Haber Detayı

Meclis Başkanı Kurtulmuş'tan dikkat çeken 'süreç' açıklaması: 'Bu iş başarısız olursa...'
Siyaset cumhuriyet.com.tr
15/03/2026 09:22 (1 saat önce)

Meclis Başkanı Kurtulmuş'tan dikkat çeken 'süreç' açıklaması: 'Bu iş başarısız olursa...'

Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, sürece ilişkin yaptığı açıklamada, Bu iş 2009'a, 2013'e ya da önceki çalışmalara benzemez. Eğer bu iş başarısız olursa, duvar yıkılırsa, sivil siyaset bu duvarın altında kalır ve Allah korusun, başarısız olduğumuz zaman 4 Ağustos 2025'tekinden daha daha vahim bir duruma dönüşebilir şartlar diye konuştu.

Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş , sahur buluşmasında gazetecilerin sorularını yanıtladı.

DİKKAT ÇEKEN SÜREÇ AÇIKLAMASI Kurtulmuş, iktidarın Terörsüz Türkiye olarak adlandırdığı sürece ilişkin yaptığı açıklamada, Bu iş 2009'a, 2013'e ya da önceki çalışmalara benzemez.

Eğer bu iş başarısız olursa, duvar yıkılırsa, sivil siyaset bu duvarın altında kalır ve Allah korusun, başarısız olduğumuz zaman 4 Ağustos 2025'tekinden (Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun kurulduğu tarih) daha daha vahim bir duruma dönüşebilir şartlar.

Bölgede bu kadar çatışmanın olduğu bir ortamda bu yangına benzin dökecek çok eller var diye konuştu.

Kurtulmuş, İran savaşıyla ilgili yaptığı değerlendirmede, Birçok ülkede rejim değişikliklerinin çok süratli bir şekilde gerçekleşmiş olması hedeflerinin bir parçasıydı.

En sonunda Gazze üzerinden son safhaya geçmeyi düşündüler.

Büyük İsrail projesinde esas yutulması gereken ana gücü Türkiye’dir.

Bunu görüyorsak, biliyorsak iç kalemizi tahkim edeceğiz ifadelerini kullandı.

ERKEN SEÇİM YANITI Erken seçim tartışmalarına ilişkin de konuşan Kurtulmuş, Ben niyetimi, görüşümü söylüyorum.

Daha seçime epey vakit var.

Erken seçim yok dedi.

Buluşmada yer alan Sabah yazarı Melih Altınok ile Nefes yazarı Aytunç Erkin'in bugünkü köşelerinde aktardıklarına göre, gündeme ilişkin önemli açıklamalarda bulunan Kurtulmuş'un sorulara verdiği yanıtlar şöyle: MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli bu süreci dillendirdi.

Siz devlet aklı dediniz.

Ne öngörüldü de bu başlatıldı?

Herkes diyor ya nereden çıktı bu diye.

Bu bölgede yaşadığımız hiçbir şeyin tesadüf olmadığını biliyoruz.

Özellikle çok net konuşmak gerekirse Amerika’nın Irak’ı işgaliyle birlikte başlayan süreçte fiilen bölgenin etnik ve mezhebi anlamda bölünmesi süreci uygulamaya konuldu.

Birçok ülkede bu uygulamanın sonuçları çok kötü bir şekilde ortaya çıktı.

Şimdi bizim bunu geri çevirmemiz lazım.

Burada Türkiye’ye dönük baktığınız zaman bizim en ağır bedel ödediğimiz mesele, terör meselesidir.

Bunun için ne yapmak gerekiyorsa hızlı bir şekilde yapmak lazım.

Kaldı ki emperyalizmin bakışının dışında, zaman zaman emperyalizmi koltuğunun altına almış, zaman zaman emperyalizmin koltuğunun altına girmiş olan Siyonizm de çok açık bir şekilde son kozlarını oynamaya başladı.

Bunu görmeden bu bölgede siyaset yapmak saflıktır.

Artık son vuruşunu yapmayı epey bir süredir gündeme getirdi.

Lübnan’daki iç savaş buydu, Suriye’deki iç savaş buydu.

Ayrıca birçok ülkede rejim değişikliklerinin çok süratli bir şekilde gerçekleşmiş olması hedeflerinin bir parçasıydı.

En sonunda Gazze üzerinden son safhaya geçmeyi düşündüler.

Büyük İsrail projesinde esas yutulması gereken ana gücü Türkiye’dir.

Bunu görüyorsak, biliyorsak iç kalemizi tahkim edeceğiz.

Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporu tamamlandı.

Dediniz ki “Ramazan sonrası yasal düzenlemelerin gündeme gelmesi şart.” Bu takvim ne zaman başlıyor?

Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporunun en önemli tarafı tüm partilerin uzlaşıyla ortak bir metinde buluşmuş olmalarıydı.

Bu rapor bir yol haritası mahiyetinde. 6. ve 7. bölümlerinde neler yapılabileceğine ilişkin somut öneriler ortaya kondu.

Bundan sonra süratle yasalaşma safhası gerekiyor.

Benim kanaatim, tüm partilerin uzlaşısıyla ortak bir metinde mutabakat sağlanmasıdır.

Bunun için çok vakit kaybetmeden ele alınması lazım.

Bayramdan sonra gündeme gelir diye düşünüyorum. 6’ncı bölümde mutabakatla üzerinde durulan ‘kritik eşik’ meselesi var.

Yasal düzenlemelerin yapılabilmesi için örgütün silahları bıraktığının ve kendini feshettiğinin güvenlik birimleri tarafından tespit edilmesi ön şart olarak ortaya kondu.

Bu, Meclis’in yapacağı bir iş değil, güvenlik birimleri yapacak.

Bu istikamette ilerleme sağlandığına ilişkin bir karar ortaya çıkarsa yasal düzenlemeler yapılır.

PKK’lılar için infaz indirimi ve Öcalan’a umut hakkı… Bayramdan sonra bunlar mı Meclis gündeminde olacak?

Önce partilerin kendi hazırlıklarını yapmaları lazım.

Bir kısmının hazırlığı var, bir kısmının hazırlığını tamamlaması lazım.

Her birinin kendi siyasal bakış açıları bakımından nasıl bir yasal düzenleme öngördüklerini olgunlaştırmaları ve sonra müzakere etmeleri gerekir.

Cezasızlık algısının oluşmayacağı ve yasanın diğer örgütler için geçerli olmayacağı değerlendiriliyor.

Burada yazım tekniği nasıl sağlanacak?

Biliyorsunuz, bir örgüt üyesinin “Ben pişman oldum” demesinin ardından etkin pişmanlıktan yararlanmasına müsait bir hukuk sistemimiz var.

Ama buradaki durum, ilk sefer karşımıza çıkan bir durum ve bir örgüt, kendisini feshettiğini söylüyor.

Feshettiğinin tespiti ve tescili sağlandıktan sonra örgüt, yani PKK, münfesih örgüt haline dönmüş oluyor.

Burada başka bir hukukun uygulanması lazım.

Suça karışmış-karışmamış gibi ayrımları yapmadan söylüyorum; herhangi bir örgüt üyesinin adli kaydı olmasa bile gelip müracaat ettikten sonra mutlaka bir mahkeme kaydının olması, şartlı salıverilme şartlarından istifade edecekse de o şekliyle istifade etmesi konusunda mutabakat ortaya çıktı.

Af algısı olmaması dediğimiz budur.

Yani ceza ortadan kaldırılmayacak ama insanların “Örgüt üyeliğinden vazgeçtim” diye geldiği zaman kaydının yapılarak infaz imkanlarından istifade edilerek salıverilmesi mümkün hale getirilebilir.

Devletle siyasetin, diğer partileri de kastederek soruyorum, beraber çalışması konusunda ne dersiniz?

En önemli kazanımlarımızdan birisi, tüm partilerin aynı masa etrafında bir araya gelebilmiş olmasıdır; çok olgun bir demokratik müzakere yöntemiyle sonuca ulaşmasıdır.

Demirel'in, Özal'ın, Erbakan Hoca’nın, Erdal İnönü’nün günün şartları içerisinde PKK terörünün bitirilmesiyle ilgili girişimleri oldu.

Bazılarının doğrudan temasları oldu.

Çok mesafeler alındı zannedildi ama bir anda her şey altüst oldu.

Bunun birkaç sebebi var.

Bir tanesi devletin içerisinde tek bir siyasal aklın olmamasıydı. 2009-2013 süreçlerini de hatırlıyoruz.

Neredeyse sonuç elde edilecekken Habur, Sakine Cansız ve arkadaşlarının öldürülmesi, Oslo görüşmelerinin sızdırılması gibi birtakım provokasyonlarla devletin içerisindeki FETÖ’cü ve başka unsurlar süreci zehirlediler.

Bu sürecin en önemli artılarından birisi, devletin bütün kurum ve kuruluşları ortak bir istikamette yürüyor, büyük bir eşgüdüm içerisinde süreç devam ediyor.

Daha da önemlisi, konu ilk defa Meclis zeminine taşındı.

