Haber Detayı

Sadece elde değil, zihinlerde de silahların bırakılması sağlanmalı
Aytunç erkin nefes.com.tr
16/03/2026 05:00 (3 saat önce)

Sadece elde değil, zihinlerde de silahların bırakılması sağlanmalı

Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’la, İstanbul Yıldız’daki Meclis Çalışma Ofisi’ndeki “sahur” buluşmamızda...

Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’la, İstanbul Yıldız’daki Meclis Çalışma Ofisi’ndeki “sahur” buluşmamızda “Terörsüz Türkiye” sürecine dair “süreç”, “yaşananlar” ve “raporlarla” birlikte “toplumun verdiği destek” de konuşuldu.Üç soru yönelttim Kurtulmuş’a.Birinci sorum: Bu yasal düzenleme süreci bayramdan sonra diye konuşuluyor.

Fakat örgüt silahı kesinlikle bıraktıktan sonra hayata geçecek birtakım düzenlemeler var.

Bununla ilgili şu ana kadar gelen rapor ne?İkinci sorum: Toplumsal destek var dediniz ama baktığımız zaman araştırmalar var, anketler geliyor, aslında o kadar da yüzde 70’ler, yüzde 80’ler gibi böyle çok ciddi bir destek havası görünmüyor anketlerde.

Muhalefetin anketlerinde de iktidara yakın anket şirketlerinde de böyle çıkıyor.

Yani toplumu ikna edememek durumu var mı?

Üçüncü sorum: Öcalan ismi geçtiği zaman, sokaktaki insana Öcalan üzerinden sorulduğu zaman, desteğin çok daha alta düştüğü ortaya çıkıyor.

Ama sonuçta baktığımız zaman örgütün silah bırakması vesaire gibi konuların talimatını Öcalan yürütüyor.

Siz ayrıca bu konuda hiç anket yaptırdınız mı?Dördüncü sorum: Sayın Başkan bütün heyetler gitti, geldi ve raporlar size geldi.

Öcalan’la yapılan görüşmeler...

Bizlere sızdı sadece ara ara bazı yerlerde.

Siz bütün raporları okudunuz.

Öcalan’ın ne dediğini ne gördüğünü veya bize yansımayan bölümleri...

Nasıl bir Öcalan gördünüz siz?

Yani sizi ne şaşırttı Öcalan’la ilgili?

Numan Kurtulmuş dört soruma şu yanıtları verdi:TESPİTİ GÜVENLİK BİRİMLERİ YAPACAK: “Yapılacak düzenlemelerin hiçbirisi belli bir şahsa dönük düzenleme olmayacak.

Cumhuriyet tarihimizin belki de en önemli sorununu ortadan kaldıracak ve örgütün hakikaten tamamıyla tasfiye olmasını sağlayacak düzenlemeler olacak. ‘Silahları bırakıyorlar mı bırakmıyorlar mı’ meselesini güvenlik birimleri yakın takip ediyor.

Onlar da fikirlerini sürekli söylüyorlar ve o tespiti onlar yapacak.”HALK ARTIK ÇATIŞMA İSTEMİYOR: “Meclis olarak bu konuda bir anket yaptırmadık ama anketleri biliyoruz.

Toplumun büyük bir destek verdiğini, sadece Güneydoğu ve Doğu Anadolu için söylemiyorum, Türkiye’nin her yerinde bunun için destek verildiğini ifade ediyorum.

Yakın dönemde hafızalarımızda çok büyük çalışmaların olduğu dönemler var.

Halkın çok büyük ekseriyeti bir daha bir çatışmanın olmasını istemiyor.”EVLATLARIMIZI DEĞİL SİLAHLARI GÖMMEK İSTİYORUZ: “Komisyonun en önemli toplantılarından birisinde belki de mottoydu o.

Şehit anneleriyle, örgütün elemanlarının annelerinin olduğu, barış annelerinin olduğu bir toplantıda farklı şeyler söylediler ama ortak cümleleri şuydu: Biz artık evlatlarımızı değil, silahları gömmek istiyoruz… Her iki muhatap da bunu söyledi ki bu kişiler evlatları üzerinden acıyı tatmış olan insanlar.

Başarırsak Türkiye için çok büyük bir kazanım olacak.”İMARLI DA “BÖLÜNMENİN” FAYDASI OLMAYACAĞINI GÖRDÜ: “İmralı’nın yaptığı açıklamaları, kamuoyuna açık olan deklarasyonları var.

