Haber Detayı

Terörsüz Türkiye'ye Diyarbakır’dan sabotaj girişimi
Güncel takvim.com.tr
16/03/2026 17:42 (1 saat önce)

Terörsüz Türkiye'ye Diyarbakır’dan sabotaj girişimi

Türkiye’nin “Terörsüz Türkiye” süreci kritik bir aşamaya ilerlerken, Diyarbakır’da düzenlenen sözde “Kürdistan Ulusal Birlik Konferansı” sonrası yayımlanan bildiride skandal ifadeler yer aldı. Bildiride bölücü hezeyanlar yeniden dillendirilirken, Türkiye’nin “Terörsüz Türkiye” süreci hedef alındı. “Siyasi statü” ve “kendi kendini yönetme” gibi ayrılıkçı talepleri gündeme taşıyan yapılar, süreci “oyalama ve erteleme stratejisi” olarak niteleyerek Türkiye’nin terörle mücadelede ortaya koyduğu iradeyi hedef aldı.

Türkiye'nin 'Terörsüz Türkiye' hedefi doğrultusunda başlattığı süreç kritik bir eşiği aşarken, bölücü çevreler yeniden sahneye çıktı.

Diyarbakır'da bir araya gelen bazı sözde Kürt siyasi yapı ve oluşumları, yayımladıkları bildiride Türkiye'yi hedef alan ayrılıkçı taleplerle süreci baltalamaya yönelik açıklamalarda bulundu.

Bu kapsamda 14 Mart 2026 tarihinde Diyarbakır'da bir araya gelen bazı sözde Kürt siyasi parti ve oluşumları, 'Kürdistan Ulusal Birlik Konferansı' adı altında bir toplantı düzenledi.

Toplantı sonrası yayımlanan sonuç bildirgesinde Türkiye açık şekilde hedef alınırken, bildiride kamuoyunda tepki çeken ifadeler yer aldı.

DİYARBAKIR'DA SÖZDE KONFERANS PELKURD, Bağımsız Gençlik Platformu (PCS), Kürdistan Sosyalist Partisi (PSK), Kürdistan Yurtseverler Partisi (PWK) ve Bağımsız Kürdistani imzasıyla yayımlanan bildiride sözde özerklik ve ayrılıkçı talepler yeniden gündeme getirildi.

Bildiride, Kürtlerin iki yüzyıla yaklaşan bir 'özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi' yürüttüğü ileri sürülerek bu sürecin sözde 'katliamlar, zorunlu göçler ve asimilasyon politikalarıyla bastırılmaya çalışıldığı' iddia edildi. 'TERÖRSÜZ TÜRKİYE' SÜRECİNİ HEDEF ALDILAR Toplantıda Türkiye'nin başlattığı 'Terörsüz Türkiye' süreci de açık şekilde hedef alındı.

Bildiride, sürecin Kürtlerin 'siyasi statü, kendini yönetme hakkı ve milli-demokratik özgürlüklerini anayasal güvenceye kavuşturmadığı', aksine 'zamana yayılan bir oyalama ve erteleme stratejisi' olduğu öne sürüldü.

Ayrıca çözümün 'demokratik cumhuriyet', 'demokratik ulus' ve 'demokratik entegrasyon' gibi kavramlarla sınırlandırılmasının da Kürtlerin ulusal talepleriyle örtüşmediği savunuldu.

AYRILIKÇI TALEPLER BİLDİRİDE YER ALDI Bildiride, 'Kürt milletinin özdeş ve eşitliğe dayalı bir siyasi statü ile kendi kendini yönetmesinin en doğal ve meşru hak olduğu' yönünde ifadeler kullanıldı.

Aynı metinde, 'Kürt milletinin kendi ülkesinde ulusal-demokratik bir yönetimle hak ve özgürlüklerine kavuşmasının ertelenemez tarihsel bir görev olduğu' iddia edildi. 'MEŞRU VE SİVİL ZEMİN' SÖYLEMİ Bildirinin bir başka bölümünde ise söz konusu talepler 'meşru ve sivil zemin' söylemiyle gerekçelendirildi.

Metinde, sözde 'Kürt milletinin kendi kendini yönetme talebi açıkça ortaya konmuştur' ifadeleri yer alırken, ulusal-demokratik mücadelenin 'tamamen siyasal, sivil ve meşru bir zeminde yürütülmesi gerektiği' savunuldu.

İlgili Sitenin Haberleri