Bir partinin ya da bir iktidar grubunun kanaati olmanın ötesinde 11 partinin temsilci verdiği, milli iradenin sahiplendiği bir demokratik zemin ortaya çıktı.

Böyle olduğu için toplumun başlangıçta önemli bir kısmında var olan ihtiyatlı iyimserlik dediğimiz endişeler zaman içerisinde izale oldu.

Rapor ortaya çıktıktan sonra da endişelerin büyük bir kısmı ortadan kalktı.

İran, Suriye ve bölgedeki diğer gelişmelere baktığımızda her an çok kırılgan bir sürecin içinde olduğumuz aşikâr.

Elimizin çok rahat olduğu bol bir zamanımız yok.

Hızlı bir şekilde bu süreci müşterek istikamette sonlandırmamız lazım.

Bu süreçte hiç üçüncü gözün meseleye tecessüs etme gibi durumu oldu mu?

Olamadı, tam da bu sebepten olmadı… Geçmişte çatışma çözümlerinin ülkelerde nasıl uygulandığını biliyoruz; çoğunda hep üçüncü göz girmiş devreye.

Bir kısmında silahlı çatışmalar bittikten sonra demokratikleşme süreci başlamış.

Diğer örneklerden farklı olarak bizdeki siyasetin içerisinde konunun hep gündemde olması bir avantajdı ve Meclis’te herkesin katılmış olması üçüncü göze gerek bırakmadı.

Üçüncü göz, bizatihi Komisyon’un yani milletin kendisidir. ‘Umut Hakkı’ da bayramdan sonra Meclise gelecek mi?

Hukuk sistemimizde ‘Umut Hakkı’ diye bir şey yok.

Raporda da ‘Umut Hakkı’ ile ilgili bir başlık söz konusu değil.

İnfazla ilgili birtakım düzenlemeler yapılabilir.

Kişisel kanaatlerim var, neler yapılabileceğine ilişkin görüşlerimi söylemek istemiyorum.

Çünkü aslolan parti gruplarının devreye girmesi ve müşterek bir çabayı ortaya koymalarıdır.

Raporda kayyumlarla ilgili istisna getirilmesi gibi açık bir ifade var.

MHP’li Feti Yıldız da bu tip düzenlemeler için PKK'nın silah bırakmasının beklenmesine gerek olmadığını vurgulamıştı.

Sayın Bahçeli de Ahmetlerin (Ahmet Türk ve Ahmet Özer) göreve iadesini talep etmişti.

Kayyumlarla ilgili bayramdan sonra düzenleme gelir mi?

Raporda, başkan görevden alınırsa belediye meclisi üyeleri arasından seçilmesi gibi partilerin uzlaştığı bir teklif var.

Eğer bir araya gelir ve tamam derlerse bu konuda da adım atılır.

Umutsuzluğa kapıldığınız oldu mu hiç?

Bu iş 2009'a, 2013'e ya da önceki çalışmalara benzemez.

Eğer bu iş başarısız olursa, duvar yıkılırsa, sivil siyaset bu duvarın altında kalır ve Allah korusun, başarısız olduğumuz zaman 4 Ağustos 2025'tekinden (Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun kurulduğu tarih) daha daha vahim bir duruma dönüşebilir şartlar.

Niçin böyle söylüyorsunuz?

Bölgede bu kadar çatışmanın olduğu bir ortamda bu yangına benzin dökecek çok eller var.

PKK güçsüzleşti, dağıldı bitti.

Yani bunu ne körükleyecek?

Kürtler mi sokağa çıkacaklar?

Hayır, PKK bir günde oluşmadı.

Dağıldı, mücadeleyle baskı altına alındı ama nihayetinde başka bir aklın, sokakları çok rahat karıştırabilecek tezgahlar kurabileceği de aşikardır.

Bu iş başladığı zaman çok kritik bir soru vardı.

Bütün bunların hepsi Cumhurbaşkanı'nı bir kez daha seçtirmek için yapılan meselelerdir diye.

Bu sürecin sonunda yeni anayasa meselesi gündeme gelir mi?

Komisyonda onlarca saat, çok derin bir emek, mesai var.

Hiçbir yerinde bu konu gündeme gelmedi, böyle bir konu tartışılmadı ve hatta yeni anayasa tartışmalarından da tamamen kategorik olarak uzak duralım diye en başta ortak bir kanaat çıktı ve bu istikamette yürüdük. ‘Terörsüz Türkiye’ süreci başladığında Türkiye'nin ‘Rojava’ sorunu vardı, o çözüldü.

Şimdi ‘Rojhilat’ sorunu var.

PKK, İran'ın batısına böyle bir isim veriyor. ‘Rojhilat’ sorunu Terörsüz Türkiye sürecinin uzamasını, PKK'nın silah bırakmasının gecikmesini etkiler mi?

