Haber Detayı

Gözden kaçan
Soner yalçın nefes.com.tr
17/03/2026 05:00 (2 saat önce)

Gözden kaçan

Ekranlarda harita önündeki “uzmanlar” ABD/İsrail-İran savaşını askeri strateji, güvenlik doktrinleri, jeopolitik dengeler...

Ekranlarda harita önündeki “uzmanlar” ABD/İsrail-İran savaşını askeri strateji, güvenlik doktrinleri, jeopolitik dengeler üzerinden konuşuyor.

Analizleri genellikle caydırıcılık, bölgesel güç dengesi, nükleer program, füze kapasitesi ya da ittifak ilişkileri, savaşın ekonomisi gibi başlıklara odaklanıyor.

Bunlar, savaşın teknik ve stratejik boyutlarını anlamak açısından kuşkusuz önemli...Ancak bu tartışmalar daha temel bir nedeni gözden kaçırıyor.

Savaş yalnızca devletlerin güvenlik hesaplarının sonucu olmaz.

Belirli bir tarihsel dünya görüşünün, modern güç anlayışının ve emperyalist çıkar anlayışının ürünüdür.

Batılı uluslararası sistem, kendisini tarihsel aydınlanma üzerine kurduğunu iddia etse de kriz anlarında şiddeti hâlâ başlıca çözüm aracı olarak kullanıyor.

Bu noktada mesele; yalnızca güncel jeopolitik çatışma değil, Batı dünyasının kurucu düşünsel mirasıyla ilgili değil midir?

Aydınlanma düşüncesinin vaat ettiği akılcı düzen, uluslararası ilişkilerde kalıcı barış zeminini neden bir türlü oluşturamıyor?

Yani diyorum ki; ABD/İsrail-İran savaşı yalnızca askeri operasyonların, ittifakların ya da stratejik hesapların konusu olarak ele alınamaz.

Bu çatışma aynı zamanda Batı dünyasının akıl, güç ve şiddet arasındaki ilişkiyi nasıl kurduğunu sorgulamaktan da geçiyor.

İsmi kandırmasın siziBatı’nın bu savaşı ilk değil, son da olmayacak?Oysa:Aydınlanma ve ardından gelişen pozitivist düşünce, insanlığa büyük umut verdi.

Akıl ve bilim ilerledikçe toplumlar daha düzenli, daha adil ve daha barışçı hale gelecekti.

İnsanlar doğayı ve toplumu bilim sayesinde anlayacak, böylece savaşlar ve büyük çatışmalar zamanla çok azalacaktı.

Bu modern çağın başlangıcında birçok düşünür insanlığın artık daha rasyonel döneme girdiğine inanıyordu.Kuşkusuz bu süreç insanlığa önemli kazanımlar getirdi.

Bilim ilerledi, teknoloji gelişti-büyük buluşlar yapıldı, eğitim yaygınlaştı.

Hukuk, anayasa ve yurttaşlık kavramları geliştirildi.

Vs.Tüm bunlar insanlık tarihinin önemli ilerlemeleri oldu.Lakin, beklenen barış ve adalet düzeni tam anlamıyla kurulamadı.

Niye?Nedenlerinden biri, yeni yükselen burjuva sınıfının eski düzenle tamamen kopmayıp ittifak kurması oldu.

Aydınlanma düşüncesi kilisenin otoritesini eleştirmiş olsa da birçok yerde ekonomik ve siyasal güç sahibi sınıflar, kilise ile uzlaşarak eski düzene sadece “makyaj” yaptı.

Böylece düşünce alanında akıl ve bilim öne çıkarken, toplumsal ve ekonomik eşitsizlikler büyük ölçüde devam etti.Böylece her ne kadar adına “modern çağ” dense de en büyük savaşlar bu dönemde yaşandı.

Mesela: Birinci Dünya (Paylaşım) Savaşı milyonlarca insanın hayatını kaybetmesine yol açtı.

Ardından gelen İkinci Dünya Savaşı ise çok daha büyük yıkım yarattı.

Atom bombasının kullanılması, modern bilimin aynı zamanda ne kadar yıkıcı güç ürettiğinin en acı örneği oldu.Bu noktada bir “sakallıya” söz vereyim: Neden-sonuç ilişkisiBu noktada Marksist düşünce farklı eleştiri ortaya koydu: Sorun yalnızca düşünce veya laiklik meselesi değildi.

Temel sorun ekonomik ilişkilerle ilgiliydi.

İnsanlar arasındaki eşitsizliklerin ve çatışmaların gerçek nedeni, emek ile sermaye arasındaki sömürü ilişkisindeydi.Yani toplumda bazı kesimler üretim araçlarını kontrol ederken, geniş halk kitleleri emeklerini satarak yaşamlarını sürdürmek zorunda kalıyordu.

Marksist düşünceye göre bu ekonomik yapı değişmeden yalnızca akıl ve bilim vurgusuyla gerçek eşitlik ve barış düzeni kurmak mümkün değildi.

Çünkü, ekonomik çıkar çatışmaları ve sömürü devam ettiği sürece toplumlar içinde-ülkeler arasında gerilimler ve çatışmalar sürgit devam ederdi.Evet “modern” denen Batı dünyası aydınlanma ile büyük bilgi, teknoloji ve güç üretti.

Ama bu hâl aynı zamanda yeni eşitsizlikleri ve çatışmaları büyüttü.

Bu da savaşları kaçınılmaz kıldı.

Tekrarlarsam; insanlığın beklediği adil ve barışçı düzenin kurulabilmesi yalnızca bilimsel ilerleme ile olmaz.

Aynı zamanda ekonomik ve toplumsal ilişkilerin daha adil temelde yeniden inşa edilmesi şartına bağlı…Bugün televizyon ekranlarında yalnızca savaşın askeri stratejilerini konuşmak yeterli değil.

İnsanlığın karşı karşıya olduğu temel sorunlar yalnızca teknik hesaplarla çözülemez.

Savaşları gerçekten anlamak ve kalıcı çözümler üretebilmek için daha derin düşünmek, çatışmaların arkasındaki tarihsel, ekonomik ve düşünsel nedenleri sorgulamak gerek...

İlgili Sitenin Haberleri