Haber Detayı

'İran'dan füze' denildi, akla o yıllar geldi... 'Sahte bayrak' operasyonları... Özal, MİT'e niye inanmadı... İlk kez göreceğiniz kare: Delil yok eden süpürge
özel odatv.com
16/03/2026 09:41 (2 saat önce)

'İran'dan füze' denildi, akla o yıllar geldi... 'Sahte bayrak' operasyonları... Özal, MİT'e niye inanmadı... İlk kez göreceğiniz kare: Delil yok eden süpürge

Ahmet Köprülü yazdı...

Türkiye ve Azerbaycan topraklarına İran tarafından ateşlendiği ileri sürülen füzelerin, her iki ülkenin İran’a karşı savaşa girmesi için bir “sahte bayrak” provokasyonu olabileceği tartışılıyor.

Türkiye “sahte bayrak”a yabancı değil.

Kavramsal olarak “sahte bayrak” denilmese de Türkiye’de 1990’lı yıllarda işlenen bazı siyasi suikastların ardından İran’a yönelik düşmanlık tohumları tarih sayfalarında yerini almıştı.

Özellikle Çetin Emeç ve Uğur Mumcu suikastlarının ardından İran’ın hedef gösterilmesi dönemin en önemli “sahte bayrak” operasyonlarıydı.

Yıllar sonra bu suikastlara karışan kişiler Türk vatandaşı çıkarken İran bağlantıları hiçbir zaman somut olarak ortaya konulamadı.HÜRRİYET MANŞETLERİ HEP İRAN’I HEDEF GÖSTERDİ… Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Çetin Emeç, 7 Mart 1990'da gazete binasına gitmek üzere Kadıköy Suadiye'deki evinin önünde aracına bindi.

Emeç, o esnada çapraz ateşe tutulan otomobilde vücudunun çeşitli yerlerinden aldığı kurşunlarla 55 yaşında hayatını kaybetti.

Otomobilden çıkarak kaçmaya çalışan Emeç'in şoförü Sinan Ercan da yaklaşık 15 metre ileride saldırganlar tarafından katledildi.

Cinayetin ardından Hürriyet Gazetesi’nde suikastın arkasında İran’ın olduğu yönünde haberler manşetlerden yayınlandı.

Cinayetten 6 yıl sonra zanlılarından Türk vatandaşı İrfan Çağrıcı, 2 Mart 1996'da Kadıköy'de bir banka şubesinde "Rasim Ayar" adına düzenlenmiş sahte kimlikle yakalandı.

Çetin Emeç'in öldürülmesine ilişkin dönemin İstanbul 3 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesinde yasa dışı "İslami Hareket Örgütü" davası açıldı.

Gazeteci yazar Çetin Emeç ve Turan Dursun ile İran rejim muhalifi Ali Akbar Gorbani'nin öldürülmesi olaylarının da içinde yer aldığı çok sayıda cinayet, bombalama ve gasp eylemlerinden sorumlu tutulan yasa dışı İslami Hareket Örgütü'nün sözde "İcra şurası" üyesi İrfan Çağrıcı, "Anayasal düzeni silah zoruyla değiştirmeye kalkışmak" suçundan idam, 4 sanık da müebbet ağır hapis cezasına çarptırıldı.

Çağrıcı'nın cezası, "AB Uyum Yasaları" çerçevesinde idam cezasının kaldırılmasının ardından ağırlaştırılmış müebbet hapse çevrildi.MUMCU’NUN CENAZESİNDE “MOLLALAR İRAN’A SLOGANLARI”Cumhuriyet Gazetesi Yazarı Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993'te arabasına yerleştirilen bombanın patlaması sonucu hayatını kaybetti.

Uğur Mumcu’nun Ankara’da Maltepe Camisi’nde kılınan cenaze namazının ardından onbinler “Mollalar İran’a”, “Türkiye laiktir laik kalacak” sloganları attılar.

Türkiye'yi sarsan suikasta ilişkin 7 yıl sonra yapılan operasyonların ardından Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde ilk dava açıldı.

Mumcu suikastı ile Prof.

Dr.

Ahmet Taner Kışlalı, Prof.

Dr.

Muammer Aksoy ve Doç.

Dr.

Bahriye Üçok cinayetlerini de kapsayan davanın adı "Umut" oldu.

Ankara 11.Ağır Ceza Mahkemesi’nin 28 Temmuz 2005 tarihli kararı ile sanık Ferhan Özmen hakkında, Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy ve Ahmet Taner Kışlalı eylemlerini gerçekleştirdiği kabul edilerek anayasayı ihlal suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi.

Bu karar, Yargıtay 9.

Ceza Dairesi'nin 8 Kasım 2006 tarihli kararı ile onandı.

Firari olan Oğuz Demir’in dosyası ise ayrıldı.MİT İRAN KONUSUNDA ÖZAL’I İNANDIRAMAMIŞDönemin Cumhurbaşkanı merhum Turgut Özal, İran’a yöneltilen suçlamalara başından beri inanmayan en üst düzeydeki tek Devlet yetkilisi olarak tarihe geçmişti.

