Haber Detayı
Geçmiş gerçekten daha mı güzeldi, yoksa beynimiz bizi kandırıyor mu?
Nerede o eski günler" diyenlerin sayısı her geçen gün artarken, bilim bu duruma farklı bir açıklama getiriyor. Sosyolog Ze Hong'un araştırması, neden her neslin geçmişi kusursuz, bugünü ise felaket olarak gördüğünü ve zihnimizin kötü anıları nasıl sildiğini kanıtlarıyla ortaya koydu.
Büyüklerimizi dinlediğimizde neredeyse her zaman aynı sözleri duyarız: “Eski şarkılar daha başkaydı”, "Nerede o eski dostluklar” ya da “Bizim zamanımızda kapılar bile kilitlenmezdi.” İnsanoğlu, tarih boyunca içinde bulunduğu zamanı amansızca eleştirirken geçmişi hep pembe bir sis perdesinin arkasından izleme eğilimi gösterdi.Oysa gerçek veriler, yaşam kalitesinin ve güvenliğin yıllar içinde pek çok açıdan iyileştiğini kanıtlıyor.
Peki, bizi bu “yanıltıcı nostalji”ye iten asıl sebep ne?
Macau Üniversitesi'nden sosyolog Ze Hong, yayımladığı yeni çalışmasında bu sorunun peşine düşerek geçmişe duyulan özlemin kültürel ve zihinsel köklerini inceledi.Araştırma, “altın çağ” fikrinin antik çağlardan günümüze kadar neredeyse her kültürde karşımıza çıktığını gösteriyor.
Antik Yunan şairi Hesiodos, binlerce yıl önce yazdığı eserinde insanlığın kusursuz bir dünyadan zorluk ve sefalet dolu bir döneme gerilediğinden dert yanıyordu.
Aztek mitolojisi ise kötü bir ruhun gelişiyle yok olan, bolluk ve bereket dolu kayıp bir krallıktan bahsediyordu.
Hatta orta çağ Avrupa'sında simyacılar, antik bilgeliğin yitirildiğine ve bu yüzden büyünün etkisini kaybettiğine inanıyordu.
O dönemde bitkisel ilaçların “antik reçetelerden üretildiği” söylenerek pazarlanması, aslında bu köklü güven duygusunun ticari bir yansımasıydı.Zihnin oyunu: Neden geçmiş daha güzel geliyor?Ze Hong bu durumu iki temel psikolojik mekanizmayla açıklıyor.
İlki, “olumsuzluk önyargısı” olarak biliniyor.
Atalarımız hayatta kalmak için çevrelerindeki tehditlere karşı son derece duyarlı olmak zorundaydı; zihnimiz halen kötü olaylara odaklanmaya daha yatkın.
İkinci mekanizma ise “hatalı hafıza etkisi” olarak adlandırılıyor.
Beynimiz zaman geçtikçe geçmişteki olumsuz deneyimleri ya tamamen siliyor ya da onları daha katlanılabilir, hatta olumlu anılara dönüştürüyor.
Günümüzdeki olumsuzluklara maruz kalırken geçmişi sadece güzel parçalarıyla hatırlamak, zamanla bir “çöküş” yaşandığı illüzyonunu yaratıyor.
Berbat geçen bir tatil bile yıllar geçtikçe zihnimizde “aslında ne kadar eğlenceliydi” şeklinde bir dönüşüme uğrayabiliyor.Bu kişisel nostalji, toplumsal ölçekte çok daha etkili bir güce sahip.
Hong, toplumların grup birliğini sağlamak adına “kahramanca bir ortak geçmişe” özlem duyduğunu ve bu anlatıların genellikle ideolojik çıkarlar için kullanıldığını belirtiyor.
Siyasi liderler, kendilerini “kaybedilen altın çağın kurtarıcısı” veya “kadim geleneklerin koruyucusu” olarak konumlandırarak güçlerini pekiştirmeye çalışıyor.Bugün pek çok ülkede siyasetçilerin topluma vaat ettiği o eski görkemli günler, aslında insan psikolojisindeki bu evrensel boşluğa hitap eden, tarihin en eski stratejilerinden biri.
Human Nature dergisinde yayımlanan bu analiz, altın çağın aslında bir takvim yaprağı değil, zihnimizin yarattığı konforlu bir sığınak olduğunu ortaya koymuş durumda.