Haber Detayı

Ölürsem selamı sen ver
Tülin türkoğlu internethaber.com
16/03/2026 06:52 (4 saat önce)

Ölürsem selamı sen ver

“Bir Sela, Bir Vasiyet ve Ardında Bırakılan Büyük Ses: İlber Ortaylı” Bazen bir insanın büyüklüğü yazdığı kitaplarla değil…bıraktığı küçük bir hatırayla anlaşılır.

İlber Ortaylı’nın yıllar önce yaptığı bir vasiyet şimdi yeniden hatırlandı.

Bir cuma günü…Üsküdar’daki Çinili Camii’nde sela okunuyor.

Selayı okuyan imam hatip Dursun Şahin.

Sela bitiyor.Cemaat dağılıyor.

Ama bir kişi etkilenmiş.

İlber Ortaylı.

Yanına gidiyor.Tanışmak istiyor. “Senin tavrında farklı bir şey var” diyor.“Kimden ders aldın?” Cevap geliyor:“Amir Ateş’ten.” Sonra Ortaylı’nın o cümlesi geliyor.

Sade.Gösterişsiz.Ama çok anlamlı. “Ben ölürsem selamı sen vereceksin.” İlber Ortaylı’yı anlatmak kolay değil.

Çünkü o sadece bir tarihçi değildi.

O…Osmanlı’yı kitaplardan çıkarıp sofralara getiren adamdı.

Bir imparatorluğu kuru akademik cümlelerden kurtarıpgündelik sohbetin içine yerleştiren adamdı.

Bir televizyon programında konuşurken biledinleyenlere sanki Topkapı Sarayı’nın avlusunda yürüyormuş hissi verirdi. 1947’de Avusturya’nın Bregenz kentinde doğdu.

Kırım Tatarı bir ailenin çocuğu.

Sonra Türkiye… Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi.

Akademi.

Osmanlı yönetim sistemi.Diplomasi tarihi.İmparatorluklar.

Bir ömür bu konuların peşinde geçti.

Ama onu farklı yapan şey akademik unvanları değildi.

Onu farklı yapan şey şuydu: Tarihi yaşayan bir şey gibi anlatıyordu.

Sanki geçmiş bir müze vitrini değil…hala nefes alan bir organizmaydı.

Bir dönem Topkapı Sarayı’nın müdürlüğünü yaptı.

Sarayın taşlarıyla konuşur gibi anlatırdı. “Burası sadece bir saray değil” derdi. “Burası bir imparatorluk hafızası.” Onun konuşmalarını dinleyen herkes aynı şeyi fark ederdi.

Bilgi vardı.Ama bilginin yanında bir tavır vardı.

Kendine özgü bir ağırlık.

Bir cümleyi söylerkensanki üç yüz yıllık bir arşiv konuşuyordu.

Şimdi geriye ne kaldı?

Kitaplar.

Konferanslar.

Videolar.

Ve o küçük hatıra… Bir sela… Bir imam… Ve bir vasiyet. “Ben ölürsem selamı sen vereceksin.” Herkes Kazandık Diyorda…Gerçekte Kim Kazandı Savaşların bir de garip bir matematiği vardır.

Toprak kazanılır.Şehirler yıkılır.Füzeler atılır.Liderler ölür.

Ama sonunda herkes kendini kazanan ilan eder.

Şimdi tam da öyle bir noktadayız.

Trump kürsüye çıkıp; “İran’ın nükleer kapasitesini yok ettik.

Balistik füzelerini imha ettik.

Hamaney’i ortadan kaldırdık” diyebilir.

Amerikan siyaseti için bu cümleler yeterlidir.

Detay sormaz, sonuç ister.

Trump da sonucu anlatır. “Görevi tamamladık.” İran da kendi hikâyesini anlatır. “ABD ve İsrail birlikte saldırdı ama İran diz çökmedi” der. “Liderimiz öldürüldü ama devlet yıkılmadı” der. “Bizi yok etmek isteyenler geri adım attı” der.

İran siyasetinin dili de böyledir.

Direniş anlatısı.

Şehadet vurgusu.

Devletin ayakta kalması.

Bunlar İran için zafer sayılır.

İsrail’e gelince… Onların anlatısı daha teknik olur. “Hedefler vuruldu.” “Tehdit azaltıldı.” “İran en az 25 yıl geriye gitti.” İsrail güvenlik doktrini için bu da bir zaferdir.

Çünkü İsrail savaşları bitirmek için değil… Tehditleri geciktirmek için yapar.

Gördüğünüz gibi tuhaf bir tablo var.

Trump kazanmış olabilir.

İran kazanmış olabilir.

İsrail kazanmış olabilir.

Üçü de kendi kamuoyuna dönüp “biz kazandık” diyebilir.

Ve kimse bu cümleyi yalanlayamaz.

Çünkü modern savaşların en ilginç tarafı şudur: Gerçek zafer artık cephede değil… anlatıda kazanılıyor.

Ama işin bir de şu tarafı var.

Şehirler yıkıldı.

İnsanlar öldü.

Bölge daha da istikrarsızlaştı.

Ve dünya biraz daha gergin bir yere dönüştü.

Yani ortada üç zafer hikâyesi olabilir.

Ama gerçek bir kazanan var mı?

İşte orası hâlâ çok tartışmalı.

İlgili Sitenin Haberleri