Haber Detayı

Binek taş kadar pırlanta
Yazarlar cumhuriyet.com.tr
15/03/2026 12:27 (8 saat önce)

Binek taş kadar pırlanta

Kadın cinayetlerini durdurma çabası, kısıtlı çevrelerdeki kınama seanslarından sıyrılıp İstanbul Sözleşmesi gibi hukuki güvencelere ve toplumsal bağlantısallık ilkesine dayanmak zorunda. Siyasal üsluptaki öfke dilinden televizyon dizilerindeki silah güzellemesine kadar her ayrıntı, şiddeti bir yaşam biçimi olarak meşrulaştırıyor. Gerçek çözüm ise ekonomik iyileşme ve eğitim reformuyla desteklenen topyekûn bir kültürel değişimde yatmaktadır.

Geçen pazar Dünya Kadınlar, diğer adıyla Emekçi Kadınlar günüydü.

Tüm 8 Mart’larda olduğu gibi yine kutladık, kadın haklarını bir defa daha hatırladık, kadına şiddeti, kadın cinayetlerini bir defa daha kınadık.

Şimdiye kadarki kınamalarımız işe yaramamış, kadın cinayetleri azalmamıştı, dilerim bu sefer işe yarar. 8 Mart’larda ve senenin diğer günlerinde kadın haklarından, özellikle kadınların yaşama haklarından söz ediliyor, daha çok da kadınlar konuşuyor.

Sadece kadın konuşmacıların katıldığı paneller düzenleniyor, izlemeye kadınlar, bir de zaten kadın katili olma potansiyeli taşımayan halim selim erkekler geliyor.

Burada bir yanlışlık var.

Kadınlar Günü, sadece kadınları ilgilendiren bir gün değildir, toplumun tümünü ilgilendiriyor.

Birçok maganda karısını çocuğunun yanında öldürüyor.

BİNEK TAŞI BÜYÜKLÜĞÜNDE PIRLANTA Kadın haklarıyla ilgili, kadına şiddetin önlenmesiyle ilgili konuşmaları, panelleri toplumun sadece belli bir kesimi izliyor, potansiyel katiller izlemiyorlar.

Söz konusu konuşmalar paneller çok değerlidir, gereklidir ancak sonuçta işlevsel olmuyor.

Bu konu tarih sayfalarında kalmış Ahmet Vefik Paşa’yla ilgili bir olayı getirdi aklıma.

Ahmet Vefik Paşa, Recep Yazıcıoğlu kıvamında değişik bir devlet adamıydı.

Halktan yerli yersiz vergi almasını isteyen Babıâli’ye bir defasında “Para denen bok bu vilayetti yok” diye telgraf çektiği söylenir. (Eğer böyle söylemişse Paşa’yı kınamamak gerekir, halkımız ‘Bok boka duvarda yapışır’ der.

Ayrıca bokun tarihiyle ilgili kitap vardır.) Vefik Paşa çok iyi Fransızca bilen, Moliere’in tiyatrolarını Türkçe’ye adapte eden bir kişiydi.

Bursa valisi iken Fasulyeciyan Kumpanyası’nı şehre getirtmişti, devlet memurlarını zorla bu tiyatronun oyunlarına götürürdü.

Oyunlar sırasında Paşa izleyicilerin tiyatro izlemeyi bilmediklerini fark edince sahnenin yanında yüzü izleyicilere dönük şekilde oyun boyunca ayakta durup izleyenlerin ne zaman gülmeleri gerektiğini ne zaman alkışlamaları gerektiğini işaret etmişti.

Bir gün Vefik Paşa’yı sevmeyen birisi arkasından, “Paşa binek taşı büyüklüğünde bir pırlantadır” der. (Binek taşı, eskiden ata binmek için üzerine basılan, 80 cm eninde, 40 cm yüksekliğinde olan, basamaklı taşlara verilen isimdi.) Bu sözün bir övgü olduğunu düşünen bir dostu bunu duyar ve Paşa’ya “Seni arkandan pırlanta diyerek övdüler” der.

Paşa ise ona “Sen bu sözün arkasındaki telmihi (üstü kapalı anlatımı) anlamamışsın.

Binek taşı büyüklüğünde bir pırlanta çok değerlidir ama işe yaramaz.

Ne üstüne basılır ne parmağa takılır.

Bana işe yaramaz demek istemiş” der.

Şimdi teşbihte hata olmasın, benzeri durum kadın haklarıyla ilgili verilen konferanslarda yapılan gösterilerde de ortaya çıkıyor.

Yapılan şeyler çok değerlidir ancak işlevsel değildir.

Bir hafta önce 8 Mart’a Amasya Belediyesi’nin davetlisi olarak Amasya’da kadınların mağduriyetleri üzerine konferans verdim.

Amasyalılar teveccüh gösterdiler, salon doldu.

Ancak gelenlerin çoğu hanımefendilerdi.

Az sayıda erkek gelmişti.

Onlar da, halkımızın ifadesiyle “efendiden kişiler”di.

Sonuçta biz bize söyledik, söylendik ve dinledik. ‘SİZ FEMİNİST MİSİNİZ?’ Tesadüf bu ya, yıllar önce Ahmet Vefik Paşa’nın şehri Bursa’da konferans veriyordum, kadın haklarından, kadınların mağduriyetlerinden söz ettim.

Babayiğit bir genç elini kaldırıp, “Hocam siz feminist misiniz?” diye sordu.

O an sezinlediğim kadarıyla bu kişiyle söz düellosuna girsem konu pise saracaktı.

Ben de ona şöyle dedim: “Siz feministten ne anlıyorsunuz?

Feminizmi tanımlayın, bakalım sizin kafanızdaki feminizm ile benim kafamdaki aynı mı?” Birkaç saniye durdu, “Hocam şimdi şey edemeyeceğim” dedi.

Ben de ona, “Bir daha tanımımı bilmediğiniz kavramları kullanarak soru sormayın” dedim.

ÇARE NE?

Kadın cinayetleri konusunda verilen konferansların, yapılan gösterilerin cinayetleri azaltma yönünde bir faydası yoktur.

Peki ne yapmalı?

Öncelikle İstanbul Sözleşmesi’nin tekrar imzalanması gerekir.

Bu sözleşmeden çıktığımızdan bu yana kadın cinayetleri artmıştır.

İkinci olarak bağlantısallık ilkesinden yola çıkarak söz konusu cinayetlere zemin hazırlayan toplumsal koşulların düzeltilmesi gerekir.

Eğer köy enstitüleri bir zamanlar kapatılmasaydı, kadın cinayetleri böylesine bir kanayan yara olmazdı.

Köy enstitülerini yeniden açmak işe yaramaz ancak toplumdaki ekonomik sıkıntıların giderilmesi, işsizliğin azaltılması çok işe yarar.

Milletvekillerinin TBMM’de yumruk yumruğa kavga etmedikleri, “Biz artık doktor dövüyoruz” diyenlerin sosyal medyada boy göstermedikleri bir ülke olmalıyız.

Vatandaş siyasetteki öfkeyi örnek almaktadır.

Vatandaş televizyon dizilerinde tabanca kullanan magandaları örnek almaktadır.

İlgili Sitenin Haberleri