İlk başta 27 Şubat’ta ortaya koydu, sonra geçen son yaptığı açıklamada ortaya koydu.

Orada birkaç temel unsur var.

Bunlardan birisi, örgütün kurulması ve gelişmesini sağlayan ideolojik çerçevenin artık geçersiz olduğu ve o günkü Türkiye’nin ret, inkâr ve asimilasyon politikaları geride kaldığı için artık silahlı mücadelenin de anlamsız ve gereksiz olduğu şeklindeki görüşleri kendi görüşleridir.

Bölgenin bölünme parçalanma senaryolarının da bölge halklarının lehine olmayacağını açık olarak söylüyor.

Demek ki burada onun da gördüğü bu bölünme parçalanmanın Kürtlere de bir faydası olmayacağı şeklinde bir kanaati olduğu anlaşılıyor.

Nihayetinde tüm bunların nasıl gelişeceğini görmek de uygulamaya bağlı.

Bu da süratle örgütün tasfiyesi ve yine İmralı tabiriyle zihinlerde de silahların bırakılmasının sağlanmasıdır.Bizim sistemimizde umut hakkı yok- Eline silah almamış olan ve teslim olması beklenen PKK’lılarla ilgili infaz indirimiyle ‘umut hakkı’ diye bizim tarif ettiğimiz, terör örgütü suçlarından ağırlaşmış müebbet hapis cezası alan mahkumların 25 yıl tutulduktan sonra durumunun yeniden gözden geçirilmesi için düzenleme bayramdan hemen sonra Meclise gelecek mi?

Umut hakkını somut olarak söyleyeyim.

Bizim hukuk sistemimizde umut hakkı diye bir şey yok.

Raporda da umut hakkıyla ilgili bir başlık söz konusu değil.

Burada infazla ilgili birtakım düzenlemeler yapılabilir.

Ama benim burada kendi kişisel kanaatlerim var, şu anda neler yapılabileceğine ilişkin görüşlerimi söylemek istemiyorum.

Çünkü burada aslolan parti gruplarının devreye girmesi ve partilerin çalışarak ortak müşterek bir çabayı ortaya koymalarıdır.Partilerin diyaloğu, parti tabanlarına da sirayet edecektir- Yani işte af veya adına ne denirse...

Böyle bir çerçeve çizildi mi?

Burada kolektif haklar tartışması yapılmayacak, şu yapılmayacak diye komisyonda böyle bir şey çıktı mı?

Ben içerik derken onu soruyorum.

Temel mesele, sürecin içerisinde hukuki düzenlemelerle birlikte örgüt elemanlarının hukuki durumlarının ortaya konulmasıdır.

Öte yandan ekonomik kalkınmadan tutun 7’nci maddede özellikle yer alan Türkiye’nin demokratik standartlarının yükseltilmesiyle ilgili atılması gereken adımlara kadar bunların hepsini bir bütün olarak görmek lazım.

En önemlisi de toplumsal yakınlaşmadır.

Partiler arasında başlayan diyalog, parti tabanlarına da sirayet edecektir diye düşünüyorum.Raporumuzda kayyum meselesi var- Raporun 7’nci maddesinde kayyumlarla ilgili istisna getirilmesi kurgusu var.

Yani kayyum uygulamalarının istisnai hale getirilmesi gibi açık bir ifade var orada.

Sayın Feti Yıldız’la da görüştüğümüzde bu tip demokratik düzenlemeler için PKK’nın silah bırakmasının beklenmesine gerek olmadığını da vurgulamıştı.

Sayın Bahçeli de Ahmetlerin göreve iadesini talep etmiş oldu.

Dolayısıyla bu kayyumlarla ilgili önümüzdeki ay, bayramdan sonra bir düzenleme gelir mi, gelmesi gerekir mi?Raporda kayyum meselesi var.

Eğer kayyumla karşı karşıya kalınırsa, başkan eğer bir şekilde görevden alınırsa seçilmiş belediye meclisi üyeleri arasından seçilmesi gibi partilerin uzlaştığı bir teklif var.

Eğer bir araya gelirler ve tamam derlerse bu konuda da adım atılır.Bölgemizde bölünmeler adım adım geliyordu- Bu noktada 1 Ekim 2024 günü Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Meclis’te yaptığı konuşmada, iki tane konu vardı.

Birisi İsrail tehdidi, ikincisi de iç cephenin güçlendirilmesiydi.

