Haber Detayı
Mücteba Hamaney ve yeni nesil muhafazakârlar
Birkaç gündür İran'ın iç siyasetiyle ilgili yazılar okuyorum. ABD ve Siyonist İsrail'in kanlı saldırılarına karşı direnen İran'ın iç siyasetinde neler olup bittiği de ilgiyle izlendi. Özellikle dini lider Hamaney'in katledilmesinden sonra yerine kimin geçeceği uzun uzun konuşuldu. Birkaç isimden...
Birkaç gündür İran'ın iç siyasetiyle ilgili yazılar okuyorum.
ABD ve Siyonist İsrail'in kanlı saldırılarına karşı direnen İran'ın iç siyasetinde neler olup bittiği de ilgiyle izlendi.
Özellikle dini lider Hamaney'in katledilmesinden sonra yerine kimin geçeceği uzun uzun konuşuldu.
Birkaç isimden biri de oğlu Mücteba Hamaney'di.
Adı geçmesine rağmen seçilmesi yine de şaşırtıcı oldu.
Aslında oğul Hamaney, hem babasına çok yakın bir isimdi hem de İran'ın en etkili kurumlarıyla bire bir ilişkisi olan biriydi.
Genç yaşta İran-Irak savaşına katılması nedeniyle başta Devrim Muhafızları Ordusu olmak üzere bütün silahlı güçlerle iyi ilişki kurmuş ve sürdürmüştü.
Sadece o kadar da değil, vakıflardan sivil toplum örgütlerine, ekonomiden medyaya her alanda ciddi bir güç sahibiydi.
Dışarıdan bakanlar İran'da 'tek bir parti' düzeni olduğunu sanır ama öyle değil.
Seküler güçler tasfiye edilse de geride kalanlar arasında kıran kırana bir mücadele var ve sonu da hiç iyi bitmiyor.
Muhafazakârlar, yeni nesil muhafazakârlar, reformistler ve pragmatistler gibi 4-5 temel siyasi hattan söz ediliyor.
Son yıllarda sistemin tek hâkiminin yeni nesil muhafazakârlar olması ve seçimlere katılımın yüzde 50'nin altına inmesi mücadelenin bitmediğini gösteriyor.
Oğul Hamaney'in gelişi de İran siyasetinde yumuşamanın değil sertliğin süreceğinin işareti. 'REJİM KOLAY ÇÖKMEZ' Son savaşla birlikte İran yoğun gündem olunca, İran üzerine çalışan, araştırma yapan akademisyenler de daha bir görünür oldu.
O isimlerin en başında geleni de Dr.
Muhammed Berdibek oldu.
Yazıları, İran'la ilgili 'Mehdi'den Önce Devrimden Sonra İran' kitabı bir hayli ilgi gördü.
Hatta MHP Lideri Devlet Bahçeli ile özel bir görüşme yaptı ve 20 maddelik bir rapor sundu.
Görüşme sonrası Ankara'da bir araya geldiğimiz Dr.
Berdibek, raporda dile getirdiği şu iki tespit üzerinde özellikle durdu: 'İran rejimi kısa vadede dış müdahale veya protestolarla kolay çökecek bir yapı değil.
Ancak ABD o yapıyı hareketsiz kılmak için, nükleer kapasiteyi imhası, balistik füze gücünü zayıflatma, Hürmüz Boğazı'ndaki deniz gücünü etkisiz kılma ve vekil ağlarını felç etme gibi her şeyi yapacak.' ABD SAVAŞA MI SÜRÜKLENDİ?
Peki kız çocuklarını bile katletmeyi göze alan bir ABD, bütün bunları niçin yapıyor?
Siyonist İsrail'in güvenliği için mi yoksa petrodolar sistemini tehdit eden Çin'i durdurmak için mi?
Birkaç gün önce, 'ABD, İran'a atom bombası atmalı' diyenleri yazdım.
Bu tehlikeye ABD'yi en sert biçimde eleştiren ünlü uluslararası ilişkiler uzmanı Prof.
John Mearsheimer da dikkat çekiyor: 'Eğer konvansiyonel yollarla önleyemezlerse, o zaman nükleer silah kullanmayı düşündükleri bir senaryoya geliriz.
Ve bildiğimiz gibi, yeryüzünde İsraillilerden daha acımasız, daha gözünü kırpmadan kan döken bir devlet yok.
Nükleer silah kullanmaları senaryosu beni gerçekten çok endişelendiriyor.' ABD ya da Trump göz göre göre bu kadar büyük bir tehlikeyi neden üstlensin?
Yakın geçmişte CIA eksenli istihbarat kuruluşu Stratfor'un kurucusu George Friedman, yazdığı 'Gelecek 100 Yıl' kitabında 'Amerikan Büyük Stratejisi ve İslam Savaşları' başlıklı bölümde, bugün tartışılan Monreo Doktrini'nden denizler hâkimiyetine ve İslam'la savaşa kadar bir dizi konuyu ele alıyor ve şu analizi yapıyor: 'Bu müdahalelerin amacı hiçbir zaman bir şeyi gerçekleştirmek değil de bir şeyi önlemektir.
ABD başka bir gücün yükselebileceği alanlarda istikrarı önlemek istemiştir.
Hedef istikrar sağlamak değil de istikrarsızlaştırmaktır.
Ve işte bu İslam devletine ABD'nin nasıl karşılık verdiğini açıklamaktadır.
Büyük ve güçlü bir İslam devletini önlemek istemiştir.' Görüldüğü gibi hedef sadece İran değil, hedef bir araya gelme ihtimali artan bütün İslam ve mazlum milletler...