Haber Detayı

Silivri yolunda
Yazarlar cumhuriyet.com.tr
18/03/2026 04:00 (3 saat önce)

Silivri yolunda

Sabahın erken saatleri...

Sabahın erken saatleri...

Gazetemizin genç muhabirleri İrem, Batuhan ve Engin ile buluştuk.

Sinan ağabey şoför koltuğunda, birlikte Silivri’ye gidiyoruz.

Duruşmaya dair tahminler yürütürken haber geliyor; Mahir Pola t’ın ev hapsi kaldırılmış.

Sürekli duruşmalara gidip gelmek zaten bu tedbiri anlamsızlaştırmıştı.

Aslına bakılırsa ne gerek de vardı ki?

Cezaevi yerleşkesine bir kilometre varken iniyoruz araçtan, yürümeye başlıyoruz.

Zira, ciddi bir trafik var, araçlar ilerlemiyor.

Hem açık görüş günü hem de İBB davasına dair önlemlerin yansıması bu.

Yürürken düşünüyorum, “Başka hangi memlekette böyle bir amaçla, böyle bir kuyruk olur da gazeteciler böyle yürür arabaların ortasından?” Varıyoruz.

Duruşma salonunun önünde milletvekillerini görüyorum, kısıtlamalara tepkililer.

Beni gören Mahmut Tanal , “Hep soktukları Silivri’ye şimdi giremiyor musunuz” diye espri yapıyor.

Gülümsüyorum.

Gergin genç bir jandarmaya kimliğimi gösterirken “Buraları üstüme yaptılar, yabancı değilim” diye ben de espri yapıyorum, anlamıyor da gülümsemiyor da.

Salonun hemen önünde İBB Başkanvekili Nuri Aslan şaşkın bir şekilde isyan ediyor: “16 milyon kişinin yaşadığı İstanbul’u yöneten biri olarak, yönettiğim kurumu ilgilendiren bir davanın görüldüğü İstanbul sınırları içindeki salona giremiyorum.” Sonradan öğreniyorum ki “Ben bu davada müşteki görünüyorum” diyerek girebilmiş.

Duruşmayı izleyebilmek için doğru strateji, diye düşünüp gülümsüyorum.

İçeri girebildim.

Poşetleri yeni sökülmüş siyah sandalyelere oturtuyorlar bizi. “Acaba hangi şirketten, ne kadara almışlardır bu sandalyeleri” diye düşündüm.

Önüme baktığımda ise daha çok jandarmaların sırtlarını ve enselerini görüyordum.

Zira, o kadar uzaktaydı ki tutuklu sanıklar.

Daha doğrusu, onlar doğru yerinde ama gazeteciler ufuk çizgisinde kaybolacak gibiydi.

Sahi, bu yasakları koyanlar ve destekleyenler gazeteciliği ne sanıyorlardı?

Zaten duruşma tutanaklarına geçecek savunmaları aktarmak mıydı sadece?

Halbuki bir sanığın öfkesi, bir tanığın bakışı, bir avukatın gözyaşı bile haberdi.

Seçilen kravatın rengi, kâğıda alınan bir not, sevgiliye yapılan göz kırpma bile önemliydi.

Ama işte hiçbirini göremiyorduk.

Salonun yarısı boştu.

Evet, o kadar yasak, dışarıda sokulmayan onca insan varken, gazeteciler ve yakınlar en dipteyken sanıkların yanları boştu.

Ve Silivri’nin şartlarından dolayı maalesef avukatların sayısı da azdı.

Gelen eski avukatlardan biriyle konuşuyorum, “Ergenekon ve Balyoz davasından daha zor ilerliyor” diyor.

Bu haliyle arzulandığı gibi seçimden önce biter mi, emin olamıyorum.

Bildiğim bir şey var.

Bir ülkede adalet varsa o zaten gelip sizi bulur.

Onu aramak için bunca yolu gidip, bunca çileyi çekip bunca kavgaya girmezsiniz.

İlgili Sitenin Haberleri