Yine aynı gün Sayın Bahçeli, DEM Partililerin elini sıktı. 22 Ekim’de de bilinen çağrıyı yaptı.

Devlet aklına paralel olarak sorarsak bölge coğrafyasında yaşanan gelişmelerin yaşanması muhtemel görüldüğü için mi aslında bu Terörsüz Türkiye süreci başlatıldı?Şüphesiz, öyle tabi.

Adım adım geliyordu.- Ne geliyordu?Bölgemizde bölünmeler, parçalanmalar, çatışmalar…Bir rapora ihtiyaç yoktu, görünen ayan beyan ortadaydı- Tesadüf değil’ dediniz ya bazı şeylere.

Sayın Bahçeli de bir gün oturdu ve kalktı 1 Ekim’de ben el sıkayım 22 Ekim’de bu çağrıyı yapayım… Sayın Cumhurbaşkanı ağustosta iç cephe dedi, İsrail tehlikesinden söz etti.

Demek ki daha öncesinden gelen birtakım çalışmalar var.

O zaman size de geldi değil mi bu raporlar?Görünen ayan beyan ortada.

Herhangi bir rapora da gerek yok.

Amerika’nın Irak işgalini önemli bir dönüm noktası olarak söylüyorum.İran’ın Türkiye’ye füze atması için bir milli menfaati yok- İran’ın üçüncü füzesi üzerimizden geçti.

İran sürekli sabah yalanlıyor akşam füze atıyor.

Yani bununla ilgili somut durum nedir?

Bir haber dolaştı durdu. ‘Türkiye’yle ortak araştırma öneriyoruz’ gibi ama resmi olarak bir açıklama değildi bu.

Patriot’ları Malatya’ya koyduk, uyardığımızı söylüyoruz fakat bir dördüncüsünün de gelmeyeceğinin bir güvencesi var mı, yok mu?

Tabii ki güvencesi yok da yani İranlılar dediğiniz gibi “Biz yapmadık,” diyorlar.- ‘Çok şaşırdık’ dedi İran Büyükelçisi.

Yani üçüncü roketle şaşırmak mümkün mü?

Net bir cevap veremiyorlar.

Bu serseri kurşun mu, yorgun kurşun mu üzerime düşüyor?Açık bir şey üzerinden gitmek lazım.

İran’ın Türkiye’ye füze atması için İran’ın bir milli menfaati yok.

Ya çok büyük bir yanılgı içerisinde olmaları lazım ya da Türkiye’yle İran’ı bir çatışmanın içine sokmak isteyen güçlerin bir provokasyonu olması lazım.

İran’ın kendi iç yönetiminde ne kadar farklılıklar olursa olsun bir milim İran’ın menfaatine olan bir durum değil bu.

İran meselesine mezhepçi bakışa ne dedi? - Siz yıllardır İslami hareketleri biliyorsunuz, tanıyorsunuz, siyasi hareketlerin içinde bulundunuz.

Şu ara bazı tarikat liderleri, cemaat önderleri, bazı müstakil siyasi karakterde kişiler bu mezhep meselesini dinin kimliğinin önüne koyacak şekilde İsrail’le İran arasında dini gerekçelerle tarafsız kalma çağrıları yapıyorlar.

Hatta bazıları İran’ı bu oyuna getirmeye çalışıyor.

Bu tartışmayı izliyor musunuz?

Ne düşünüyorsunuz?

İzliyorum ve üzülüyorum.

Yani tam da Müslüman toplumlar arasında ortak bir karşı çıkışın zaruri olduğu bu dönemde Müslüman topluluklar arasında ayrılık manasına gelecek her sözü yanlış sözler olarak görürüm.

İslam dünyasının fikri anlamda, mezhebi anlamda, siyasi anlamda asırlardır devam eden tartışmaları var.

Ama İslam dünyasının üzerinde ittifak ettiği tek bir cümle var.

Lâ ilâhe illallah Muhammedün resûlullah.

Allah’ı ve Peygamberi bir bilmek cümlesinde ittifak oluştuğu için bugün İslam ümmeti diye 2 milyarlık bir nüfustan bahsediyoruz.

Eğer ikinci bir cümleye geçseniz bu büyük topluluk zaten ayrışmaya başlıyor.

Dolayısıyla ayrıştırma yönündeki her sözü yanlış bulurum.

Bütünleştirme, birleştirme, aradaki farklılıkları giderme ve ortak eğilimleri geliştirme konusundaki her sözü de faydalı ve yerinde bulurum.

İlgili Sitenin Haberleri