Özal 1993 yılında ABD’ye yaptığı ziyaretin ilk gününde Washington’daki “Brookings İnstitute” adlı araştırma kuruluşunda yaptığı konuşmada, İran’ın radikal unsurları desteklediği yönündeki görüşlere karşı çıktı ve bu tür görüşlerin daha çok istihbarat örgütlerince çıkartıldığını söyledi.

Özal bu açıklamasıyla Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) İran’la ilgili değerlendirmelerine katılmadığını tartışma bırakmayacak şekilde ortaya koymuştu.

Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan Sedat Ergin imzalı haberde Cumhurbaşkanı Özal, İran’ın bölge için bir tehdit olup olmadığı yönündeki bir soruyu yanıtlarken bu konuda farklı düşündüğünü şöyle anlatmıştı:“Bizdeki CİA benzeri örgütte çalışan insanlarımız bu tür fikirleri ortaya atıyorlar, pompalıyorlar.

Neden böyle olduğunu ben de kendime soruyorum.

Belki de kendileri yaratıyorlar, daha çok yaşamak, daha çok para kazanmak için (bir şey) bulmaları gerekiyor…”Özal, Türk Büyükelçiliği’nde verilen bir davetten ayrılırken bu konudaki görüşlerine açıklık getirmesi istendiğinde, “Ben genel olarak söylemek istedim” diyerek sözlerine şöyle açıklık getirmişti:“İstihbarat teşkilatları tabi ki bir görev yapıyorlar ve kendilerini önemli göstermek istiyorlar.

Sen de bir yerde çalışıyorsun, oranın önemli olduğunu göstermek üzere çalışmaz mısın?

İstihbarat teşkilatları daima daha şey hareket ederler, tehlike bir ise onlar iki göstereceklerdir, onu söylemek istiyorum” Özal Uğur Mumcu suikastına halkın gösterdiği büyük tepki konusunda da, “Tabi hepiniz manşetlerinize koydunuz, şey yaptınız…Tabi ki halk tepki gösterecek” demişti.

Bir gazetecinin, “Basit bir olay mıydı ki?” şeklindeki sorusuna ise, “Basit olur mu yahu” diye yanıt vermişti.İRAN BÜYÜKELÇİSİ: “SAÇLARIM AĞARDI”Dönemin İran Büyükelçisi Muhammed Rıza Bagheri ise Mumcu suikasti sonrasında ülkesine yönelik tüm suçlamaları reddetmişti.

Uğur Mumcu’yu mafya örgütlerinin katlettiğini ileri süren Büyükelçi bütün suçlamaların ardında iki ülke ilişkilerini bozmak isteyen ABD ve İsrail’in olduğunu söylemişti.

Bagheri, “Türkiye’ye geldiğimde saçlarımın tamamı siyahtı, şimdi yarısı ağardı.

Tamamı ağarana kadar sabredeceğim” diye konuşmuştu.

Büyükelçinin isyanına sebep olan haberlerde ise Mumcu suikastına karıştıkları iddiasıyla İran Büyükelçiliğinin neredeyse tüm mensuplarının fotoğrafları Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanmıştı.SÜPÜRGE İLK KEZ ODATV’DE24 Ocak 1993'te Ankara'da Karlı Sokak'taki evinin önünde, arabasına konan C-4 tipi plastik bombanın patlaması sonucu suikasta kurban giden Uğur Mumcu olay yerinde hayatını kaybetti.

Suikastın hemen ardından olay yerinde inceleme yapan uzmanların patlamayla etrafa dağılan ve cımbızla toplanması gereken delilleri süpürgeyle süpürmesi eleştirilmişti.

Çok konuşulan “süpürge” yıllar sonra arşivimden çıktı.

O tarihlerde çalıştığım Hürriyet Gazetesi’nin foto muhabirleri 24 Ocak 1993 günü olayın olduğu dakikalardan itibaren başlayan protokol ziyaretlerini fotoğraflamış ve dönemin teknik imkansızlıkları gereği çekilen kareleri seçmek ve İstanbul’a göndermek üzere büroya dönmüştü.

Olay yerini beklemek görevi ise polis muhabiri olarak bana kalmıştı.

Akşam saatlerine doğru dondurucu Ankara ayazında yapılan çalışmaları bitirmek için hazırlıklar dikkat çekmeye başladı.

Uğur Mumcu’nun Renault 12 marka paramparça olan otomobili bir çekiciye yüklendi ve olay yerinden uzaklaştırıldı.

O sırada Karlı Sokak’a polislere getirilen bir çalı süpürge benim dikkatimi çekmemiş ama fotoğraf karelerime girmiş ve yıllar sonra arşiv taramam sırasında ortaya çıktı.Uğur Mumcu’nun öldürüldüğü Karlı Sokak’a getirilen çalı süpürgesi tartışma konusu olmuştu.Emniyet birimlerinin iddiasına göre patlamanın olduğu Karlı Sokak’ta süpürge ile toplanan süprüntüler kriminal inceleme yapılmak üzere Emniyet’e götürülmüş.Odatv.com

İlgili Sitenin Haberleri