Etkilemeyeceğini düşünüyorum çünkü oradaki gelişmeleri takip ediyor, Türkiye’ye olumsuz bir şekilde yansımaması için her türlü tedbir alıyoruz.

Zaten bakmayın bu günlerde bu tür şeyler konuşulduğuna, Amerikalıların da İran'da bir iç karışıklıkla rejim değişikliğini gerçekleştiremeyeceklerini çoktan anlamış olduklarını zannediyorum.

İran’ın üçüncü füzesi üzerimizden geçti.

İran, sabah yalanlıyor, akşam füze atıyor.

Uyardığımızı söylüyoruz fakat bir dördüncüsünün gelmeyeceğinin bir güvencesi var mı?

Ankara'da anayasa çalışmasının rafa alındığı, seçimden sonraya bırakıldığı konuşuluyor.

Sizin böyle bir duyumunuz var mı?

Ben niyetimi, görüşümü söylüyorum.

Daha seçime epey vakit var.

Erken seçim var mı?

Erken seçim yok.

Tabii ki güvencesi yok da yani İranlılar dediğiniz gibi “Biz yapmadık” diyorlar. “Çok şaşırdık” dedi İran Büyükelçisi.

Yani üçüncü roketle şaşırmak mümkün mü?

Net bir cevap veremiyorlar.

İran'ın Türkiye'ye füze atması için bir milli menfaati yok.

Ya çok büyük bir yanılgı içerisinde olmaları lazım ya da Türkiye'yle İran'ı bir çatışmanın içine sokmak isteyen güçlerin provokasyonu olması lazım.

İran'ın iç yönetiminde ne kadar farklılıklar olursa olsun bir milim İran'ın menfaatine olan bir durum değil bu.

Haklısınız ama Mücteba Hamaney, bölge ülkelerine seslenerek “Amerikan üslerini kapatın” şeklinde uyarı niteliğinde cümleler sarf etti.

Bu ifadeyle üzerimizden geçen füzeyi birbirine bağlamak pekâlâ mümkün.

Onları söyleyebilirler ama yani Türkiye'yle şekilde aralarını bozmaması gerektiğini İran hepimizden daha iyi bilir.

Şu ara bazı tarikat liderleri, cemaat önderleri ve bazı siyasi kişiler mezhep meselesini dini kimliğinin önüne koyacak şekilde İsrail'le İran arasında tarafsız kalma çağrıları yapıyorlar.

Bu tartışmayı izliyor musunuz?

İzliyorum ve üzülüyorum.

Müslüman toplumlar arasında ortak bir karşı çıkışın zaruri olduğu bu dönemde ayrılık manasına gelecek her sözü yanlış görürüm.

İslam dünyasının fikri, mezhebi, siyasi anlamda asırlardır devam eden tartışmaları var.

Ama İslam dünyasının üzerinde ittifak ettiği tek bir cümle var: Lâ ilâhe illallah Muhammedün resûlullah.

Allah'ı ve Peygamberi bir bilmek cümlesinde ittifak oluştuğu için İslam ümmeti diye 2 milyarlık nüfustan bahsediyoruz.

İkinci bir cümleye geçseniz büyük topluluk ayrışmaya başlıyor.

Ayrıştırma yönündeki her sözü, yanlış bulurum.

Bütünleştirme, birleştirme, farklılıkları giderme ve ortak eğilimleri geliştirme konusundaki her sözü faydalı ve yerinde bulurum.

İç cepheyi tahkim edebildik mi?

Silivri mahkemelerini nasıl görüyor Numan Kurtulmuş?

Mahkemelerin nasıl devam edeceğine biz karar veremeyiz ama demokratik standartların yükseltilmesi, sorunların çözümüyle ilgili ortak rapor elimizdeki önemli bir anahtardır.

Bunu derken de tüm toplum kesimleri için demokratik standartların yüksek olduğu bir Türkiye'nin ortaya konulması hedefimizdir.

Silivri duruşmalarının TRT’den canlı yayınlanması talebi konuşuluyor.

Sayın Bahçeli de bu taleplerin ne kadar haklı olduğunun anlaşıldığını söyledi.

Adalet Bakanına soruldu.

O da dedi ki “Meclis'in görevi.” Sizce de canlı yayınlanmalı mı?

Meclis, partiler burada bir “Evet” derlerse… Meclis diyor ki, “Partilere kaldı.” Meclis dediğin o zaten.

Meclis dediğiniz partiler.

Partileri çıkarırsanız Meclis mi kalır?

İlgili Sitenin Haberleri