın üstünde.
Yalnızca yüzde 5’i 18-32 yaş arasında.
Köyde kalan yaşlı çiftçi yorgun, kentte iş arayan genç umarsız. 2002’den bugüne ekili alan 3 milyon hektar azaldı. 3,5 milyonu aşkın yurttaş tarımdan çekildi.
Toplam tarım arazisi 41 milyon hektardan 39 milyon hektarın altına düştü.
Aradaki fark Belçika’nın yüzölçümü kadar.İktidar, mega altyapı projeleri, tarımda kuralsızlaştırma ve kentsel dönüşüm politikalarıyla bu erozyon mekanizmasını bizzat inşa etti.
Seçici altyapı yatırımları ve politika müdahaleleriyle yeni rant alanları yarattı, küçük üreticiyi toprağından etti.
Kentsel dönüşüm projeleri toplumsal cinsiyete dayalı mülksüzleştirme aracına dönüştü.Toprak Koruma Kanunu tarım arazilerini korumayı amaçlamasına rağmen yetkililer 2005’ten bugüne 722.488 hektar tarım arazisini tarım dışı kullanıma açtı.
Tarım dışına çıkarılan alanların yüzde 23,7’si en verimli topraklar, yani mutlak tarım arazisi.
Yüzde 63,9’u düşük verimli tarım arazisi.
En verimli, yöreye uyum sağlamış tüm bitkilerin yetişebildiği birinci sınıf topraklar geri dönüşümsüz biçimde elden çıktı.Büyükşehir Yasası, 16.563 köyün ve 1.358 belde belediyesinin resmi varlığını ortadan kaldırdı.
Tarım arazilerini kentsel imar kurallarına tabi kıldı.
Köyler yok sayıldı.
Toprağın kaderi beton döken inşaat sermayesine bırakıldı.Çiftçi Neden Tarlayı Bırakıyor, Market Fiyatlarını Kim Belirliyor?Dünya Bankası’yla imzalanan Tarımsal Reform Uygulama Projesi, tarımsal satış kooperatiflerini ve üretici birliklerini yeniden yapılandırdı, özelleştirdi.
İktidar, devletin elindeki gıda-tarım kuruluşlarını özelleştirdi.
Halkın elindeki kritik kooperatifleri anonim şirkete dönüştürdü.
Çiftçi, aracıyla baş başa kaldı.
Halk da rafta yazılan fiyata mahkum oldu.Canlı hayvan ithalatı 2013’teki 7,9 milyar dolar seviyesinden bugün 15 milyar doların üstüne yükseldi.
Türkiye, dünyanın en büyük ikinci canlı hayvan ithalatçısı konumuna erişti.Finans piyasalarına artan bağımlılık tarımsal üretim maliyetlerini doğrudan yükseltiyor.
Gelir eşitsizliğini ölçen gini katsayısı yani zenginle yoksul arasındaki makasın büyüklüğü Türkiye’de 0,41-0,46 aralığında seyrediyor.
Türkiye, Avrupa’da gelir eşitsizliğinde birinci sırada.Türkiye’de gıda enflasyonunun birincil itici gücü yapısal sorunlar.
Dış etkenler, enflasyonu açıklamak ve sorumluluğu başkasına atmak için kullanılan geçici bahaneler.
Gerçek mücadele sadece faizle, sıkılaşmayla olmaz.Tarımsal üretimi yeniden toplumsallaştırmak, kooperatif yapılarını güçlendirmek, gıda alanında birkaç dev şirketin hakimiyetini kırmak ve gıda bağımsızlığını yeniden kazanmak gerekiyor.
Çiftçinin tarlada alın teri dökerken, kentteki yurttaşın sofrada yeterli ve sağlıklı gıdaya ulaşırken onurunu koruması benim gözümde bu bir lütuf değil, hak.